İstihkak davası ile ilgili Yargıtay Kararları -2

İİK’nın 97/17. maddesinde; “İstihkak davasına karşı haczi yaptıran alacaklı bu Kanunun 11 inci babı hükümlerine dayanarak ve muvakkat veya kati aciz belgesi ibrazına mecbur olmaksızın mütekabilen iptal davası açabilir. Dava ve mütekabil davada tarafların gösterecekleri bütün delilleri hakim serbestçe takdir eder” hükmüne yer verilmiştir.
İİK’nın 96. ve bunu izleyen maddelerinde düzenlenen istihkak iddiasına ilişkin koşullar menkul mallar için uygulanmaktadır. Taşınmaz üzerine konulan haczin kaldırılması istemi icra memurunun işlemine yönelik şikayet mahiyetinde olduğundan şikayet koşulları doğrultusunda çözümlenmesi gerekir.
Somut olayda, taşınmaza ilişkin haczin kaldırılması şikayetinde bulunulmuş olup İİK’nın 97/17 maddesinin uygulanma imkanı yoktur. Bir başka anlatımla, taşınmaza ilişkin haczin kaldırılması istemi şikayet mahiyetinde olduğundan aynı dosyaya karşılık dava olarak açılan tasarrufun iptali davasının icra mahkemesinde görülmesi mümkün değildir. O halde, karşılık dava olarak açılan tasarrufun iptali isteminin bu nedenle reddine karar verilmesi gerekirken işin esasının incelenerek yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir. (12. HD., 25/02/2013. T., 2012/29674; 5793)

İstihkak davasına karşı İİK 277 ve devamı maddeleri gereğince tasarrufun iptali davası açılmasına gerek olmadan muvazaa iddiası ileri sürelebilir. İşyeri devrinin muvazaalı olup olmadığının değerlendirilmesi İcra Mahkemesinin görevleri arasındadır.
Somut olayda dava konusu haczin yapıldığı Malkara 386 Ada 35 parselde kayıtlı fabrika ve teferruatının 1.2.2008 tarihli borcun doğumundan sonra 3.3.3009 tarihinde davacı 3. kişiye satılmasının muvazaalı olduğu iddia edilerek istihkak iddiasının İİK 44, 280/3-4 vc BK 179. maddeler gereğince reddi savunulduğundan bu savunma üzerinde durulması, taraf delillerinin toplanması, anılan maddelerdeki şartların varlığı halinde davacı 3. kişinin istihkak iddiasının reddine karar verilmesi gerekirken eksik incelemeye dayalı hüküm tesisi isabetli görülmemiştir. (17. HD., 5.7.2011. T., 314/7050)

Uyuşmazlık İİK’nm 96. ve devamı madddeleri gereğince 3. kişi tarafından açılmış istihkak davası ile alacaklı tarafından İİK 97/17. madde gereğince karşı dava olarak açılmış tasarrufun iptali istemine ilişkindir.
Somut olayda hemekadar davacı 3. kişi dava konusu aracı 17.9.2008 tarihli hacizden önce 24.6.2008 tarihli noter satış sözleşmesiyle satın almış ise de alacaklı tarafından İİK’nın 97/17 maddesi hükmüne göre borçlu ile kardeşi davacı 3. kişi arasındaki borcun doğumundan sonra yapılan araç satış sözleşmesinin (tasarrufun) iptali talep edilmiştir. Karşı dava olarak açılan eldeki iptal davasında aciz belgesi aranmaksızın yapılan tasarrufta tarafların kardeş olmaları nedeniyle İİK 278/111-1. madde gereğince bağışlama hükmünde olup iptale tabidir. Ayrıca, İİK 280 II. maddesi gereğince de davacı 3. kişinin borçlunun durumunu ve amacını bilebilecek kişilerden olması nedeniyle de tasarrufun anılan madde gereğince de iptali tabi gerekeceği gözönüne alınarak alacaklı banka tarafından karşı dava olarak açılan tasarrufun iptali davasının kabulüne, istihkak davasının reddine karar verilmesi gerekirken dosya kapsamı ve mevcut delil durumuna uygun düşmeyen gerekçe ile istihkak davasının kabulü karşı davanın reddi isabetli görülmemiştir. (17. HD., 28.6.2011. T., 1718/6717)

Dava, 3. kişinin İİK’nın 96 ve devamı maddelerine dayalı olarak açtığı istihkak davası ile alacaklının karşılık olarak İİK’nm 97/17 ve 277-280 maddeleri gereğince açtığı tasarrufun iptaline ilişkindir.
İİK’nın 97/17. maddesinde, istihkak davasına karşı haciz yaptıran alacaklının, İİK’nın 11. babı hükümlerine dayanarak, geçici veya kesin aciz belgesi vermeden karşılık iptal davası açabileceği dava ve karşılık davada tarafların gösterecekleri bütün delillerin mahkemece serbestçe değerlendirileceği yazılıdır. HMUK’un 203. maddesinde ise karşılık davanın esas hakkındaki cevap dilekçesinde bildirmek sureti ile açılacağı açıkça belirtilmiştir.
Somut olayda 3. kişi tarafından açılan istihkak davası dava dilekçesi örneği alacaklıya 29/07/2009 tarihinde tebliğ edilmiş olmasına karşın cevap dilekçesi ile alacaklı karşılık dava açmamıştır. Alacaklının davası 07/10/2009 tarihinde bağımsız dava şeklinde açılmış ve istihkak davası ile birleştirilerek sonuçlandırılmıştır. Oysa karşılık dava olarak açılmavıp ayrı dava olarak açılan iptal davalarının İcra Mahkemesinde görülemeyeceği Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu’nun 24.2.1954 gün E: 2 K: 7 sayılı kararı gereğidir. Bu durumda, iptal davasının görev yönünden reddi ile dosyanın başvuru halinde, değere göre görevli Samsun Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesi yerine esastan karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. (17. HD., 5.4.2011. T., 2010/9440; 3109)

Mahkemece, haciz tarihinin noter satışından sonra olduğu mülkiyetin noter satışıyla davacıya geçtiği gerekçesiyle istihkak davasının kabulü ile haczin kaldırılmasına, tasarrufun iptaline yönelik karşı davanın bu davada görülemeyeceği gerekçesiyle reddine karar verilmiş; hüküm, davalı alacaklı vekili ile davacı 3. kişi vekilince temyiz edilmiştir.
İİK’nın 97/17. maddesinde istihkak davasına karşı iptal davası açılabileceği ve bu iki davanın birlikte incelenip karar verileceği hükme bağlanmıştır. Davalı, istihkak davasına karşı aracın davacıya satışının iptali için dava açmış bulunduğuna göre noksan harcı var ise tamamlatılıp İİK’nın 277. vd. maddeleri hükümlerine göre satışın iptali gerekip gerekmediği hakkında tarafların göstereceği deliller toplanıp sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken bu yön incelenmeksizin istihkak davasının kabulüne karşı davanın yazılı gerekçelerle reddine karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir. (17. HD., 14.4.2011. T., 2010/11452; 3393)

İstihkak davalarına karşı açılan tasarrufun iptali davaları İİK’nın 97/17 ve HUMK’un 512. maddesi gereği genel hükümlere göre görülür ve 492 sayılı Harçlar Yasasının 16. maddesi ile 1 sayılı tarifedeki nisbi esas üzerinden harca tabidir. Dava- lı-karşı davacı alacaklı banka Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 06.10.2010 Tarih 2010/12-443 Esas-2010/471 Karar sayılı ilamı gereğince harçtan muaf olmadığından, alacak tutarı ile haczedilen dava konusu malın değerinden hangisi az ise o değer üzerinden %054 oranında hesaplanacak harcın 1/4’ü anılan Yasanın 28. maddesi uyarınca davalı -karşı davacı alacaklı bankadan peşin olarak alındıktan sonra yargılamaya devam olunması gerekirken yargı işlemlerinde alınacak harçlar ödenmedikçe sonraki işlemlerin yapılamıyacağını öngören 32. maddeye aykırı olarak harç alınmadan davaya bakılması usul ve yasaya aykırı olup kamu düzenine ilişkin olması nedeniyle bozmayı gerektirmiştir. (17. HD., 19.04.2011. T., 2010/11553; 3681)

Tasarrufun iptali davaları İİK’nın 277 ve devamı maddelerinde düzenlenmiş olup, kural olarak bu davalara bakma görevi genel mahkemelere (sulh-asliye hukuk) aittir. Ancak İİK’nın 97/11. maddesinde belirtildiği üzere, istihkak davasına karşılık olarak açılmaları halinde, bu davalara istihkak davası (asıl dava) ile birlikte icra mahkemesinde bakılır.
Somut olayda üçüncü şahıs tarafından icra mahkemesine yapılan başvuru, istihkak davası olmayıp, taşınmaza ilişkin şikayet niteliğinde olduğundan, alacaklı tarafından tasarrufun iptali davasının karşılık dava olarak açılması mümkün olmadığı gibi, açılması halinde de bu nevi davalara icra mahkemesince bakılması olanaklı değildir. O halde mahkemece görev hususu da gözetilerek bu yöne ilişkin istemin reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir. (12. HD., 06/07/2009 T., 6778/14749)

Uyuşmazlık üçüncü kişinin İcra ve İflas Kanunu’nun 96 ve devamı maddelerine dayalı olarak açtığı istihkak davasına ilişkindir.

Takip borçlusu tarafından alacaklı aleyhine Adana 3. İcra Hukuk Mahkemesi’nin 2005/562 Esas sayılı dosyasında ödeme emrinin iptali davası açıldığı dosya içerisindeki bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır. Şüphesiz, bu davanın sonucu, görülmekte olan istihkak davasının sonucunu etkileyecektir.
Bu durumda, anılan davanın bekletici mesele yapılarak, o davada verilecek kararın kesinleşmesinden sonra oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, aksi düşüncelerle yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir. (21. HD., 13.11.2008 T., 1419/17491)

Haciz sırasında hazır bulunan işçinin hacizdeki beyanı, dinlenen davalı tanıkları ve çiftlikteki tavuklarla ilgilenen veteriner hekiminin mahkemece alman ifadelerinden haciz yapılan çiftlik ve satış reyonunun bulunduğu işyerlerinin borçlu tarafından fiilen işletildiği vergi kaydının davacı anne üzerine yapılmasının, bu maddi olguyu değiştirmeyeceği, borcun doğum tarihinde veya sonrasındaki tarihleri taşıyan faturaların, karine aksini ispata yeterli olmadığı anlaşılmaktadır.
Nitekim davalı alacaklı tarafından sunulan borçluya ait kartvizit ve Meltem sitesinde bulunan haciz adresindeki işyeri açılışına ait davetiyede borçlunun işyeri sahibi olarak isminin yer aldığı görülmüştür.
Bu maddi ve hukuki olgular karşısında, 3. kişinin istihkak davasının reddi gerekirken aksi düşüncelerle yazılı şekilde karar verilmesi isabetsizdir. (21. HD., 08.07.2008 T., 2007/16713; 11025)

Uyuşmazlık 3. kişinin İİK’nın 96 ve devamı maddelerine dayalı olarak açılan istihkak davasına ilişkindir. Davacı 3. kişi, dava konusu 16 Turan Eryılmaz 901 plakalı aracı davalı borçludan satın aldığını belirterek üzerine konulan haczin kaldırılmasını talep etmiştir. Mahkemece istemin kabulüne karar verilmiştir. Dava konusu aracın, satışının iptali için alacaklı banka tarafından üçüncü kişi ve borçlu aleyhine Bursa 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2007/75 Esas sayılı dosyası ile dava açıldığı anlaşılmaktadır.
Anılan dava dosyasının kesinleşmiş sonucunun bu davayı etkileyeceği açıktır. Bu durumda. Bursa 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2007/75 Esas sayılı dosyasının bekletici sorun yapılarak, kesinleşen sonucuna göre karar verilmesi gerekirken bu davanın sonucu beklenmeden yazılı şekilde karar verilmiş olması isabetsiz olmuştur.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular dikkate alınmadan yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir. O halde davalının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve karar bozulmalıdır. (21. HD., 10.6.2008 T., 2007/15134; 8889)

Uyuşmazlık üçüncü kişinin İcra ve İflas Kanunu’nun 96 ve devamı maddelerine dayalı olarak açtığı istihkak davasına ilişkindir.
Dava dayanağı takibe esas bono ile ilgili olarak aralarında alacaklının da bulunduğu üç kişi hakkında Ankara 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2005/425 Esas sayılı dosyasında kamu davası açılarak, tüm sanıkların cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak, sahte senet düzenlemek ve dolandırıcılığa teşebbüs suçlarından cezalandırılmaları talep edilmiştir. Anılan mahkemece, sanıklar Erdoğan, Hüseyin ve Ali Rıza’ya sahtecilik ve dolandırıcılık olarak yüklenen suçların kül halinde hizmet nedeni ile güveni kötüye kullanma suçunu oluşturacağından, eylemlerine uyan ve daha lehe olan 5237 sayılı yasanın 155/2. maddesi uyarınca cezalandırılmalarına karar verilmiştir. Söz konusu karar, tebligat aşamasında olduğundan henüz kesinleşmemiştir. Şüphesiz, bu davanın sonucu, görülmekte olan istihkak davasının sonucunu etkileyecektir.
Bu durumda, anılan davanın bekletici mesele yapılarak, kararın kesinleşmesinden sonra oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, aksi düşüncelerle yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir. O halde, davacı üçüncü kişinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır. (21. HD., 26.04.2007 T., 21642/7080)

Üçüncü kişinin istihkak davasında, takibin dayanağı olan senedin sahteliği iddiası üzerine, sahte senet düzenlemek suçundan ağır ceza mahkemesinde açılmış dava bulunduğu, o davada, sahtelik nedeniyle mahkumiyet kararı verilirse istihkak davasının konusunun kalmayacağı gözetilerek, ceza davasının sonucu beklenmeli, birlikte değerlendirilerek bir karar verilmelidir… (21. HD., 15.12.2003 T., 10590/10343)

Davacı 3. kişi borçlunun adresinden taşındığı belirlenen tarihe çok yakın bir tarihte (01.3.2010) dava konusu haciz işleminin yapıldığı adrese naklen gelmiş ve borçlu ile birlikte bu adreste kalmaktadır. Kira sözleşmesinde borçlunun kefil olarak imzası bulunduğu gibi, hacizde borçluya ait evraklar da bulunmuştur. Özet olarak, mahkemenin de kabulünde olduğu üzere, borçlu ile 3. kişi arasında aynı meslek ve konuda bir ilişki bulunduğu kuşkusuzdur. Öte yandan, ÎİK’nın 8. maddesi uyarınca aksi sabit oluncaya kadar geçerli haciz tutanağı içeriğine göre, davacı 3. kişi haciz sırasında borçlu ile birlikte kaldıklarını ve birlikte çalıştıklarını, bir kısım malların borçluya ait olduğunu belirtmiş ve borçlunun diplomasının duvarda asılı olduğu da belirlenmiştir.
Buna göre, davacı 3. kişi ile borçlunun haciz adresinde birlikte ticari faaliyette bulundukları, dava konusu mahcuzları birlikte ellerinde bulundurdukları ve İİK’nın 97/a maddesinde öngörülen mülkiyet karinesinin borçlu dolayısı ile alacaklı yararına olduğu, borçlu ile 3. kişi tarafından alacaklıdan mal kaçırmaya ve hacizleri önlemeye yönelik muvazaalı işlemler yapıldığı kabul edilmelidir. Davacı 3. kişi tarafından ibraz edilen ve borcun doğumundan sonraki tarihlere ait olup, her zaman temini mümkün olan vergi kaydı, faturalar ve adi nitelikli kira sözleşmesi ile yasal mülkiyet karinesinin aksinin kesin ve güçlü delillerle ispat edildiğinden de söz edilemez. O halde, açıklanan hukuki ve maddi olgular karşısında, mahkemece, davanın reddine karar vermek gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir. (17. HD., 9.4.2012. T., 3429/4234)

Dava konusu 10.7.2009 tarihli haciz işlemi, ticaret sicilinde davacı 3. kişi adına kayıtlı işyerinde 3. kişi yetkilisinin huzurunda ve borçlunun yokluğunda yapılmıştır. Ancak; dosya içindeki bilgi ve belgelere göre, dava konusu mahcuzun aynı takip nedeniyle Şişli 2.İcra Müdürlüğü’nün 2008/507 Tal. sayılı dosyasından 03.03.2008 tarihinde borçlu şirket adresinde ve borçlu elinde iken haczedilerek borçlu yetkilisine yeddiemin olarak teslim edilen mahcuzlardan olduğu anlaşılmaktadır. Esasen önceki haciz işlemi ile İİK’nın 86. maddesi gereğince borçlunun mahcuz mal üzerindeki tasarruf hakkı kısıtlanmış olup 03.03.2008 tarihli haciz işleminden sonra dava konusu mahcuz, borçlu ile davacı 3. kişi arasında düzenlenen 07.7.2008 tarihli Makine Alım Sözleşmesi ile borçlu tarafından 3. kişiye satılmıştır.
Öte yandan dava konusu takibin dayanağı olan borçlanma işlemi, 12.6.2007 tarihli bonodan kaynaklanmaktadır. Buna göre, mahcuzun borcun doğumundan sonra 3. kişi ile aynı konuda ticari faaliyette bulunan borçlu tarafından 3. kişiye satışı ve devri yapılmış olup yapılan devir işleminin alacaklıdan mal kaçırmaya yönelik danışıklı işlemler niteliğinde olduğu kabul edilmelidir. Bu nitelikteki devir işlemlerinin alacaklının haklarını etkilemeyeceği açıktır. Bir an için 3. kişi ile borçlu arasındaki devrin danışıklı olmadığı (İİK’nın 86/2. maddesi uyarınca 3. kişinin iyiniyetli olduğu) düşünülse dahi, borçlu ile davacı arasındaki ilişki, borcun doğumundan sonra ticari işletmeye ait menkullerin devri niteliğinde bulunduğundan olayda İİK’nın 44. ve BK’nun 179. Maddelerinin uygulanması gerektiği de açıkça ortadadır. Anılan maddelerde öngörülen koşulların yerine getirildiği iddia ve ispat edilmiş de değildir. Gerçekten borçlunun devir işlemini, kayıtlı olduğu ticaret siciline bildirerek ilan ettiği ve mal beyanı verdiğine ilişkin dosyada hiçbir kanıt yoktur. Bu durumda devir, alacaklının haklarını etkilemeyeceği gibi devralan davacı da B.K’nun 179. maddesi gereği işletmenin borçlarından sorumludur. (17. HD., 9.4.2012. T., 1719/4229)

Haciz işlemi, takıp borçlusu tarafından borcun doğumundan sonra davacı 3. kişiye kiraya verilen adreste yapılmıştır. Bununla birlikle, kira sözleşmesi ile aynı tarihte borçluya ait bir kısım menkuller davacı 3. kişiye satılarak devredilmiş, davacı 3. kişi borcun doğumundan sonra borçlu ile aynı konuda ticari faaliyete başlamıştır. Davacı tanığı da devir yapıldığını belirtmiştir. Bu durumda, İİK’nın 97/a maddesinde öngörülen mülkiyet karinesinin borçlu dolayısı ile alacaklı yararına olduğu ve borçlu ile 3. kişi arasında alacaklıdan mal kaçırmaya yönelik muvazaalı işlemler yapıldığı kabul edilmelidir. Yapılan bu işlemlerin alacaklının haklarını etkilemeyeceği açıktır.
Bir an için yapılan devir işlemlerinin danışıklı olmadığı düşünülse dahi, borçlu ile davacı arasındaki ilişki ticari işletme devri niteliğinde bulunduğundan, İİK’nın 44. ve BK’nun 179. Maddelerinin uygulanması gerektiği de açıktır. Anılan maddelerde öngörülen koşulların yerine getirildiği iddia ve ispat edilmemiştir. Gerçekten borçlunun devri kayıtlı olduğu ticaret siciline bildirerek ilan ettirdiği ve mal beyanı verdiğine ilişkin dosyada hiç bir kanıt yoktur. Bu durumda, devir alacaklının haklarını etkilemeyeceği gibi, devralan davacı da B.K’nun 179. maddesi gereği işletmenin borçlarından sorumludur. Açıklanan bu maddi ve hukuki olgulara göre, mahkemece davanın reddine karar vermek gerekirken dosya içeriği ile uygun düşmeyen gerekçelerle yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir. (17. HD., 2.4.2012. T., 975/3887)

Dava, üçüncü kişinin İİK’nın 96. vd. maddeleri uyarınca açtığı “istihkak” davası niteliğindedir. Araçların trafik kaydına konulan hacizlerde, aynı gün yapılan satış sözleşmelerinin alacaklıdan mal kaçırmaya yönelik danışıklı işlem niteliğinde bulunduğu kabul edilmelidir. Nitekim Dairemizin istikrar kazanan uygulaması da bu yöndedir.
Somut olayda dava konusu araç kaydına satış sözleşmesi ile aynı gün haciz konmuştur. Üstelik satış saat itibarı ile de haczi şerhinin konulmasından sonra yapılmıştır. Davanın reddi gerekirken oluşa ve dosya içeriğine uygun düşmeyen gerekçe ile kabulüne karar verilmesi hatalı olmuştur. (17. HD., 16.6.2011. T., 1680/6282)

Dava dayanağı takip 26.11.2007 tarihinde başlamış olup dava konusu aracın trafik kaydı üzerine haciz şerhi, 23.10.2009 tarihinde konulmuştur. Davacı aracı bu tarihten önce noter satış sözleşmesi ile 05.12.2007 tarihinde satın almış ise de davacı 3. kişi ile borçlunun karı-koca oldukları anlaşılmaktadır. Bu durumda davacının borcun varlığından haberdar olduğu ve alacaklılardan mal kaçırma amacı ile danışıklı olarak satışın gerçekleştiği ortadadır. Davacı 3. kişi ile borçlu arasındaki görünürdeki noter satış sözleşmesi alacaklının haklarını etkilemez. (17. HD., 30.5.2011. T., 655/5456)

Haciz 3. kişi işyerinde yapıldığından mülkiyet karinesi davalı 3. kişi yararınadır. Bu karinenin aksinin davacı alacaklı tarafından her türlü delille ispatlanması olanaklıdır.3. kişi önceden işçi iken borcun doğumundan sonra haciz adresi deponun yarısını kiralayarak odun-kömür-demir ve inşaat malzemesi satışına başlamış ve yine bu tarihten sonra 21.10.2008 tarihli fatura ile borçluya ait tüm makineleri satın almıştır.
Tüm bu maddi ve hukuki olgular birlikte değerlendirildiğinde, borçlunun borcun doğumundan sonra alacaklılardan mal kaçırma amacı işyerindeki tüm malları 3. kişi adına açılan ve kiralanan depoya gönderdiği anlaşılmaktadır. Yapılan bu işler, danışıklı işyeri devri niteliğinde olup alacaklının haklarını etkilemeyeceği açıktır. Bir an için işyeri devrinin danışıklı olmadığı düşünülse dahi borçlu ile davacı arasındaki ilişki ticari işletme devri niteliğinde bulunduğundan İİK’nın 44. ve BK’nın 179. maddelerinin uygulanması gerektiği açıkça ortadadır. Anılan maddelerde öngörülen koşulların yerine getirildiği iddia ve ispat edilmemiştir. Gerçekten borçlunun devri kayıtlı olduğu ticaret siciline bildirerek ilan ettiği ve mal beyanı verdiğine ilişkin dosyada hiçbir kanıt yoktur. Bu durumda, devir alacaklının haklarını etkilemeyeceği gibi, devralan davacıda B.K’nun 179. maddesi gereği işletmenin borçlarından sorumlu bulunduğundan davacı üçüncü kişinin davasının reddi gerekir.. (17. HD., 30.5.2011. T., 512/5433)

Dosya içerisinde mevcut belgelerden 3. kişinin borcun doğumundan sonra 07.05.2010 tarihinde “Umut İletişim” unvanı ile işyeri açtığı ve borçluyu da bu işyerinde sigortalı gösterdiği anlaşılmıştır. Sigortalı olarak çalışan şahsın işyerine istediği zaman uğraması gibi olgu yaşam deneyimleri ile bağdaşmadığı gibi iş hukukunun temel prensiplerine de uygun değildir.
Tüm bu maddi ve hukuki olgular birlikte değerlendirildiğinde, borçlunun borcun doğumundan sonra alacaklılardan mal kaçırma amacı işyerini aynı unvanla 3. kişi adına açtığı kendisin de sigortalı işçi olarak gösterdiği anlaşılmaktadır. Danışıklı olarak yapılan bu işlemlerin alacaklının haklarını etkilemeyeceği açıktır. (17. HD., 30.5.2011. T., 511/5432)

Dava konusu haciz ödeme emrinin de tebliğ edildiği, takibe dayanak senette borçlunun gösterdiği adreste ve borçlunun huzurunda yapılmıştır. Ödeme emri tebligatını alan kişi borçlunun eşidir. İİK’nın 97/a maddesindeki mülkiyet karinesi borçlu, dolayısıyla alacaklı yararınadır. İspat yükü altında olan üçüncü kişi karinenin aksini her türlü delille kanıtlama olanağına sahiptir.
Davacı, ticaret sicil kayıtları, SGK kaydı, vergi levhası, tanık delili ve faturalara dayanmaktadır. Ne var ki sunduğu deliller ödeme emri tebliğ işlemi sırasında borçlunun eşinin de iş yerinde bulunma nedenini açıklayamamaktadır.
Diğer yandan alacaklı, takibe dayanak senetlerin borçlu ile aralarındaki ticari ilişki sırasında düzenlendiğini iddia etmektedir. Gerçekten de takibe dayanak senetlerin malen düzenlendiği, borçlunun duruşmalar sırasındaki savunması ile üçüncü kişinin sunduğu delillerin ise bunun aksini kanıtlamaya elverişli olmadığı görülmüştür. Tüm bunlar borçlunun haciz adresinde üçüncü kişi ile birlikte ticari faaliyetini sürdürdüğü halde, alacaklıdan mal kaçırmak için danışıklı olarak işçi işveren ilişkisinin kurulduğunu gösteren güçlü deliller olarak kabul edilmelidir. Bu durumda da davanın reddi gerekirken oluşa ve dosya içeriğine uygun düşmeyen gerekçe ile yazılı biçimde kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiştir. (17. HD., 26.5.2011. T., 461/5336)

Takip dosyasında borçluya ödeme emri iş adresine tebliğ edilmiş, borçlunun ayrı bir adreste ikamet ettiğine dair resmi bir bilgi görülmemiştir. Dava konusu haczin gerçekleştiği adresin borçlu ve davacının başlangıçtan itibaren birlikte ikamet ettikleri adres olduğu davacı tarafından da kabul edilmektedir. Öte yandan boşanmaya rağmen borçlu ve davacıya ait olan limited şirket ortaklıklarının da devam ettiği, dosya içerisindeki ticaret sicil kayıtlarından anlaşılmaktadır.
Tüm bu maddi ve hukuki olgular birlikte değerlendirildiğinde, davacı 3. kişi ve borçlunun boşanmaya rağmen birlikte yaşadıkları ve boşanmanın alacaklılardan mal kaçırma amacı ile danışıklı yapıldığı anlaşılmaktadır.
Davacı ve borçlu birlikte yaşadıklarından İİK’nın 97/a maddesinde öngörülen mülkiyet karinesi borçlu dolayısı ile alacaklı yararınadır. Yasal karine aksinin davacı 3. kişi tarafından kesin ve güçlü delillerle ispatlanması gerekmektedir. Ancak davacı bu yönde hiçbir mülkiyet belgesi ibraz etmemiş, sunulan garanti belgeleri ise mülkiyet belgesi niteliği taşımadığından itibar edilmemiş ve dinlenen tanıkların ifadeleri de hükme elverişli nitelikte görülmemiştir. Bu durumda, mahkemece mülkiyet karinesinin aksini ispat- layamayan davacı 3. kişinin davasının reddine karar vermesi gerekirken, aksi düşüncelerle davanın kabulüne karar vermesi usul ve yasaya aykırıdır. (17. HD., 24.5.2011. T., 12/5151)

Dosya içerisinde mevcut belgelerden 3. kişi şirketin borcun doğumundan sonra 06.05.2009 tarihinde N. Bilgiç ve A.Bayram tarafından kurulduğu, N.’nin %90 hissedar olduğu görülmüştür. Bilahare istenilen Sosyal Güvenlik Kurumu kayıtlarından N. Bilgiç’in ve haciz sırasında hazır bulunan A. Taş ve E. Şahin’in de borçlu şirketin sigortalı işçileri olduğu, haciz adresinde önceden borçlu şirketin faaliyette bulunduğu, diğer ortak A.Bayram’ın ticaret sicilindeki ikametgah adresinin borçlu şirket ortaklarının ikametgah adresleri ile aynı adres olduğu anlaşılmıştır.
Tüm bu maddi ve hukuki olgular birlikte değerlendirildiğinde, borçlu şirketin borcun doğumundan sonra alacaklılardan mal kaçırma amacı ile sigortalı işçisi adına davacı 3. kişi şirketi kurdurarak, danışıklı olarak işyerini devrettiği, kendi işçilerinin aynı işyerinde çalışmaya devam ettiği anlaşılmaktadır. Danışıklı işyeri devrinin alacaklının haklarını etkilemeyeceği açıktır. Bu durumda, mahkemece davacı alacaklının davasının kabulü gerekirken, yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. (17. HD., 10.5.2011. T., 4573/4541)

Dava konusu taşınır mallar 28.09.2006 tarihinde borçlulardan T. Andıç’ın borç dayanağı bono ve takip talebinde yazılı olan işyeri adresinde haczedilmiştir. Borcun doğumu 04.06.2005 düzenleme ve 22.08.2005 ve 20.02.2006 vade tarihli 2 adet bonodan kaynaklanmaktadır. Borçlu 26.12.2005 tarihinde noterde düzenlenen sözleşme ile haczin uygulandığı iş yerini devrederek haciz adresinden ayrılmıştır. Davacı 3. kişi haciz adresini 09.11.2005 tarihinde kendi adına vergiye kaydetmiştir.
Haciz işyerinin borcun doğumundan sonra borçlu tarafından terk edilerek davacı 3. kişiye noter sözleşmesiyle devri danışıklı iş yeri devri niteliğindedir. Borçlu ile davacı 3. kişi Rize ili Çamlıhemşin ilçesinin farklı köylerinde nüfusa kayıtlıdır. Davacı 3. kişi borçlunun borca batık halini bilebilecek durumdadır. Davacı 3. kişi ile borçlu arasındaki bu ilişki, ticari işletme devri niteliğinde bulunduğundan İİK’nın 44 ve Borçlar Kanununun 179. maddelerinin uygulanması gerektiği açıktır. Anılan maddelerde öngörülen koşulların yerine getirildiği iddia ve ispat edilmemiştir.
Gerçekten borçlunun devri kayıtlı olduğu ticaret siciline bildirilerek ilan edildiği ve mal beyanının verildiğine ilişkin dosyada hiçbir kanıt yoktur. Öte yandan takip borçlularından B. Tüylüoğlu ile davacı 3. kişi aynı soyadı taşımaktadır. Tüm bu işlemler danışıklı olup alacaklılardan mal kaçırmaya yöneliktir.
Bu durumda; devir alacaklının haklarını etkilemeyeceği gibi, devralan davalıda Borçlar Kanunu’nun 179. maddesi gereği işletmenin borçlarından sorumlu bulunduğundan, davanın reddi gerekirken kabulü usul ve yasaya aykırıdır. O halde, davalı alacaklının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve karar bozulmalıdır. (21. HD., 17.06.2008 T., 2007/17192; 9391)

Uyuşmazlık İİK’nın 96 ve onu izleyen maddelerine dayalı 3. kişinin istihkak davasına ilişkindir. Mahkemece davacının noterde satın aldığı aracın trafik kaydına konulan haczin kaldırılmasını içeren davası kabul edilmiştir. Ne var ki yargılama devam ederken dava konusu aracın davacı tarafından dava dışı O. Akdamar isimli kişiye
21.7.2005 tarihinde Mut Noterliğince düzenlenen satış sözleşmesi ile satıldığı dosyadaki belgelerden anlaşılmaktadır.
Bir şeye malik olan kişi, ayrık durumlar dışında o şeyi dilediğine devir ve temlik edebilir. Bu karardan hareketle HUMK’un 186. maddesi, davanın açılmasından sonra dava konusunun davacı veya davalı yanca üçüncü bir kişiye devir ve temlik edilmesi durumunda yapılacak usuli işlemleri düzenlenmiştir. Bu kural uyarınca, istihkak davası yargılama sırasında, dava konusu hacizli şeyi davalının onayı olmadan dava dışı üçüncü bir kişiye devir ve temlik edebilir. Böyle bir durumda, istihkak davacısının davacı sıfatı sona erer. Temlik alan kişi, davalının onayı olmaksızın kendiliğinden davacının yerine geçip davayı takip edebilir. Diğer bir söyleyişle, dava konusu hacizli malı devir ve temlik alan, davaya devam iradesini bildirdiğinde, davacı sıfatını alacak ve yargılama onun huzuru ile devam edecektir.
Yargıtay’ın kararlılık kazanan uygulaması da aynı doğrultudadır. Bu durumda HUMK’un 186. maddesi gözetilerek aracı devralan O. Akdamar’a yöntemine uygun şekilde davanın özünü bildirir açıklamalı davetiye tebliğ olunarak çağrılması gerektiği açıktır.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin davacı sıfatı kalmayan davacının huzuru ile yargılamaya devam olunarak davanın sonuçlandırılması usul ve yasaya aykırıdır.
Bundan başka davacı 3. kişi A. İ. Gökmen aracı 4.2.2003 tarihinde noterde satın alırken bu aracın daha önce 12.6.2002 tarihinde Mut İcra Müdürlüğünün 2002/429 Esas sayılı dosyasında yapılan fiili haciz sebebiyle aynı tarihte yediemin M.Kara’ya aracın teslim edilmiş olması gerçeği karşısında davacının fiili haczi aracı satın alırken bildiğinin kabulü gerekeceği dolayısıyla aracı satın alırken iyi niyetli olmadığı açıkça ortadadır.
İİK’nın 86/ son maddesi uyarınca iyi niyet kurallarına aykırı olarak hacizli taşınır mal üzerinde 3. kişinin kazandığı haklar alacaklının haklarını ihlal ettiği nispette batıldır. bu gerçeğin göz ardı edilerek yazılı şekilde sonuca varılması usul ve yasaya aykırı olup kabul şekli bakımından bozma nedenidir. (21. HD., 30.1.2007 T., 2006/21377; 936)

Dava konusu 06 K 1500 plakalı araç, trafikte borçlu adına 13.09.2004 tarihinden beri kayıtlı ise de, bu araç Trafik Tescil Şube Müdürlüğü’nce araç kaydına işlenen 27.4.2005 tarihli haciz şerhinden önce, 26.04.2005 tarihinde Altındağ 6. noterliğinde düzenleme şeklinde yapılan satış sözleşmesi ile borçlu tarafından davacı 3. kişiye satılmıştır. 2918 sayılı Karayolları Trafik Yasası’nın 4199 sayılı Yasa ile değişik 20/d maddesi uyarınca, trafikte kayıtlı her türlü aracın satış ve devri tescil belgesi esas alınarak noterlerce ya da Trafik Şubeleri ve bürolarında yetkili memurlarca yapılacak satış sözleşmesi ile mümkün olduğundan, davacıya yapılan bu satış geçerlidir.
Satışın sicile işlenmesi idari bir işlem olduğundan satıştan sonra davacı adına tescil edilmemesi satışı geçersiz kılmaz. Öte yandan satışın danışıklı olduğu iddiasıyla açılmış bir iptal davası da yoktur. Bu durumda istihkak davasının kabulü gerekirken reddi usul ve yasaya aykırıdır… (21. HD., 13.3.2008 T., 2007/7576; 4096)

Davacı üçüncü kişi, dava konusu iki aracı noterde düzenlenen sözleşme ile borçlulardan Ö. İnş. San. ve Tic. AŞ’den satın aldığını belirterek trafik kaydına konulan haczin kaldırılmasını istemiştir.
Davacı üçüncü kişi, dava konusu araçları Ankara 3. Noterliği’nce 21.04.2003 ve 22.04.2003 tarihlerinde düzenlenen sözleşmeler ile borçlulardan Ö. İnş. San. ve Tic. AŞ’den satın almış ise de, davacı üçüncü kişi borçlulardan Ö. İnş. San. ve Tic. AŞ’nin yönetim kurulu üyesidir ve satış işlemi takip tarihinden sonra yapılmıştır. Bu durumda, davacı üçüncü kişi ile borçlunun alacaklıdan mal kaçırmak amacıyla danışıklı (muvazaalı) olarak bu satış işlemini gerçekleştirdikleri açıkça ortadadır. Davacı üçüncü kişi ile borçlu arasındaki görünürdeki noter satış sözleşmesi alacaklının haklarını etkilemez.
Öte yandan, istihkak davasına karşı ayrıca İcra ve İflas Kanunu’nun 277. maddesine göre tasarrufun iptali davası açılmasına gerek olmadan muvazaa iddiası ileri sürülebilir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 22.10.1969 gün ve E: 679. K: 774 sayılı kararı). Hal böyle olunca, mahkemece, davanın reddi yerine yanlış değerlendirme sonucu kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir… (21. HD.,13.03.2008 T., 2007/7701; 4110)

Dava konusu menkul eşyalar aynı borçlunun borcundan dolayı aynı takip dosyasında icra dairesince satılmış ve 3. kişi tarafından alınarak borçlunun eşine kiralanmış veya ariyet olarak verilmiştir. Ülkemizde menkul eşyaların bu şekilde hacizden alınıp kiraya verilmesi (veya ariyet olarak verilmesi) biçiminde bir gelenek mevcut değildir. Davacı 3. kişinin borcunu ödeyemeyen, eşyaları satılan bir borçlunun eşine kira sözleşmesi (veya ariyet sözleşmesi) ile aynı menkul eşyaları vermesi hayalın olağan akışını da aykırıdır.
Satın alma ve kiralama (veya ariyet olarak verme) borçluyu daha sonraki hacizlerden korumaya yönelik bir eylem biçimine dönüşmektedir. Danışıklı (muvazaalı) olduğu çok açık bir biçimde belirgin olan satın alma işlemi ve kira sözleşmesinin (veya ariyet sözleşmesinin) hukuk tarafından korunamayacağı ortadadır. Bu durumda, danışıklı işlemlere dayalı olan 3. kişinin istihkak iddiasının kabulü usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir… (21. HD., 20.11.2003 T., 7565/9656)

Dava, üçüncü kişinin İİK’nın 96. vd. maddeleri uyarınca açtığı “istihkak” davası niteliğindedir. Dava konusu 12.07.2012 günlü haciz borçlunun eski faaliyet adresinde yapılmıştır ve bu sırada borçluya ait belgeler ele geçmiştir. Diğer yandan üçüncü kişi ve borçlu şirketler arasında ortaklık yapısı itibarı ile de organik bağ vardır.
Bu koşullarda İİK’nın 97/a maddesindeki mülkiyet karinesinin borçlu dolayısıyla alacaklı yararına olduğunun kabulü gerekir. İspat yükü altında olan ve karinenin aksini her türlü delille kanıtlama olanağına sahip olan üçüncü kişinin sunduğu vergi levhası ve kira sözleşmesi adi nitelikte olup her zaman temini mümkün belgelerdendir. Mahcuz ile ilgili sunulan faturaya konu eşyaların ayırt edici özellikleri yer almadığından mahcuz ile karşılaştırılması mümkün değildir. Diğer yandan sevk irsaliyesi de borcun doğumundan sonra düzenlenmiş olup teslim alan imzasını içermemektedir ve buradaki eşya da mahcuz ile uyumlu değildir. Mahkeme davanın reddi gerekirken oluşa ve dosya içeriğine uygun düşmeyen gerekçe ile yazılı biçimde kabulüne karar verilmesi doğru değildir. (8.HD. 10.06.2013.T.5231 /8747)

Dava, üçüncü kişinin İÎK’nın 96. vd. maddeleri uyarınca açtığı “istihkak” davası niteliğindedir. Dava konusu haciz ödeme emrinin de tebliğ edildiği takip adresinde yapılmış, hacizde borçlu adına düzenlenmiş bir adet fatura ele geçmiştir. Kolluk tarafından mahallinde yapılan araştırmada, haciz tarihi itibarı ile haciz adresinde borçlu şirketin fiilen faaliyet gösterdiği belirlenmiştir. İİK’nın 97/’a maddesindeki mülkiyet karinesi borçlu, dolayısıyla alacaklı yararınadır ve ispat yükü altında bulunan üçüncü kişinin sunduğu, hacizle aynı gün düzenlenmiş fatura, sonradan temini mümkün belgelerden olup, istihkak iddiasını kanıtlamaya elverişli değildir. Esasen davacı, ticari ilişki içinde olduğunu dahi kabul etmediği borçlu şirketin faaliyet adresine mahcuzlan neden bıraktığını kanıtlayamamıştır. Davanın reddi yerine oluşa ve dosya içeriğine uygun düşmeyen gerekçe ile yazılı biçimde kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiştir…)
Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir. Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. (HGK. 18.01.2012. T., 2011/17-638; 13)

Uyuşmazlık, 3. kişinin İÎK’nın 96. vd. maddelerine dayalı istihkak davasına ilişkindir. Dava konusu hacizler 20.10.2008 tarihinde 3. kişiye ait işyerinde ve davacı 3. kişi şirket ortağı Bayram Avşar’ın huzurunda yapılmış ise de haciz mahallinde borçlu şirkete ait evrak bulunduğu gibi işyeri girişinde borçlu şirkete ait levha görülmüştür. Bu durumda ÎİK’nın 97/a maddesinde öngörülen mülkiyet karinesi borçlu dolayısıyla alacaklı yararınadır. Bu yasal karinenin aksini davacı 3. kişinin kesin ve inandırıcı delillerle ispat etmesi gerekmektedir.
Davacı 3. kişi tarafından bu yasal karinenin aksinin ispatına yönelik olarak hacizli mallara ilişkin faturalar ibraz edilmiştir. Faturalar, borcun doğum tarihinden önceki tarihli olmakla birlikte faturalardaki malların ayırt edici özellikleri belirtilmediğinden mahcuzlara ilişkin olup olmadıkları kesin bir şekilde tespit edilemediği gibi her iki şirketin ortaklarının kısmen aynı kişilerden oluştuğu, ortakları arasında akrabalık ilişkisi bulunduğu, hatta davacı şirketin borçlu şirketin hissedarı iken bu hissesini borcun doğum tarihinden hemen önce devrettiği anlaşılmaktadır. Bu durumda karine aksinin davacı 3. kişi tarafından kesin ve inandırıcı delillerle ispat edildiğinden söz edilemez. O halde mahkemece davanın reddine karar verilmesi gerekirken aksi düşüncelerle yazılı şekilde hüküm kurulması bozmayı gerektirmiştir. (17. HD.,9.2.2012. T., 2011/11894; 1337)

Borç 5.5.2009, 8.5.2009 ve 18.5.2009 tarihli çeklerden kaynaklanmaktadır. Haciz yapılan işyerine 3. kişinin borcun doğum tarihinden sonra 1.5.2009 tarihinde şube açtığı anlaşılmaktadır. Borçlunun haciz adresinde faaliyet gösterdiğine dair vergi dairesi kaydı bulunmamakla birlikte haciz sırasında borçluya ait evrak bulunduğu haciz tutanağı içeriği ile sabittir. Kaldı ki daha önce borçlunun yanında çalışan Meryem Kaplan isimli şahsın davacı şirkette sigortalı işçi olarak çalıştığı da davacının kabulündedir.
Bu durumda İİK’mn 97/a maddesindeki mülkiyet karinesi borçlu/alacaklı yararına olup aksinin davacı 3. kişi tarafından kesin ve güçlü delillerle ispat edilmesi gerekir isteyen her kişi adına düzenlenmesi olanaklı borcun doğumundan sonra düzenlenmiş bulunan Fatura, adi nitelikli kira sözleşmesi, vergi levhası gibi belgeler yasal karinenin aksini ispata yeterli değildir. Ayrıca, borçlu ile 3. kişi arasında işletme devri olduğu kabul edilse bile İİK’mn 44. maddesine uygun yapılmayan bu devrin alacaklının haklarını etkilemeyeceği ortadadır. Devralan davacı, BK’nun 179. maddesi gereğince işletmenin borçlarından da sorumlu bulunduğundan davanın reddi gerekirken kabulü bozmayı gerektirmiştr. (17. HD., 20.5.2011. T., 4636/5025)

Uyuşmazlık, İcra ve İflas Kanunu’nun 96. ve onu izleyen maddelerine dayalı üçüncü kişinin istihkak davasına ilişkindir.
Davaya konu eşyalar, 27.08.2004 tarihinde borçlu şirkete ödeme emri tebliğ edilen adreste ve borçlu şirket yetkilisi huzurunda haczedilmiş olduğundan, İcra ve İflas Kanunu’nun 97/a maddesi hükmünde öngörülen mülkiyet karinesi borçlu, dolayısıyla davalı alacaklı yararınadır. Bu yasal karinenin aksi, davacı üçüncü kişi tarafından kesin ve inandırıcı delillerle kanıtlanamadığından haczedilen eşyalar borçlunun sayılır.
Davacı üçüncü kişi, haczedilen makineleri borçluya kiraya verdiğini iddia etmiş ve Kadıköy 18. Noterliği’nce onaylanan 11.12.2003 tarihli menkul kira sözleşmesi ibraz etmiştir. Delil olarak sunulan kira sözleşmesinin tarihi her ne kadar takip konusu borcun doğumundan önceki tarihi taşımakta ise de, kira sözleşmesine ekli (Ek 1) listede, borçluya kiraya verildiği iddia edilen makinelerin markası, modeli, seri numarası gibi ayırt edici hiçbir özelliği yazılı olmadığından, haczedilen eşyalara ilişkin olduğu anlaşılamamaktadır.
Bu durumda, davacı üçüncü kişi tarafından yasal karinenin aksinin kanıtlandığının kabulü mümkün değildir. Hal böyle olunca, davanın reddi gerekirken, yetersiz bilirkişi raporuna itibar edilerek, kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. O halde davalı alacaklının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır. (21. HD., 19.06.2008 T., 5944/9402)

Dava, davacı alacaklının İİK’nın 99. maddesi uyarınca üçüncü kişinin istihkak iddiasının reddi istemine ilişkindir. Mahkemece davanın reddine karar verilmiş ise de, varılan sonuç usul ve yasaya uygun bulunmamıştır
Dava konusu taşınır mallar, borçlu şirketin Ticaret Sicilinde belirtilmiş adresinde haczedilmiştir. ÎİK’nm 96/a maddesinde öngörülen mülkiyet karinesi borçlu dolayısı ile davacı alacaklı yararınadır. Bu yasal karinenin aksinin ispatı davalı 3. kişiye aittir. İcra müdürünün hatalı işlemi sonucu alacaklının dava açmak zorunda bırakılması ispat külfetinin yer değiştirmesine neden olmaz.
Davalı 3. kişi, haciz adresindeki işyerini 15.11.2006 tarihinde kiraladıklarına ilişkin adi nitelikte düzenlenmiş kira sözleşmesi sunmuş ise de sunulan bu belge HUMK.299/1. maddesi gereğince alacaklının haklarını etkilemez. 3. kişi şirketin takipten sonra, borçlu ile aynı iştigal konusunda haciz adresinde şube açması örtülü işyeri devri niteliğindedir. İş yeri devrinde İİK’nm 44. ve BK’nın 179. maddelerinin uygulanması gerektiği açıkça ortadadır. Anılan maddelerde öngörülen koşulların yerine getirildiği iddia ve ispat edilmemiştir. Gerçekten borçlunun devri kayıtlı olduğu ticaret siciline bildirerek ilan ettiği ve mal beyanı verdiğine ilişkin dosyada hiçbir kanıt yoktur. Bu durumda, devir alacaklının haklarını etkilemeyeceği gibi, devralan davacıda BK’nın 179. maddesi gereği işletmenin borçlarından sorumludur.
Tüm bu maddi ve hukuki olgular birlikte değerlendirildiğinde, davalı 3. kişi ve borçlu arasında işyeri devri bulunduğu, bu devrin yasanın aradığı koşullara göre yapılmadığı ve BK’nm 179 maddesine göre devir alan 3, kişinin sorumluluğu bulunduğu anlaşılmaktadır.
Bu nedenlerle davacı alacaklının davasının kabulü gerekirken aksi düşüncelerle reddi usul ve yasaya aykırıdır. O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve karar bozulmalıdır. (21. HD., 24.6.2008 T., 2007/18079; 9739)

Uyuşmazlık alacaklı tarafından İİK’nın 99. maddesine dayalı olarak açılan 3. kişinin istihkak iddiasının kaldırılması istemine ilişkindir..
Dava konusu taşınır mallar 27.11.2004 tarihinde Düşler Sitesi 235 sokak Al Blok altı Batıkent adresinde haczedilmiştir. Bu adreste daha önce aynı takip dosyasından 05.08.2004 tarihinde haciz yapılarak bir kısım mallar muhafazaya alınmıştır. Borcun doğumu 29.4.2004-29.5.2004 tarihleri arasında düzenlenen 5 adet faturadan kaynaklanmaktadır. Davalı 3. kişi; 5.8.2004 tarihinde yapılan 1. hacizden sonra 2.9.2004 tarihinde kurularak haciz adresini boş olarak 27.8.2004 tarihinde kiraladığını, borçlu şirketle aralarında bir devir ilişkisinin bulunmadığını, aralarında herhangi bir organik bağında bulunmadığı gibi çalışan sigortalı işçilerinin de aynı olmadığını ileri sürerek istihkak iddiasında bulunmuştur.
Haciz sırasında hazır bulunan ve borçlu şirketin SSK’na intikal eden bordrolarda işçisi olarak bildirimi yapılan T. Yılmaz “Burasını devraldık burası artık AST . Ltd. Şti’ye aittir, devir sözleşmesinin istenmesi üzerine de devir sözleşmesi şirket merkezinde olabilir bilmiyorum” şeklinde beyanda bulunmuştur. Mahkemece tanık olarak ifadesine başvurulan T. Yılmaz borçlu şirketten Mayıs 2004 tarihinde ayrıldığını 5-6 ay sonrada davalı Ltd. Şti. tarafından kurulan Cumhuriyet marketlerinde çalışmaya başladığını haciz adresine davalı ortağı F. Gökkaya ile birlikte gittiklerinde boş olduğunu, içindeki malzemelerle birlikte devir alınmadığını, haciz zaptında devir sözleşmesi şirket merkezinde olabilir şeklinde beyanda bulunmadığını ileri sürmüştür. İİK’nın 8. maddesi uyarınca haciz tutanakları aksi sabit olana kadar geçerli belgelerdendir. Tanık, Tuncay Yılmazın haciz tutanağında yer alan ifadesini duruşma sırasında soyut nitelikteki inkan İİK’nın 8. maddesi uyarınca haciz zaptı içeriğinin aksinin ispatlandığı anlamını taşımaz.
Öte yandan davalı 3. kişi borçlu şirket çalışanları ile davalı çalışanlarının aynı şahıslar olmadığım ileri sürmesine rağmen borçlu şirketin değişik adreslerindeki iş yerlerinden bildirimi yapılan 0602200411449 sigorta sicil no.lu Tahir Özel, ile 0602200030045 sigorta sicil no.lu F. Bülbül’ün aynı zamanda davalı 3. kişi çalışanı olduğu dosyada mevcut sigorta kayıtlarından anlaşılmaktadır.
Haciz adresinin borcun doğumundan hatta yapılan 5.8.2004 tarihli hacizden sonra borçlu tarafından terk edilerek davalı tarafından işletilmesi danışığa davalı iş yeri devri niteliğindedir. Davalı 3. kişi borçlunun borca batık halini bilebilecek durumda olup borçlu ile davalı arasındaki bu ilişki, ticari işletme devri niteliğinde bulunduğundan İİK’nın 44 ve Borçlar Kanununun 179. maddelerinin uygulanması gerektiği açıktır.
Anılan maddelerde öngörülen koşulların yerine getirildiği iddia ve ispat edilmemiştir. Gerçekten borçlu şirketin devri kayıtlı olduğu ticaret siciline bildirilerek ilân edildiği ve mal beyanının verildiğine ilişkin dosyada hiçbir kanıt yoktur. Öte yandan alacaklı tarafından borçluya gönderilen mallar haciz adresinde davalı 3. kişi tarafından borçlu adına teslim alınmıştır. Tüm bu işlemler danışıklı olup alacaklılardan mal kaçırmaya yöneliktir.
Bu durumda; devir alacaklının haklarını etkilemeyeceği gibi, devralan davalı Borçlar Kanununun 179. maddesi gereği işletmenin borçlarından sorumlu bulunduğundan, davanın kabulü gerekirken reddi usul ve yasaya aykırıdır. (21. HD., 17.06.2008 T., 2007/16022; 9370)

Uyuşmazlık üçüncü kişinin İİK’nın 96 devamı maddelerine dayalı olarak açılan istihkak davasına ilişkindir.
Dava konusu taşınır mallar, 18.10 2005 tarihinde borç kaynağı senette belirtilen ve takip adresinde, borçlu huzurunda haczedilmiştir. İİK’mn 97/a maddesinde öngörülen mülkiyet karinesi borçlu dolayısı ile davalı alacaklı yararınadır. Bu yasal karine aksinin kesin ve güçlü delillerle kanıtlanması gerekmektedir.
Dava konusu triko giysilere ait olduğu iddiası ile davacı tarafından faturalar sunulmuş ve faturayı düzenleyen firmalar tarafından teyit edilmiş ise de faturalarda satılan malların marka ve seri no.su gibi ayrıca özellikleri yazılı değildir. Bu durumda faturaların misli mal niteliğindeki hacizli malları kapsadığını kesin olarak söylemek mümkün değildir. Nitekim 24.012007 tarihli Ek bilirkişi raporu ile de bu husus açıkça ortaya konulmuştur. Davacı başkaca delil de göstermemiştir.
Tüm bu maddi ve hukuki olgular birlikte değerlendirildiğinde, davacı 3. kişinin, karine aksini kesin olarak ispatlamadığı anlaşılmıştır. Bu nedenlerle davacı üçüncü kişinin davasının reddi gerekirken mahkemece aksi düşüncelerle davanın kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. O halde davalının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve karar bozulmalıdır. (21. HD., 17.06.2008 T., 2007/15111; 9321)

Uyuşmazlık, üçüncü kişinin İcra ve İflas Kanunu’nun 96 ve devamı maddelerine dayalı olarak açtığı istihkak davasına ilişkindir. Davacı üçüncü kişiler, borçlunun babası ve kardeşi olup, haciz, 20.03.2006 tarihinde borçlunun eşi huzurunda gerçekleştirildiğinden, İcra ve İflas Kanunu’nun 97/a maddesi hükmünde öngörülen mülkiyet karinesi borçlu, dolayısıyla davalı alacaklı yararınadır. Bu yasal karinenin aksi, davacı üçüncü kişiler tarafından kesin ve inandırıcı delillerle kanıtlanamadığından haciz edilen hayvanlar borçlunun sayılır.
Davacı üçüncü kişiler, 13 adet sığır cinsi hayvan pasaportu ibraz etmişse de, veteriner hekim bilirkişi tarafından düzenlenen raporda, haczedilen hayvanlardan dört tanesine ait pasaport bulunmadığı, diğer hayvanların ise borç doğumundan sonra davacı üçüncü kişilerin adlarına kaydedildiği belirtilmiştir. Hal böyle olunca, borç doğumundan sonra düzenlenmiş belgelere itibar edilmemiştir. Öte yandan, dinlenen davacı tanıklarının anlatımları da yeterli ve hükme dayanak yapılacak nitelikte değildir.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. O halde, davalı alacaklının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır… (21. HD., 31.01.2008 T., 2007/4007; 1334)
-3905-
Uyuşmazlık, İcra ve İflas Kanunu’nun 96. ve onu izleyen maddelerine dayalı üçüncü kişilerin istihkak davasına ilişkindir. Davaya konu eşyalar, 12.10.2005 tarihinde borçluya ödeme emri tebliğ edildiği adreste ve borçlu şirket yetkilisi Namık Kemal Yücel’in kardeşi Mustafa Yücel huzurunda haczedilmiş olduğundan, İcra ve İflas Kanunu’nun 97/a maddesi hükmünde öngörülen mülkiyet karinesi borçlu, dolayısıyla davalı alacaklı yararınadır. Bu yasal karinenin aksi, davacı üçüncü kişiler tarafından kesin ve inandırıcı delillerle kanıtlanamadığından haczedilen eşyalar borçlunun sayılır.
Öte yandan, İcra ve İflas Kanunu’nun 8. maddesi uyarınca aksi sabit oluncaya kadar geçerli bulunan haciz, tutanağı içeriğine göre, haciz mahallinde borçluya ait evraklar görülmüş, haciz adresinde daha önce 05.09.2005 tarihinde yapılan haciz sırasında ve
09.09.2005 tarihinde yapılan muhafaza işlemi sırasında borçlu şirket ortağı ve müdürü olan N. K. Yücel hazır bulunmuştur. Ayrıca, borçlu şirketin ortaklarından N. K. Yücel ile davacı üçüncü kişilerden Y. Dekorasyon İnş. San. Tic. Ltd. Şti.’nin ortakları kardeş olduğundan, borçlu şirket ile davacı üçüncü kişilerden Y. Dekorasyon İnş. San. Tic. Ltd. Şti. arasında organik bağ da mevcuttur. Bu nedenlerle davalı borçlu şirket ile davacı üçüncü kişilerin alacaklılardan mal kaçırma amacına yönelik danışıklı işlemler yaptığı ortadadır.
Davacı üçüncü kişiler, delil olarak faturalar ibraz etmişlerse de, takip tarihinden sonraki tarihi taşıyan, içerdiği eşyaların marka, model, seri numaraları gibi ayırt edici özelliklerinin açıkça belirtilmemiş olması nedeniyle, davaya konu eşyalar ile aynı olup olmadığı anlaşılamayan ve istenilen kişi adına her zaman temini mümkün olan belgeler olması itibariyle davacı üçüncü kişiler tarafından yasal karinenin aksinin kanıtlandığının kabulü mümkün değildir. Ayrıca, dinlenen davacı tanıklarının anlatımları yeterli ve hükme dayanak yapılacak nitelikte olmadığı gibi, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 299. maddesi uyarınca alacaklının haklarını etkilemeyen adi nitelikteki satış sözleşmesinin de mülkiyeti ispata yeterli belgelerden olmadığı ortadadır.
Öte yandan, davalı alacaklı vekili temyiz dilekçesinde davalı olarak sadece borçluyu ve asıl davanın davacısı üçüncü kişi H. Yapı Malzemeleri Tic. ve San. Ltd. Şti.’ni göstermiş, birleşen davanın davacısı üçüncü kişi Y.Dekorasyon İnş. San. Tic. Ltd. Şti.’ni davalı olarak göstermemiş ise de, temyiz dilekçesinin içeriğinden ve özellikle 2. bendinden hem asıl, hem de birleşen davanın temyiz edildiği anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca, kesin ve inandırıcı delillerle kanıtlanamayan davacı üçüncü kişilerin istihkak davalarının reddine karar verilmesi gerekirken aksi düşüncelerle kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. (21. HD., 14.02.2008 T., 2007/5045; 2292)

Dava konusu LPG gaz pompaları, 08.03.2003 tarihinde davalı borçluya ait gaz istasyonunda haczedilmiştir. İİK’nın 97/a maddesinde öngörülen mülkiyet karinesi borçlu dolayısı ile davacı alacaklı yararınadır. Bu yasal karinenin aksinin davacı 3. kişi tarafından kesin ve güçlü delillerle ispatlanması gerekmektedir.
Davacı 3. kişi hacizli taşınır malları borçluyla aralarında yaptıkları Bayilik sözleşmesi gereğince ariyet olarak teslim ettiğini belirterek 27.09.2002 tarihli adi nitelikte düzenlenmiş Bayilik sözleşmesi ve Teslim Edilen Malzeme Listesini ibraz etmiştir. HUMK’un 299. maddesi gereğince adi nitelikteki sözleşmeler taraflar arasında hüküm ifade edeceğinden üçüncü kişi konumundaki alacaklının haklarını etkilemeyeceğinden bu sözleşmenin nazara alınması mümkün değildir.
Ancak davacı, dava konusu pompaların Ticari defterlerinde kayıtlı olduğu iddiası ile bu defterleri delil olarak mahkemeye sunmuştur. Mahkemece bilirkişi aracılığı ile defterlerin incelenmesi yaptırılarak, hacizli malların davacıya ait olduğu yolunda rapor alınmış ise de alınan raporun hükme dayanak yapmaya elverişli nitelikte olmadığı anlaşılmıştır. Ticari defterlerin davacı lehine delil olarak değerlendirilebilmesi için TTK’nın 69, 70 maddelerine göre kapanış tastiklerinin bulunması yasal zorunluluktur. Oysa hükme esas alınan bilirkişi raporunda bu yönde yapılmış bir incelemenin yapılmadığı görülmektedir.
Öte yandan dava konusu LPG pompalarının haciz tutanağında ayırt edici özellikleri belirtilmediğinden ibraz edilen belgelere uyup uymadığı yönünde de bir araştırmanın yapılmadığı anlaşılmaktadır.
Yapılacak iş, mahallinde konusunda uzman bilirkişi aracılığı ile keşif yapılarak davacı tarafından sunulan belgelerde ki pompaların haczedilen pompalara uygun olup olmadığı tesbit edilerek, ticari defterlerinde yukarıda belirtildiği gibi kapanış tastiklcri dikkate alınarak envanter ve demirbaş kayıtları araştırılıp oluşacak sonuca göre karar vermekten ibarettir. Bu maddi vc hukuki olgular dikkate alınmadan eksik araştırma ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
Kabule göre ise, İstihkak davasının kabulü üzerine davacı yararına tazminata hükmedilebilmesi için İİK’nın 97/15. maddesi uyarınca alacaklının kötü niyetinin gerçekleşmesi gerekir. Alacaklının 3. kişinin istihkak iddiasına karşı çıkması kötü niyetli bir davranış olarak nitelendirilemez. Alacaklının kötü niyeti kanıtlanmadığından tazminatla sorumlu tutulması ve İstihkak davasının kabulü halinde, alacak tutarı ile haczedilen malın değerinden hangisi az ise, o değer üzerinden Harçlar Kanununa ekli (1) sayılı Tarifenin Yargı Harçları bölümünün A) III-1-a) maddesi uyarınca %o54 oranında hesaplanacak karar ve ilam harcından peşin alınan karar ve ilam harcı indirilerek kalan karar ve ilam harcının davalıdan alınması gerekirken fazla harca hükmcdilmesi de isabetsiz olmuştur… (21. HD., 15.01.2008 T., 2007/404; 167)

Davaya konu kumaşlar, 22.08.2006 tarihinde borçlu şirkete ait adreste ve borçlu şirket yetkilisi huzurunda haczedilmiş olduğundan, İcra ve İflas Kanunu’nun 97/a maddesi hükmünde öngörülen mülkiyet karinesi borçlu, dolayısıyla davalı alacaklı yararınadır. Bu yasal karinenin aksi, davacı üçüncü kişi tarafından kesin ve inandırıcı delillerle kanıtlanamadığından haczedilen eşyalar borçlunun sayılır. Davacı üçüncü kişi, haczedilen eşyaların örülmek üzere borçlu şirkete gönderildiğini iddia etmiştir.
Davacı üçüncü kişi, delil olarak faturalar, sevk irsaliyeleri ve sipariş formu ibraz etmişse de, borç doğumundan sonraki tarihi taşıyan, haczedilen eşyalara ilişkin olduğu anlaşılamayan ve istenilen kişi adına her zaman temini mümkün olan belgeler olması itibariyle davacı üçüncü kişi tarafından yasal karinenin aksinin kanıtlandığının kabulü mümkün değildir. Bu durumda, davanın reddi gerekirken, yanlış değerlendirme sonucu kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir… (21. HD., 17.04.2008 T., 2007/11054; 6073)

Uyuşmazlık, İcra ve İflas Kanunu’nun 99. maddesine dayalı olarak ve alacaklı tarafından üçüncü kişinin istihkak iddiasının reddi istemiyle açılan istihkak davasına ilişkindir. Mahkemece, davalıların takip tarihinden sonra anlaşmalı olarak boşanmalarına rağmen, haciz tarihi itibariyle haciz yapılan evde birlikte yaşadıklarının ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Dava konusu haciz, 02.03.2006 tarihinde, davalı üçüncü kişinin huzurunda yapılmıştır. İcra ve İflas Kanunu’nun 8. maddesi uyarınca aksi sabit buluncaya kadar geçerli haciz tutanağı içeriğine göre, borçlunun adı, apartman giriş kapısı yanında bulunan kapı zili üzerinde yazılıdır. Davalı üçüncü kişi, takip tarihinden sonra 17.10.2005 tarihinde açtığı boşanma davası sonucunda, Ankara 7. Aile Mahkemesi’nin 10.11.2005 gün ve E: 2005/1164, K: 2005/1159 sayılı kararı ile davalı borçludan anlaşmalı olarak boşanmış ve boşanma kararı 02.03.2006 tarihinde yani haciz günü kesinleştirilmiştir. İcra emri ise, borçlunun iş adresinde tebliğ edilmiştir. Davalı üçüncü kişi, haciz adresinde oturduğuna ilişkin 06.06.2006 tarihli ikametgah ilmühaberi; davalı borçlu ise, işyeri adresinde ikamet ettiğine ilişkin 13.04.2006 tarihli ikametgah ilmühaberi ibraz etmiştir. Mahkemece, davalı üçüncü kişi ile davalı borçlunun, dava konusu haczin yapıldığı 02.03.2006 tarihinde haciz yapılan evde birlikte yaşayıp yaşamadıkları hususu ilgili mahalle muhtarlığı kayıtlarından araştırılmaksızın, haciz tarihinden sonraki tarihi taşıyan belgelere ve soyut tanık ifadelerine itibar edilmiş ve davalıların haciz tarihinde haciz yapılan evde bir-likte yaşamadıkları kabul edilerek sonuca gidilmiştir.
Yapılacak iş, davalıların haciz tarihinde haciz adresinde birlikte ikamet edip etmedikleri ilgili muhtarlık kayıtlarından araştırılarak, sonucuna göre, İcra ve İflas Kanunu’nun 97/a maddesi hükmünde öngörülen mülkiyet karinesinin kimin lehine olduğunu saptamak ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek karar vermekten ibarettir.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. O halde, davacı alacaklının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır. (21. HD., 13.03.2008 T., 2007/8489; 4120)

Dava konusu haciz 2.11.2005 tarihinde uygulanmıştır; Ancak haczin hangi adreste uygulandığı haciz tutanağı içiriğinden açıkça anlaşılamamaktadır. Davacı 3. kişi haciz adresini 18.12.2004 tarihli adi nitelikteki kira sözleşmesi ile kiraladığını ve 05.07.2005 tarihinden bu yana da kendi adına vergiye kayıtlı olduğunu ileri sürmektedir. Ancak haciz adresinde borçluya ait kartvizit sipariş fişleri gibi belgeler bulunmuştur.
Bu durumda öncelikle haczi yapan icra memuru da hazır bulundurulmak suretiyle mahallinde keşif yapılarak haczin hangi adreste uygulandığı saptanmalı ve bu adreste borçlunun mu yoksa davacının mı faaliyette bulunduğu tesbit edilmeli borçlunun haciz adresi ile ilgisinin saptanamaması durumunda davanın kabulüne karar verilmelidir. Borçlu ile davacının bu adreste birlikte faaliyette bulunduğunun tespiti halinde ise İİK 97/a maddesinde öngörülen mülkiyet karinesi borçlu dolayısıyla alacaklı yararına olacağından bu karine aksinin kesin ve güçlü delillerle ispatı gerekir. Bu amaçla davacı hacizli mallara uygun olduğunu ileri sürdüğü faturalar ibraz etmiştir. Bu faturaların doğruluğunun saptanması durumunda yasal karinenin aksinin ispatlandığının kabulü gerektiği açıkça ortadadır.
Bu nedenlerle; öncelikle sunulan faturaların hacizli mallara uygunluğu ve gerek davacı 3. kişi gerekse faturayı düzenleyen şirketlerin yasaya uygun şekilde tutulmuş ticari defterlerinde faturaların ve davacının envanterinde hacizli malların kayıtlı olup olmadığı yolunda uzman bilirkişi aracılığı ile inceleme yaptırılıp bilirkişi raporu alınarak sonucuna göre karar verilmelidir. Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin eksik inceleme ve araştırma sonucu yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. (21. HD., 18.03.2008 T., 2007/8508; 4323)

Mahkemece evrak üzerinde yapılan inceleme sonucunda haciz yapılan borçlu adresinde istihkak iddia eden şahsın ikamet ettiği ve haciz edilen eşyaların menkul olması sebebiyle mülkiyetinin, zilyetliğine sahip üçüncü şahsa ait olduğu yönünde Medeni Kanundan kaynaklanan karine bulunması sebebiyle ve bu karineyi çürütecek bir evraka da haciz mahallinde rastlanmadığından, mahcuzların istihkak iddia eden üçüncü kişi elinde bulunduğu nazara alınarak haczin, İİK’nın 99. maddesine göre yapılması gerekirken, 96. maddesine göre yapılması nedeniyle, istihkak iddiasının kabulü ve takibin ertelenmesine, alacaklıya istihkak davası açması için mehil verilmesine karar verilmiştir.
Somut olayda dosya kapsamı nazara alındığında; borçlu adresinde haciz işleminin yapıldığı, üçüncü kişinin hazır olmadığı, borçlu temsilcisinin hazır bulunduğu ve üçüncü kişi lehine istihkak iddiasını ileri sürdüğü, ibraz edilen ürün takip fişi… vs. ile bu menkullerin üçüncü kişiye ait olduğunun kanıtlanamadığı görülmektedir. O halde mahkemece mahcuz menkullerden mülkiyet karinesinin Medeni Kanun kapsamında borçlu lehine olduğu ve aksinin istihkak iddia edene ait bulunduğu nazara alınarak İİK. 96. maddesine göre haciz yapılması işleminin yerinde olduğu kabul edilerek takibin devamına ve 3. kişiye istihkak davası açması için mehil verilmesi yerine yazılı şekilde takibin ertelenmesine karar verilmesi isabetsizdir. Kabule göre de takibin talikine (ertelenmesine) karar verilmesi halinde dahi İİK’nın 97/6. maddesi uyarınca istihkak davası açma külfeti 3.şahsa ait olduğu halde, bu külfetin alacaklıya yüklenmesi yerinde olmadığı gibi, takibin talikine (ertelenmesine) karar verildiği halde İİK’nın 97/3. maddesi gereğine teminat alınmaması da doğru görülmemiştir. (12. HD.,22.02.2011. T., 2010/21339; 1553)

Üçüncü kişi şikayetçinin yapılan haciz sırasında yapmış olduğu istihkak iddiası üzerine icra müdürlüğünce 01.04.2009 tarihinde dosyanın İİK’nın 97. maddesi gereğince “takibin devamı” ya da “takibin taliki” hususunda bir karar verilmek üzere icra mahkemesine gönderildiği, Konya 3. İcra Mahkemesi’nin 03.04.2009 tarih 2009/331 E. – 2009/370 K. sayılı kararı ile deliller değerlendirilerek 3. kişiye dava açması için süre verilerek “takibin devamına” şeklinde karar verildiği anlaşılmaktadır.
Bu durumda şikayetçi 3. kişinin karar doğrultusunda ve İİK’nın 97/6. maddesi uyarınca “istihkak davası” açması gerekirken, sözü edilen kararda değerlendirilen hususta yeniden doğrudan icra mahkemesine başvurması usulsüz olduğundan, mahkemece aynı konuda kesin hüküm nedeni ile şikayetin reddine karar vermek gerekirken yazılı gerekçe ile şikayetin kabulüne karar verilmesi doğru değildir. (12. HD., 28/01/2010 T., 2009/20409; 2210)

Alacaklı vekilinin icra mahkemesine başvurusu, haczin İİK’nın 97. maddesi uyarınca yapıldığı kabul edilerek, istihkak davası açma külfetinin 3. kişiye yüklenmesine karar verilmesi isteminden ibarettir. Mahkemece dc kabul edildiği üzere, haciz adresinin borçlunun adresi olmasına ve 3. kişinin dc borçlu şirketin ortağı olduğunun anlaşılmasına göre yapılacak iş, İİK’nın 97. vd. maddelerine göre haczin 97. maddeye göre yapıldığının kabulü ile icra müdürlüğüne bu madde prosedürünün uygulanması konusunda talimat verilmesi gerekirken istemin istihkak iddiası olarak nitelendirilip yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir. (12. IID., 08.04.2010 T., 2009/26525; 8520)

Şikayetçi üçüncü kişi tarafından, talimat icra dairesinde yapılan haciz sırasında istihkak iddiasında bulunulmuş ve talimat icra dairesince bu istekle, ilgili olarak asıl icra dairesince istihkak iddiası konusunda karar verileceği nedeniyle haciz işlemine devam edilmiştir. Asıl İcra Müdürlüğünün üçüncü kişinin istihkak iddiası ile ilgili karar verilmek üzere dosya bağlı bulunduğu icra mahkemesine gönderilmesi üzerine İzmir 5. İcra Hukuk Mahkemesinin 8.5.2007 tarih, 2007/505-373 sayılı kararla üçüncü kişinin istihkak iddiasının İİK’nın 97. maddesi uyarınca reddine, takibin devamına, yasal sürede istihkak davası açılmadığı takdirde alacaklıya karşı bu hak ve talebinden vazgeçmiş sayılacağına karar verilmiştir.
Şikayetçi üçüncü kişi bu karardan sonra aynı isteği talimat İcra Dairesinin bağlı bulunduğu Didinı (Yenihisar) İcra Hukuk Mahkemesine de getirmişse de Talimat İcra Dairesi talimat dışına çıkarak istihkak iddiası konusunda karar vermeye yetkili olmadığından mahkemece şikayetin reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle kabulüne dair hüküm tesisi isabetsizdir. (12. HD., 15.01.2009 T., 2008/1990; 442)

Uyuşmazlık 3. kişinin İİK’nın 96 ve onu izleyen maddelerine dayalı istihkak davasına ilişkindir.
Davacı 3. kişi borçlunun kızı olup haciz birlikte oturdukları evde 11.10.2006 tarihinde borçlunun huzuruyla yapılmıştır. Bu durumda İİK’nın 97/a maddesinde öngörülen mülkiyet karinesi borçlu, dolayısıyla alacaklı yararınadır. Ancak bu karinenin aksinin davacı yanca güçlü ve inandırıcı delilerle kanıtlanması gerekir.
Davacı 3. kişi haciz zaptının 2. sırasında yer alan Beko 72 Ekran TV ilişkin olduğunu ileri sürdüğü 31.12.2003 tarihli fatura ve hacizli mallardan Arçclik no frost buzdolabı, Arçelik 170 leydi bulaşık makinesi, Arçclik serin buzdolabı, salon ve oturma grubuna ilişkin de 15.10.2003 noter sözleşmesi ibraz etmiştir. Davacı hacizli malların bir kısmını sunulan noter sözleşmesiyle 2. el olarak Gündegün Vurma adlı şahıstan satın aldığını iddia etmektedir.
Sunulan noter sözleşmesi borcun doğumundan hatta takipten sonraki tarihi taşımakta olup dayanak mülkiyet belgeleri bulunmadığından salt noterde düzenlenmiş olmakla bu menkuller yönünden mülkiyeti kanıtlayıcı belgelerden değildir. Davacı noter sözleşmesi kapsamında kalan menkuller yönünden İİK’nın 97/a maddesinde ön görülen mülkiyet karinesinin aksini ishatlayamamıştır. Hacizli mallardan Mitsubichi 12.000 BTV klima, Siemens 51 ekran TVve Sony müzik çalara ilişkin ise herhangi bir mülkiyet belgesi ibraz edememiştir. Bu durumda bu mallar yönünden davanın reddi gerekirken kabulü usul ve yasaya aykırıdır.
Faturası sunulan Beko 72 ekran TV yönünden ise; dinlenen tanık beyanına göre davacının gelir ve kazancı bulunduğu anlaşıldığından faturanın gerçekliğinin saptanması halinde davacı mülkiyet karinesinin aksini ispatlayacağından bu faturalarının gerçekliğinin saptanması için faturayı düzenleyen firma defter ve kayıtları üzerinde bilirkişi aracılığıyla inceleme yaptırılarak faturaların ticari defterlerde, hacizli malların da şirket envanterinde kayıtlı olup olmadıkları, tesbit edilerek rapor alınması ve gerektiğinde firma yetkililerinin tanık sıfatıyla dinlenerek oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken eksik araştırmaya dayalı olarak kabulü bozmayı gerektirir.
O halde, davalı alacaklının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır. (21. HD., 24.06.2008 T., 2007/17498; 9770)

Uyuşmazlık, üçüncü kişinin istihkak iddiasının reddi isteği ile alacaklı tarafından açılan İcra ve İflas Kanunu’nun 99. maddesine dayalı istihkak davasına ilişkindir.
İzmir 3. Asliye Ticaret Mahkemesinden alınan ihtiyati haciz 02.03.2005 tarihinde uygulanmıştır. İcra ve İflas Kanunu’nun 264. maddesi gereği dava açılmadan veya icra takibine başlamadan önce ihtiyati haciz uygulatan alacaklı, haczin uygulanmasından itibaren yedi gün içinde takip talebinde bulunmak veya dava açmak zorundadır. Alacaklı bu süreyi geçirir veya takip talebi yasal sürenin geçmesi nedeniyle düşerse ihtiyati haciz hükümsüz kalır. İstihkak davası açabilmek içinde her şeyden önce geçerli bir icrai haczin varlığı ön koşuldur.
Somut olayda, alacaklının ihtiyati haciz uygulanmasından sonra süresinde esas takibe geçmediği gibi dava da açmadığı dosya içeriği ile belirgindir. Hal böyle olunca, ihtiyati haciz kendiliğinden düşmüş olduğundan “dava konusu kalmadığından karar verilmesine yer olmadığına” karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir… (21. HD., 31.01.2008 T., 2007/4254; 1338)

Uyuşmazlık 3. kişinin İİK’mn 96 ve devamı maddelerine dayalı olarak açtığı istihkak davasına ilişkindir. Dava konusu taşınır mallar 20.09.2005 tarihinde borçlu şirketin Ticaret Sicil adresinde ve davacı 3. kişi şirketin çalışanı Ali Oral huzurunda haczedilmiş anılan şahıs tarafından işyerinin 3. kişi Altun Gıda limited şirketine ait olduğu ifade edilmiştir.
Malın borçlu elinde haczedilmesi halinde o mal üzerinde üstün bir hakkı bulunduğu kanısında olan 3. kişi veya onun yararına borçlu ya da borçlu ile birlikte malı elinde bulunduran kişi istihkak iddiasında bulunabilir (İİK. ınd 96/1, 85/2) Borçlu veya üçüncü kişi tüzel kişiliğe sahip şirket ise bu durumda onlar adına şirket temsilcisi veya müdürü istihkak iddiasında bulunabilir.
Somut olayda davacı şirket lehine istihkak iddiasında bulunan Ali Oral isimli şahıs sadece davacı şirketin çalışanı olduğu, borçlu veya davacı üçüncü kişi şirketi temsile yetkili şahıslardan olmadığı dosya içerisinde mevcut Ticaret Sicil kayıtları ve İmza sirkülerinden anlaşılmaktadır. Nitekim haczi yapan icra müdürünce de bu beyan istihkak iddiası olarak değerlendirilmemiş ve davacı üçüncü kişi şirketi hacizden haberdar ederek beyana davet edilmesi yönündeki müzekkere 22.03.2006 tarihinde davacı şirket müdürüne tebliğ edilmiştir. Buna karşın davacı üçüncü kişi şirket yasal 7 günlük süre içerisinde istihkak iddiasında bulunmadığından, aynı takipte bu iddiayı ileri sürme hakkını kaybetmiştir (İİK. madde 96/3).
Daha sonra icra müdürlüğünce hatalı olarak İİK 97/1. maddesindeki prosedürü işletilerek usule uygun olmayan istihkak iddiası hakkında takibin devamı veya ertelenmesi yönünde dosya İcra Mahkemesine gönderilmiş ise de 09.06.2006 tarihinde İcra Mahkemesinden takibin devamına ve davacı şirketin 7 gün içerisinde istihkak davası açmakta muhtariyetine karar verilmesi üzerine bu davanın açılmış olması, daha önce gerçekleşen hak düşürücü sürenin sonuçlarını ortadan kaldırmayacaktır.
Haciz sırasında yapılan istihkak iddiası usule uygun olmadığı ve davacı 3. kişi yasal süresi içerisinde istihkak iddiasında bulunmadığından davanın süreden reddine karar verilmesi gerekirken, hatalı değerlendirme ile davanın kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
O halde davalı alacaklının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli bozma nedenine göre sair hususlar incelenmeksizin karar bozulmalıdır… (21. HD., 22.01.2008 T., 1766/778)

Alacaklı vekili İİK’nın 99. maddesine göre yapılan haczin İİK’nın 96. ve devam eden maddelerine göre yapılmasına karar verilmesini şikayet yolu ile icra mahkemesinden talep etmektedir. Mahkeme İİK’nın 99. md. göre haczin yapılmasına ilişkin icra memurluğu işlemini hukuka uygun bulduğunu gerekçesinde belirttiğine göre şikayetin reddi ile yetinmesi gerekirken, İİK’nın 96. maddesine göre bir haciz söz konusu olupda icra dosyası resen icra müdürlüğünce gönderilmiş gibi İİK’nın 97/1. maddesi hükmünü uygulayarak “takibin talikine ilerde haksız çıktığı takdirde alacaklının muhtemel zararlarına karşı İİK’nın 36. md. uyarınca haczedilen malların değeri üzerinden %40 nakdi tazminatın istihkak iddiasından (3. şahıs) alınmasına, kararın tebliğinden itibaren alacaklı vekiline görevli mahkemede dava açmak üzere 7 günlük süre verilmesine” de hükmetmesi isabetsiz olup bozmayı gerektirmiştir. (12. HD., 15.01.2008 T., 2007/22131; 222)

13.09.2006 tarihinde Gaziantep 3. İcra Müdürlüğü’nün 2006/535 Talimat sayılı dosyası ile yapılan taşınır mal haczi sırasında hazır bulunan davalı üçüncü kişi şirket yetkilisi haczedilen malların davalı üçüncü kişi şirkete ait olduğunu söylemek ve bu iddiasını haciz tutanağına yazdırmak suretiyle (İcra ve İflas Kanunu md. 96/1) istihkak iddiasında bulunmuştur. Yasal süresi içinde yapılan bu istihkak iddiası ile dava açma süresi kesilmiştir. Alacaklı istihkak iddiasına karşı çıktığından icra müdürlüğünce İcra ve İflas Kanunu’nun 97. maddesindeki prosedürün işletilmesi gerekir.
Davalı üçüncü kişi şirket vekili, 29.09.2006 tarihinde asıl icra müdürlüğünde ikinci kez istihkak iddiasında bulunmuş, asıl icra müdürlüğü tarafından alacaklıya İcra ve İflas Kanunu’nun 99. maddesi gereğince dava açmak üzere süre verilmiştir.
Bu durumda, davalı üçüncü kişi şirket yetkilisi, haciz sırasında yani süresinde istihkak iddiasında bulunduğundan, işin esasına girilerek, taraf kanıtlan toplandıktan sonra oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykın olup bozma nedenidir… (21. HD., 07.02.2008 T., 2007/5422; 1658)

Ödetne emri, takip talepnamesinde gösterilen adreste tebliğ olunmuştur. Tebligatın usulsüzlüğüne dair borçlu tarafından herhangi bir itiraz ileri sürülmemiştir.
Bu durumda aynı adreste gerçekleştirilen haczin, borçlu adresinde yapıldığının kabulü gerekeceğinden, borçlu kardeşinin, istihkak iddiasında bulunması üzerine icra müdürlüğünce İİK’nın 97. maddesine göre işlem yapılması gerekirken İİK’nın 99. maddesine göre işlem yapılması doğru olmadığından bu işleme karşı yapılan şikayetin mahkemece kabulü gerekirken reddi isabetsizdir. (12. HD., 14.06.2007 T., 9495/12051)

İİK’nın 97/1. maddesinde; (istihkak iddiasına karşı alacaklı veya borçlu tarafından itiraz edilirse, icra müdürü dosyayı İcra Mahkemesine verir. İcra Mahkemesi, dosya üzerinde veya lüzum görürse ilgilileri davet ederek murafaa ile yapacağı inceleme neticesinde varacağı kanaate göre takibin devamına veya talikine karar verir) hükmüne yer verilmiştir.
İstihkak iddia edilmesinden sonraki aşamada, İcra Müdürünün 03.12.2004 tarihli yazısı ile dosyanın yukarıda yer verilen hüküm gereğince İcra Mahkemesine intikal ettirildiği saptanmış, 3. kişi tarafından açılan bir istihkak davasının bulunmadığı anlaşılmıştır. Bu durumda, mahkemece takibin devamı ya da taliki yönünde bir karar verilmesi yerine yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz bulunmuştur… (12. HD., 10.03.2006 T., 1381/4982)

1.5.2003 tarihinde yapılan taşınır mal haczi sırasında hazır bulunan borçlu N. B. haczedilen malların davacıya ait olduğunu söylemek ve bu iddiasını haciz tutanağına yazdırmak suretiyle 3. kişi lehine (İİK md. 96/1) istihkak iddiasında bulunmuştur. Yasal süresi içinde yapılan bu istihkak iddiası ile dava açma süresi kesilmiştir. Alacaklı istihkak iddiasına karşı çıktığından İcra Müdürlüğünce İİK’nın 97. maddesindeki prosedürün işletilmesi gerekir.
Bu prosedür işletilmediği sürece 3. kişi davasını hacizli mal satılarak bedelinin alacaklıya ödenmesine kadar dava açabilir. Bu durumda, dava süresinde açıldığından, işin esasına girilerek, taraf kanıtları toplandıktan sonra oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde süreden red kararı verilmesi usul ve yasaya aykırıdır… (IIGK. 15.12.2004 T., 21-710/727)

Uyuşmazlık 3. kişinin İİK’nın 96 ve onu izleyen maddelerine dayalı istihkak davasına ilişkindir. Toplanan delillere göre davanın reddine karar verilmesi doğrudur.
Ancak takip işlemlerinin ertelenmesine karar verilmiş ise de teminat alınmadığından İİK’nın 97/13. maddesi uyarınca davacı haksız çıkma tazminatı ile sorumlu tutulamaz. Takip işlemlerinin ertelenmiş sayılması için İİK’nın 97/3. maddesi uyarınca alacaklının muhtemel zararı karşılığı 36. maddede gösterilen teminatın alınması zorunludur. Bu nedenle alacağın %40’ı oranında tazminata hükmedilmesi usul ve yasaya aylandır. (21. HD., 14.3.2005 T., 875/2404)

Mahkemece, davacının kendisine verilen kesin süre içerisinde dava dilekçesindeki eksiklikleri tamamlamadığından bahisle H.MK’nın 119. maddesine göre dosya üzerinden davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiş, hüküm davacı 3. kişi vekili tarafından temyiz edilmiştir.
HMK’nın 119. maddesinin (1).fıkrasında dava dilekçesinde bulunması gereken hususlar 10 bend halinde belirtilmiştir. (2).fıkrasında ise birici fikranın (a)(d)(e)(t) ve (g) bentleri dışında kalan hususlann eksik olması halinde, hakimin davacıya eksikliğin tamamlanması için bir haftalık kesin süre vereceğini, bu süre içinde eksikliğin tamamlanmaması halinde davanın açılmamış sayılmasına karar verileceği belirtilmiştir. Buna göre birinci fıkranın (b)(c)(ç)(ğ) ve (h) bentlerindeki hususlardan birinin veya bir kaçının eksikliği halinde bu fıkra hükmünün uygulanması gerekmektedir. Somut olayda, davacı vekilinin verdiği 11.10.2011 ve daha sonra sunduğu 05.12.2011 tarihli dilekçelerde anılan madde belirtilen eksiklerin giderildiği dikkate alınarak taraf teşkili sağlandıktan sonra deliller toplanarak oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. (17. HD., 3.4.2012. T., 1751/4036)

Dava, IİK’nın 96 ve devamı maddelerine dayalı olarak açılan istihkak davasına ilişkindir. Davalı alacaklı, 07.06.2011 tarihinde aldığı ihtiyati haciz kararını, 15.06.2011 tarihinde uygulamış ve haciz sırasında alacaklı vekili hazır bulunmuş olmasına rağmen, İİK’nın 264. maddesi gereğince 7 gün içerisinde takibe geçmemiş olduğundan ihtiyati haciz kararı kendiliğinden hükmstiz hale gelmiştir. Alacaklının 23.06.2011 tarihinde takibe geçerek 27.06.2011 tarihinde borçlu tarafından takip kesinleştirilmiş ise de, haciz tarihinde kesinleşmiş bir takip bulunmayıp, belirtilen nedenlerle ihtiyati haciz hükümsüz hale geldiğinden, istihkak davasının dinlenmesi için gerekli «lan ön koşul niteliğindeki geçerli bir haczin varlığından söz edibilmek mümkün değildir. Bu nedenlerle, mahkemece konusu kalamayan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi yerindedir. (17. HD., 24.01.2012. T., 2011/13264; 497)

Davacı 3. kişi, Şanlıurfa Vergi Dairesi tarafından borçlu hakkında 6183 sayılı Yasaya göre yapılan takip nedeniyle mülkiyeti kendisine ait dava konusu 63 NC 893 plaka sayılı araç üzerine konulan haczin kaldırılmasını istemiştir.
6183 sayılı Yasa uyarınca yapılan hacizler nedeniyle açılacak istihkak davalarının aynı Yasanın 68. maddesi hükmü gereği dava değerine göre Sulh Hukuk veya Asliye Hukuk Mahkemesinde görülmesi gerekir. Görev konusu kamu düzeni ile ilişkin bulunduğundan hâkimin bu hususu yargılamanın her aşamasında görevi nedeniyle kendiliğinden göz önünde bulundurması zorunludur. Şu durumda İcra Mahkemesince dava dilekçesinin görev yönünden reddine, alacak miktarı ile hacizli malın değerinden hangisi az ise dava değerini o miktar oluşturacağından gösterilen değere göre dosyanın görevli Sulh Hukuk veya Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine (HUMK. md. 27) karar verilmesi gerekirken uyuşmazlığı çözme görevinin idari yargıya ait olduğu nedeniyle davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir… (21. HD., 05.02.2008 T., 2007/4946; 1595)

Taşınır mal haczi sırasında hazır bulunan davacı 3. kişi kendi lehine (İİK’Md. 96/1) istihkak iddiasında bulunmuştur. YasaI süresi içinde yapılan bu istihkak iddiası ile dava açma süresi kesilmiştir. Alacaklı istihkak iddiasına karşı çıktığından İcra Müdürlüğünce İİK’nın 97. maddesindeki prosedürün işletilmesi gerekir. Bu prosedür işletil- ıııcdiği sürece 3. kişi davasını hacizli mal satılarak bedelinin alacaklıya ödenmesine kadar açabilir. Prosedür işletilmişse icra mahkemesince verilecek kararın tefhimi veya tebliğinden itibaren 7 gün içinde istihkak davasuu açabilir. (İÎK.97/6) Somut olayda prosedür işletilmiş ve icra mahkemesince takibin devamına ilişkin olarak verilen
27.07.2010 tarihli karar davacıya 18.01.2011 tarihinde tebliğ edilmiştir. Davacı 3. kişi bu kararın kendisine tebliğinden itibaren 7 günlük süre içerisinde 25.01.2011 tarihinde dava açtığına göre süresinde açılan davanın esasının incelenerek oluşacak duruma göre karar verilmesi gerekirken tebliğ tarihi dikkate almamadan yazılı şekilde süreden red kararı verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. (17. HD, 3.4.2012. ‘I’., 1738/4035)

İİK’nın 97/9. maddesinde “üçüncü şahıs, haczedilen şey hakkında veya satılıp da bedeli henüz alacaklıya verilmemişse bedeli hakkında, hacze ıttıla tarihinden itibaren yedi gün içinde tetkik merciinden istihkak davası açabilir” hükmüne yer verilmiştir. Anılan maddeden 3. kişinin haczi öğrendiği tarihten itibaren 7 gün içinde istihkak davası açması gerektiği aksi takdirde aynı takipte bu iddiayı ileri sürme hakkını kaybedeceği anlaşılmaktadır. Buradaki 7 günlük dava açma süresi hak düşürücü süredir. Mahkemece davanın süresinde açılıp açılmadığının resen gözetilmesi gerekir. Somut olayda, dava konusu araç 28.1.2010 tarihinde haczedilmiş olup davacı bu haczi
1.2.2010 tarihinde öğrendiğini dava dilekçesinde beyan etmiştir. Dava ise 7 günlük süre geçirildikten sonra 12.2.2010 tarihinde açılmıştır. Bu durumda, süresinde açılmayan davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde kabulüne karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir. (17. HD., 14/7.2011. T., 3024/7487)

İİK’nın 96 ve 97. maddelerinde istihkak iddiası üzerine ne gibi işlemler yapılacağı gösterilmiştir. Şayet prosedür işletilmemiş ise dava açma süresi henüz başlamayacağından 3. kişi, davasını hacizli mal satılarak bedeli alacaklıya ödeninceye kadar açabilir.
Davacı 3. kişi*7.10.2010 tarihinde istihkak iddiasında bulunarak dava açma süresini kestiğinden ve İİK 96 vc 97. maddedeki prosedür işletilmediğinden bu durumda davanın süresinde açıldığının kabulü ile bildirilen deliller değerlendirilerek işin esası hakkında karar verilmesi gerekirken dosya kapsamına uygun düşmeyen gerekçeyle davanın süre yönünden reddi isabetli görülmemiştir. (17. HD., 21.6.2011. T., 1723/6431)

Uyuşmazlık İİK 96 ve devamı madddeleri gereğince 3. kişi tarafından açılmış istihkak davasına ilişkindir. İİK 97/9. madde gereğince kendisine istihkak talebinde bulunmak imkanı verilmemiş olan 3.şahıs, haczedilen şey hakkında veya satılıpta bedeli henüz alacaklıya verilmemişse bedeli hakkında hacze ıttıla tarihinden itibaren 7 gün içinde icra mahkemesinde istihkak davası açabilir. Aksi takdirde aynı takipte bu iddiayı ileri sürmek hakkını kaybeder.
Somut olayda, davacı 3. kişi dava konusu 7.4.2010 tarihli haczi 28.10.2010 tarihinde öğrenerek davalı alacaklı bankaya avnı gün başvurmuş haczin kaldırılmasını istemiştir. O halde istihkak davasını en geç 4.11.2010 tarihine kadar açması gerekirken, 7 günlük hakdüşürücü süreyi geçirerek 9.11.2010 tarihinde açtığı davanın hak düşürücü süre yönünden reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle hüküm tesisi isabetli görülmemiştir. (17. HD., 7.6.2011. T., 1163/5822)

Davacı 3. kişi vekili aracılığıyla icra müdürlüğüne verdiği 26.6.2009 tarihli dilekçe ile haciz yapılan şantiyenin ve mahcuzların kendisine ait olduğunu belirterek istihkak iddiasında bulunmuş, İİK’nın 97 maddesinin 1 .fıkrası hükmü uyarınca prosedür işletilerek icra hukuk mahkemesine gönderilen dosyada, mahkemenin 3. kişiye tebliğinden itibaren 7 gün içinde dava açması için süre veren takibin devamına ilişkin 6.7.2009 tarihli kararı 3. kişiye tebliğ edilmemiştir. Kaldı ki, mahkemece 3. kişinin bu kararı icra memurunun muamelesini şikayet için 20.7.2009 tarihinde açılan davada öğrendiği kabul edilmiş ise de 3. kişinin tetkik merciinin takibin devamına ilişkin kararını öğrendiğine dair dosyada bilgi ve belgeye rastlanılmamıştır. O halde, 3. kişinin süresinde istihkak iddiasında bulunduğu ve davanın da süresinde açıldığı kabul edilerek tarafların dava ile ilgili delilleri toplanmak suretiyle oluşacak sonuca göre esas hakkında bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması bozmayı gerektirmiştir. (17. HD., 28.4.2011. T., 2557/4012)

Somut olayda davacı 3. kişinin davalı borçludan 16.12.2005 tarihinde satın aldığı ve maliki olduğu 41 KC 013 aracın trafik kaydına 19.10.2007 tarihinde haciz konmuş,
16.10.2008 tarihinde de araç Beykoz Trafik ekiplerince yakalanarak otoparka çekilmiştir. Davacı 3. kişi gerek 20.04.2009 tarihli dava dilekçesinde gerekse 25.06.2009 tarihli temyiz dilekçesinde haczi, aracın 16.10.2008 tarihinde trafik tarafından bağlanması ile öğrendiğini beyan ettiğinden haczi öğrendiği tarihten itibaren altı ay sonra açtığı davanın hak düşürücü süre yönünden reddine karar verilmesi gerekir…(17. HD., 26.4.2011. T., 2010/11657; 3969)

Dava konusu aracın trafik kaydı üzerine haciz 23.10.2008 tarihinde konulmuştur. Davacının dava dilekçesine eklediği Trafik Müdürlüğünden verilen Polnet kaydı 26.03.2009 tarihli olup dava konusu haciz, belirtilen belgede yer almaktadır. Buna göre, davacı 3. kişinin haczi 26.03.2009 tarihinde öğrendiğinin kabulü gerekir.
Dava ise 13.04.2009 tarihinde İ.İ.K’nun 96. maddesinde yazılı 7günlük hak düşürücü süre geçirildikten sonra açıldığı anlaşılmaktadır. Bu durumda mahkemece, davanın 7 günlük hak düşürücü süreden sonra açıldığı resen gözetilerek süreden reddine karar vermesi gerekirken bu husus göz ardı edilerek davanın kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. (17. HD., 5.4.2011. T., 2010/9978; 3112)

Dava, alacaklının IİK’nın 99. maddesine dayalı olarak açtığı 3. kişinin istihkak iddiasının reddi davasına ilişkindir. Dava konusu taşınır malların, 09.10.2007 tarihinde ki haczi sırasında, davalı 3. kişi şirket avukatı tarafından dava konusu 2 makine ile ilgili olarak istihkak iddiasında bulunmuş ve haczi yapaıı icra memuru İİK’nın 99. maddesi gereğince alacaklıya 7 gün içerisinde dava açması için süre vermiştir. Ancak haciz sırasında davacı alacaklı şirketin temsilcisi veya avukatı bulunmadığı, alacaklı vekil temsilcisi olarak imzası alınan Ramazan lşık”ın alacaklının veya avukatının temsilcisi olmadığı anlaşılmıştır. Bu nedenle alacaklıyı yasal olarak temsile yetkili olmayan şahsa yapılan Dava açma ihtarı geçerli olmayacağından 7 günlük hak düşürücü sürenin bu tarihte başladığından söz edilemez. İcra Müdürünce alacaklının vekiline dava açmak üzere 7 günlük süre 10.10.2007 tarihinde verilmiş ve dava yasal süre içerisinde 17.10.2007 tarihinde açılmıştır. Bu durumda, davanın İİK’nın 99. maddesinde belirtilen 7 günlük yasal süre içerisinde açıldığı anlaşıldığından, davanın süreden red kararı usul ve yasaya uygun değildir. (17. HD., 18.01.2011. T., 2010/12106; 141)

Uyuşmazlık 3. kişinin İİK’nın 96 ve onu izleyen maddelerine dayalı istihkak iddiasına ilişkindir. İcra Mahkemesince davacı 3. kişinin 26.6.2007 tarihinde yapılan haczi aynı gün öğrenmiş olmasına karşın istihkak davasının haciz tarihinden itibaren 7 günlük yasal süre geçtikten sonra 3.7.2007 tarihinde açılmış olduğu gerekçesiyle süre yönünden reddine karar verilmiş, hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Haciz 26.6.2007 tarihinde yapılmış olup davacı 3. kişi haczi aynı gün öğrenmiştir. Davacı 3. kişi, İİK’ nin 96/1 maddesi uyarınca 7 günlük süre içinde İcra Müdürlüğüne istihkak iddiasında bulunabileceği gibi 97/9 maddesi uyarınca doğrudan doğruya icra mahkemesinde istihkak davası da açabilir. Davacı 3. kişi yönünden 7 günlük sürenin sonu 3.7.2007 tarihidir. Dava da 7 günlük yasal sürenin son günü olan 3.7.2007 tarihinde açılmıştır. İİK’nın 19. maddesi “gün olarak tayın olunan müddetlerde ilk gün hesaba katılmaz. Bir müddetin sonuncu günü resmi bir tatil gününe rastlarsa, müddet tatili takip eden günde biter. Müddet son günün tatil tarihinde bitmiş sayılır” hükmünü içermektedir. Bu yasal hüküm uyarınca 7. günde yapılan başvuru süresindedir. (21. HD., 26.01.2010 T., 2008/20588; 631)

22.12.2006 tarihinde yapılan taşınır mal haczi sırasında hazır bulunan davacı üçüncü kişi şirket yetkilisi, haczedilen malların kendisine ait olduğunu söylemek ve bu iddiasını haciz tutanağına yazdırmak suretiyle (İcra ve İflas Kanunu 96/1. madde) istihkak iddiasında bulunmuştur. Yasal süresi içinde yapılan bu istihkak iddiası ile dava açma süresi kesilmiştir. Alacaklı istihkak iddiasına karşı çıktığından İcra Müdürlüğünce İcra ve İflas Kanunu’nun 97. maddesindeki prosedürün işletilmesi gerekir. Bu prosedür işletilmediği sürece üçüncü kişi davasını hacizli mal satılarak bedelinin alacaklıya ödenmesine kadar açabilir. Bu durumda, dava süresinde açıldığından, yazılı şekilde süreden ret kararı verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. (21. HD., 23.10.2008 T., 23039/16339)

Uyuşmazlık, üçüncü kişinin İcra ve İflas Kanunu’nun 96 ve onu izleyen maddelerine dayalı istihkak davasına ilişkindir. Haciz, 23.12.2005 tarihinde davalı borçlunun huzurunda yapılmış, davalı borçlu, davacı üçüncü kişi lehine istihkak iddiasında bulunmamıştır. Davacı üçüncü kişi, haczi 29.12.2005 tarihinde öğrendiğini ve yasal süresi içinde dava açtığını ileri sürmüştür. Gerçekten, davacı üçüncü kişi vekilinin, icra mü- dürlüğü’ne 29.12.2005 tarihinde vekaletnamesini sunarak, icra dosyasının fotokopisini istediği takip dosyasının içeriğinden anlaşılmaktadır. Ayrıca, davalı borçlunun, davacı üçüncü kişi Uyan Mühendislik İnşaat Taahhüt İthalat İhracat Sanayi Ticaret Ltd. Şti.’nin ortağı veya yetkilisi olduğu da iddia ve ispat edilmemiştir.
Dosyada davacı üçüncü kişinin 29.12.2005 tarihinden önce dava konusu haczi öğrendiğine ilişkin kanıt olmadığı gibi, dava açma süresinin geçtiği alacaklı tarafından kanıtlanmış da değildir. Bu durumda, İcra ve İflas Kanunu’nun 97/a maddesi hükmü gereği 04.01.2006 tarihinde açılan istihkak davasının süresinde olduğunun kabulü gerekir. Nitekim, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 07.03.2007 tarih ve E: 2007/21- 111, K: 2007/109 sayılı Kararı da aynı doğrultudadır.
Hal böyle olunca, süresinde açılan davanın esasının incelenerek oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken süreden ret kararı verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. O halde, davacı üçüncü kişinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve karar bozulmalıdır. (21. HD., 27.03.2008 T., 2007/9707; 4924)

Alacaklı tarafından borçlular hakkında kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile başlatılan icra takibinde örnek 10 numaralı ödeme emri, bonoda yazılı adreste borçlulara tebliğ edilmiş ve takip kesinleşmiştir. Ödeme emrinin tebliğ edildiği adreste 26.9.2007 tarihinde borçluların huzurunda menkul mal haczi yapılmış, aynı adreste yine borçluların huzurunda 8.10.2007, 20.10.2007 ve 25.10.2007 tarihlerinde takip işlemleri yapılarak, haciz-muhafaza tutanakları düzenlenmiştir. Son olarak aynı adreste 19.1.2008 tarihinde yapılan haciz sırasında, 3. kişi Mustafa Zengin’in istihkak iddiasının alacaklı tarafından kabul edilmemesi üzerine, takip dosyası İcra Mahkemesine gönderilmiş, Ankara 9. İcra Mahkemesi 12.2.2008 tarih, 2008/149-107 sayılı kararı ile takibin deva-mına, kararın tebliğ tarihinden itibaren 7 gün içinde 3. kişi Mustafa Zengin’in istihkak davası açmakta muhtariyetine kesin olarak karar vermiştir.
İİK’nın 97/6. maddesine göre; 3. kişi 7 giin içinde İcra Mahkemesinde istihkak davası açmaya mecburdur. Bu müddet zarfında dava açmadığı takdirde 3. şahıs, alacaklıya karşı iddiasından vazgeçmiş sayılır. Takip dosyası içeriğinden 3. kişinin istihkak davası açtığına dair bilgi ve belgeye rastlanmamıştır. Bu durumda anılan madde hükmünün uygulanması gerekir.
O halde Mahkemece, takibin tarafı olmayan 3. şahsın şikayetinin reddi gerekirken, yazılı şekilde kabulü ile 19.1.2008 tarihli haciz işleminin iptaline dair hüküm tesisi isabetsizdir. (12. HD., 30/10/2008 T., 14983/18763)

Uyuşmazlık, İcra ve İflas Kanunu’nun 99. maddesine dayalı olarak ve alacaklı tarafından üçüncü kişinin istihkak iddiasının reddi istemiyle açılan istihkak davasına ilişkindir.
Mahkemece, alacaklıya dava açmak üzere süre verilmesine karşın alacaklı yanca süresinde dava açılmadığından davanın süreden reddine karar verilmiştir. Oysa, icra müdürlüğünce 09.10.2006 tarihinde, yedi gün içinde dava açması için alacaklı vekiline süre verilmesine karar verilmişse de, bu karar yöntemine uygun şekilde alacaklı vekiline tebliğ edilmediğinden hukuki sonuç doğurmaz. Dava süresinin işlemeye başlayabilmesi için icra müdürlüğünce yedi gün içinde üçüncü kişi aleyhine dava açılması gerektiği uyarısını içeren yazının alacaklı vekiline tebliğ edilmiş olması gerekir. Bu nedenle süresinde açılan davanın esasının incelenmesi gerekirken, yazılı şekilde usulden ret karan verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir. (21. HD.,30.10.2008 T., 2007/24462; 16751)

Davacı 3. kişi, borçludan 05.07.2005 tarihinde boşandığını borçlunun borcu dolayısıyla ev eşyaları üzerine konulan haczin kaldırılmasını istemiştir.
Dava konusu ev eşyaları 3. kişi durumundaki davacıya ait ev adresinde 14.07.2006 tarihinde haczedilmiş, davacı 3. kişinin istihkak iddiasına alacaklı vekilince karşı çıkılmıştır. Bunun üzerine haczi yapan İcra Memuru alacaklı vekiline İİK’nın 99. maddesi uyarınca 7 gün içinde 3. kişi aleyhine istihkak davası açması için önel vermiştir. Alacaklı 7 gün içinde dava açmadığından İİK’nın 99/son maddesi gereği 3. kişinin istihkak iddiasını kabul etmiş ve haciz kalkmış sayılır. Öyleyse alacaklıya verilen 7 günlük önel içinde 3. kişinin açtığı dava konusuz kalmıştır. Yargıtay HGK’nın 1.11.2000 gün vc Esas: 2000/21-1623 Karar: 1612 sayılı karanda bu yöndedir.
Hal böyle olunca konusu kalmayan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına” şeklinde hüküm kurulması yerine davanın esastan reddi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir. O halde, davacı 3. kişinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır… (21. HD., 04.03.2008 T., 2007/7032; 3508)

Dava konusu haciz davacı 3. kişinin birlikte oturduğu kızı Sinem Kocayaş huzurunda 14.06.2005 tarihinde yapılmıştır. Hayatın olağan akışı içinde davacının haczi aynı tarihte öğrendiğinin kabulü gerekir.
İİK’nın 96/3. maddesi hükmüne göre, “haczin yapıldığını öğrenen 3. kişinin 7 gün içinde istihkak iddiasında bulunmadığı takdirde aynı takipte bu iddiayı ileri sürmek hakkını kaybedeceği” öngörülmüştür. Yine İİK’nın 97/9. maddesi uyarınca İcra müdürlüğüne istihkak iddiasında bulunmadan doğrudan dava açılması halinde de istihkak davasının haczin öğrenildiği tarihten itibaren 7 gün içinde açılması gerekir. Buradaki süre hak düşürücü süre niteliğinde olup kamu düzenin ilgilendirdiğinden hakim davanın süresinde açılıp açılmadığını kendiliğinden gözetmek durumundadır.
Bu durumda, davacı 3. kişi İİK’nın 96. maddesinde yazılı 7 günlük hak düşürücü süreyi geçirdiğinden “süre yönünden davanın reddi” gerekirken aksine düşüncelerle davanın kabulüne karar verilmesi ve hakimin görevinden dolayı re’sen dikkate alması gerekli bu hususu gözden kaçırması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir… (21. HD., 11.03.2008 T., 2007/7631; 4000)

Somut olayda davacı şirket lehine istihkak iddiasında bulunan A. Oral isimli şahıs sadece davacı şirketin çalışanı olduğu, borçlu veya davacı üçüncü kişi şirketi temsile yetkili şahıslardan olmadığı dosya içerisinde mevcut Ticaret Sicil kayıtları ve İmza sirkülerinden anlaşılmaktadır. Nitekim haczi yapan icra müdürünce de bu beyan istihkak iddiası olarak değerlendirilmemiş vc davacı üçüncü kişi şirketi hacizden haberdar ederek beyana davet edilmesi yönündeki müzekkere 22.03.2006 tarihinde davacı şirket müdürüne tebliğ edilmiştir. Buna karşın davacı üçüncü kişi şirket yasal 7 günlük süre içerisinde istihkak iddiasında bulunmadığından, aynı takipte bu iddiayı ileri sürme hakkını kaybetmiştir (İİK. madde 96/3).
Daha sonra icra müdürlüğünce hatalı olarak İİK 97/1. maddesindeki prosedürü işletilerek usule uygun olmayan istihkak iddiası hakkında takibin devamı veya ertelenmesi yönünde dosya icra Mahkemesine gönderilmiş ise de 09.06.2006 tarihinde İcra Mahkemesinden takibin devamına ve davacı şirketin 7 gün içerisinde istihkak davası açmakta muhtariyetine karar verilmesi üzerine bu davanın açılmış olması, daha önce gerçekleşen hak düşürücü sürenin sonuçlarını ortadan kaldırmayacaktır.
Haciz sırasında yapılan istihkak iddiası usule uygun olmadığı ve davacı 3. kişi yasal süresi içerisinde istihkak iddiasında bulunmadığından davanın süreden reddine karar verilmesi gerekirken, hatalı değerlendirme ile davanın kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. O halde davalı alacaklının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli bozma nedenine göre sair hususlar incelenmeksizin karar bozulmalıdır… (21. HD., 22.01.2008 T., 1766/778)

Uyuşmazlık 3. kişinin istihkak davasına ilişkindir. Haciz davacının eşi borçlunun annesi olan Cahide huzurunda 16.12.2005 tarihinde yapılmıştır. Hayatın olağan akışına göre davacının yokluğunda ancak birlikte yaşadığı eşinin huzurunda yapılan hacizden aynı gün haberdar olduğunun kabulü gerekir, istihkak iddiasının İİK’nm 96/son maddesi uyarınca 7 günlük sürede ileri sürülmesi gerekir.
Davacı 3. kişi İcra müdürlüğüne 7 günlük yasal süre geçtikten sonra 23.1.2006 tarihinde istihkak iddiasında bulunduğundan 1.2.2006 tarihinde açılan davanın “süre yönünden reddi” gerekirken soyut düzeydeki anlatımlar ve davacı yemini gerekçe gösterilerek davanın süresi İçinde açıldığının kabulüyle istemin kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir. O halde, davalı alacaklının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır. (21. HD., 6.3.2007 T., 2006/ 7167; 3305)

Davacı 3. kişi ile borçlu kardeş olup, aynı evde oturdukları dosya içeriğinden anlaşılmaktadır. Haciz 24.10.2000 tarihinde müşterek evde ve borçlunun huzurunda uygulanmıştır.
Yapılan taşınır mal haczi sırasında hazır bulunan davacı 3. kişi şirket müdürü L. H. haczedilen malların davacı şirkete ait olduğunu söylemek ve bu iddiasını haciz tutanağına yazdırmak suretiyle 3. kişi lehine (İİK. Md. 96/1) istihkak iddiasında bulunmuştur. Yasal süresi içinde yapılan bu istihkak iddiası ile dava açma süresi kesilmiştir.
Alacaklı istihkak iddiasına karşı çıktığından İcra Müdürlüğünce İİK’nın 97/1. maddesindeki prosedür işletilerek dosya Ankara 2. İcra Hakimliğine verilmiş, hakimlikçe 25.2.2003 tarihinde takibin devamına karar verilmiştir. Ne var ki bu karar 3. kişiye tebliğ edilmeden (dava) süresinde açıldığından, işin esasına girilerek, taraf kanıtları toplandıktan sonra oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde süreden red kararı verilmesi usul ve yasaya aykırıdır… (21. HD., 16.5.2005 T., 5289/5063)

İİK’nın 96/3. maddesi hükmüne göre, “istihkak iddiası yapıldığı veya istihkak davası açıldığı tarihte, istihkak davacısı ile birlikte oturan kimseler aynı anda malın hac- zedildiğini öğrenmiş sayılmaları” gerekir. Aynı madde de “haczin yapıldığını öğrenen
3. kişinin 7 gün içinde istihkak iddiasında bulunmadığı takdirde aynı takipte bu iddiayı ileri sürmek hakkım kaybedeceği” öngörülmüştür. Davacı istihkak iddiasını 06.11.2000’dc ileri sürmüştür.
Bu durumda, davacı 3. kişi İİK’nın 96. maddesinde yazılı 7 günlük hak düşürücü süreyi geçirdiğinden “süre yönünden davanın reddi” gerekirken aksine düşüncelerle
davanın kabulüne karar verilmesi ve hakimin görevinden dolayı re’sen dikkate alması gerekli bu hususu gözden kaçırması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.
O halde, davalı alacaklının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazlarının kabulü ile kararın bozulması gerekir. (21. HD., 23.05.2006 T., 3936/5171)

Somut olayda, dava konusu mahcuz 11.7.2011 tarihinde takip talebinde gösterilen ve borçluya ödeme emrinin tebliğ edildiği adreste haczedilmiştir.
Bununla birlikte ve dosya içindeki bilgi ve belgelere göre, davacı alacaklının hatalı memur muamelesinin iptali ile haczin İİK’nın 97/a maddesi uyarınca yapılmış sayılması için açmış olduğu şikayet davası sonucunda, Adana 3.İcra Hukuk Mahkemesinin 28.9.2011 gün ve 2011/387-532 E/K. sayılı kararı ile şikayetin kabulüne ve İİK’nın 99. maddesine göre yapılan haczin İİK’nın 97/a maddesine göre yapılmış sayılmasına karar verildiği, kararın 3. kişi tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosyanın halen temyiz incelemesinde olduğu (Yargıtay 12.Hukuk Dairesi 2011/28432 Esas) anlaşılmaktadır. İcra Müdürlüğünce hatalı olarak haczin İİR’ııııı 99. maddesine göre yapılarak dava açmak üzere alacaklıya süre verilmiş olması ispat yükünün yer değiştirmesine neden olmayacağı gibi, mahkemenin 2011/387-532 E/K.sayılı kararı ile her ne kadar haczin İİK’nın 97/a maddesine göre yapılmış sayılmasına karar verilmiş ise de anılan kararla 3. kişiye dava açmak üzere ayrıca bir süre verilmemiş olduğundan, mahkemece anılan dosya neticesinin beklenerek varılacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir. (17. HD., 13.2.2012. T., 11851/1431)

Dava İİK 96 ve devamı maddeleri gereğince açılmış 3. kişinin istihkak davasına ilişkindir. Somut olayda, davalı borçlu şirketin ortağı olan davacı H. Sönmez’in 05.06.2010 tarihli haciz sırasında borçlu şirketin takip konusu borcunun tamamına icra kefili olduğu ve icra emrinin davacı Hakan Sönmez’e 09.07.2010 tarihinde tebliğ edildiği ve hakkındaki takibin kesinleştiği anlaşılmaktadır. O halde davacı H. Sönmez yönünden 3. kişi ile borçlu sıfatı birleşmiş olup, kural olarak borçlu istihkak davası açamaz. Bu nedenle davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle hüküm tesisi isabetli görülmemiştir. (17. HD., 18.5.2011. T., 4030/5021)

Davacı alacaklı, istihkak iddia eden üçüncü kişiyi davalı göstererek İcra ve İflas Kanunu’nun 99. maddesine dayalı olarak üçüncü kişinin istihkak iddiasının reddini istemiştir. Borçlu davada taraf gösterilmemiştir. Kural olarak, istihkak davasında borçlunun davalı gösterilmesi için üçüncü kişinin istihkak iddiasına karşı çıkmış olması gerekir. Borçlunun İcra ve İflas Kanunu’nun 96/1. maddesi uyarınca davayı açan üçüncü kişi yararına istihkak iddiasında bulunması veya haciz sırasında hazır bulunmasına karşın üçüncü kişinin istihkak iddiasına karşı çıkmaması ya da İcra ve İflas Kanunu’nun 96/2. maddesi gereği yokluğunda yapılan üçüncü kişinin istihkak iddiası kendisine bildirilmesine karşın verilen üç günlük süre içinde itiraz etmemesi durumunda istihkak davasında davalı gösterilmesine gerek yoktur. Çünkü, bu durumda borçlu istihkak iddiasını kabul etmiş sayılır (İcra ve İflas Kanunu md. 96/2).
Somut olayda, borçlu 17.01.2008 tarihinde uygulanan haciz sırasında hazır bulunmadığı gibi dava konusu eşyaların haczine ilişkin tutanağın İcra ve İflas Kanunu ’nun 103. maddesine göre borçluya tebliğ işlemi de yapılmadığından borçlunun istihkak iddiasına karşı çıkıp çıkmadığı anlaşılamamıştır. Bu durumda, davanın borçluya da yöneltilmesi gerektiği Dairemizin giderek Yargıtay’ın yerleşmiş görüşlerindendir. Hal böyle olunca, takip borçlusuna dava dilekçesi ve davetiye tebliğ edilerek, taraf teşkilinin tamamlanması ve borçlunun göstereceği kanıtların toplanması ve değerlendirilmesi gerekirken bu yönün gözardı edilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir. (21. HD., 28.01.2010 T., 2008/20238; 694)

Kural olarak mal borçlu elinde haczedilir ve 3. kişi istihkak iddiasında bulunursa istihkak davasını üçüncü kişinin, mal üçüncü kişi elinde haczedilir ve üçüncü kişi tarafından istihkak iddia edilirse, istihkak davasını alacaklının açması gerekir. Üçüncü kişi tarafından açılması gereken durumlarda bile, alacaklı tarafından açılmasını engelleyen yasal bir düzenleme bulunmadığından davanın, sıfat yokluğu nedeni ile reddine karar verilemez.
Hal böyle olunca; davanın esasının incelenmesi yerine yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olduğundan, bu yönü amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli vc hüküm bozulmalıdır… (17. HD., 15/05/2009 T., 2227/3191)

Davalı (alacaklı) vekili, istihkak davasının açılmasından sonra 09.10.2008 tarihinde istihkak iddiasını kabul ettiklerine ilişkin yazılı bir dilekçeyi icra dosyasına sunmuş, aynı günlü icra müdürlüğü kararı ile de dava konusu araç üzerindeki haczin kaldırılmasına karar verilmiştir.
Hacizden sonra yapılan istihkak iddiasına karşı itirazda bulunmayan alacaklı ve borçlunun istihkak iddiasını kabul etmiş sayılacakları yasa hükmü gereği olduğundan, 3. kişi tarafından istihkak davası açılmasında korunacak hukuki bir yarar da bulunmamaktadır. İstihkak iddiasına yönelik bildirimin tebliğinden itibaren 3 günlük sürenin itirazsız geçmesinden sonra 3. kişi haczin kaldırılmasını icra müdürlüğünden her zaman isteyebilir. Bu taleplere ilişkin kararlara karşı da İİK’nın 16. maddesi kapsamında süresiz şikayet yoluna gidilebilir. İcra müdürlüğünün sehven dosyayı icra hakimliğine göndermesi, mahkemece takibin ertelenmesi yönünde karar verilmesi, bu kararda 7 günlük süre içinde istihkak davası açılabileceğinin belirtilmesi bu sonucu değiştirmeyecektir. Davanın açılmasında hukuki yararın bulunması bir dava şartıdır ve öncelikle ele alınması gereken bir olgudur. Bu husus göz ardı edilerek yazılı biçimde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olmakla birlikte; bu durum sonuca etkili görülmediğinden bozma nedeni yapılmamıştır. (17. HD., 08.05.2009 T., 871/2961)

Uyuşmazlık alacaklının İİK.99. maddesine dayalı olarak açtığı 3. kişinin istihkak iddiasının reddi istemine ilişkindir.
Dava konusu menkul mallar 13.10.2006 tarihinde borçlunun takip adresinde haczedilmiştir. Haciz sırasında hazır bulunan borçlu A. Torunoğlu, davalı (3. kişi) To-Ya-Sa şirketinin müdürü olduğunu ve hacizli malların temsilcisi olduğu Ltd. şirkete ait olduğunu ileri sürerek istihkak iddiasında bulunmuştur. Bunun üzerine haciz İİK’nın 99. maddesine göre yapılmış ve alacaklıya 7 gün içinde 3. kişi hakkında dava açmak üzere süre verilmiştir. Davacı alacaklı vekili süresinde açtığı bu davada sadece borçluyu hasım göstermiştir… İİK’nın 99. maddesine göre açılacak davalarda istihkak iddiasında bulunan 3. kişi zorunlu hasımdır.
Bu nedenle 3. kişinin yöntemine uygun şekilde davaya katılımının sağlanarak dava dilekçesi ve davetiye tebliğ edilip taraf teşkili tamamlandıktan sonra yargılamaya devam olunarak tarafların kanıtlan toplanıp sonucuna göre karar verilmesi gerekirken bu usulü zorunluluk göz ardı edilerek davanın esası hakkında karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. O halde, davalı borçlunun bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve karar bozulmalıdır. (21. HD., 17.06.2008 T., 2007/16268; 9374)

İstihkak davaları İcra ve İflas Kanunu’nun 97/11 ve Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 512. maddeleri gereği genel hükümlere göre görülür ve 492 sayılı Harçlar Kanunu’nun 16. maddesi ile 1 sayılı tarifedeki nispi esas üzerinden harca tabidir. Hal böyle olunca, alacak tutarı ile haczedilen dava konusu malın değerinden hangisi az ise, o değer üzerinden %054 oranında hesaplanacak nispi karar ve ilam harcının 1/4’ü Harçlar Kanunu’nun 28. maddesi uyarınca peşin olarak alındıktan sonra yargılamaya devam olunması gerekirken, yargı işlemlerinden alınacak harçlar ödenmedikçe sonraki işlemlerin yapılamayacağını öngören aynı yasanın 32. maddesine aykırı olarak peşin alınan maktu harçla yetinilerek davaya eksik harçla bakılması ve kamu düzeni ile ilgili olan bu hususun gözardı edilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
Aynı şekilde, asli müdahale davası açan kişinin (asli müdahale davacısının) bu dava için ayrı harç ödemesi gerekir. Çünkü, asli müdahale davası ilk davadan bağımsız ayrı bir davadır ve 492 sayılı Harçlar Kanunu’nun 16. maddesi ile 1 sayılı tarifedeki nispi esas üzerinden harca tabidir. Hal böyle olunca, takip konusu alacak tutarı ile haczedilen dava konusu malın değerinden hangisi az ise, o değer üzerinden %054 oranında hesaplanacak nispi karar ve ilam harcının 1/4’ü Harçlar Kanunu’nun 28. maddesi uyarınca peşin olarak alındıktan sonra yargılamaya devam olunması gerekirken, yargı işlemlerinden alınacak harçlar ödenmedikçe sonraki işlemlerin yapılamayacağını öngören aynı yasanın 32. maddesine aykırı olarak peşin alınan maktu harçla yetinilerek davaya eksik harçla bakılması ve kamu düzeni ile ilgili olan bu hususun gözardı edilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir. (21. HD., 06.03.2008 T., 2007/7329; 3682)

Basit yargılama usulüne göre yürütülen taşınır mala ilişkin istihkak davalarında yasaca kesin yetki kuralı öngörülmediğinden yetki itirazı ancak ilk itiraz olarak ve en geç ilk oturumda davanın esasına girilinceye kadar ileri sürülebilir. (HUMK. 187/2) Kesin yetki kuralı bulunmadığı durumlarda, hakim doğrudan (resen) yetkisizlik kararı veremez. Somut olayda davalılar tarafından süresinde yapılmış bir yetki itirazında da bulunulmadığından yetkisizlik kararı vermesi de düşünülemez.
Öte yandan İİK’nın 4. maddesinde belirtilen icra mahkemeleri arasındaki görev dağılımına ilişkin düzenleme icra ve iflas dairelerinin işlemlerine yönelik şikayet ve itirazlara ilişkin olup, istihkak davalarını içeren bir görev dağılımı olmadığından görülmekte olan istihkak davasında uygulanması söz konusu değildir… (21. HD., 12.2.2008 T., 2007/4491; 2050)

Uyuşmazlık İİK’nın 96 ve ardından maddelerine dayanan 3. kişinin istihkak davasıdır. Alacaklı davalı A.Gökkaya takip konusu alacağını Konya 3. Noterliğinde noterde düzenlenen 14.04.2006 tarihli temlik name ile, Ö.Mermer İnşaat iş Malzemeleri Gıda Turizim Nakliye ve Sanayi Ticaret AŞ’ye temlik ettiği icra dosyası içinde bulunan tcnıliknameden anlaşılmış olduğundan, alacağı temlik alan AŞ’ye yöntemine uygun şekilde dava dilekçesi ve davetiye tebliğ edilmek suretiyle yargılama yapılması gerekirken, davalı ehliyeti olmayan eski alacaklının huzuru ile yargılamaya devam olunarak hakkında yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. (21. HD., 26.02.2008 T., 2007/6050; 3026)

Şikayetçi Üçüncü kişi 12.12.2005 tarihli haciz müzekkeresi üzerine 38 NY 786 plakalı aracın trafik kaydına haciz şerhi konulduğunu, aracı 01.12.2005 tarihinde noterden borçludan satın aldığını ve kendisinin mülkiyetinde olduğunu iddia ederek haczin kaldırılmasını istemiştir.
Üçüncü kişinin bu talebi istihkak davası niteliğindedir. HUMK’un 76. maddesi gereğince hukuki tavsif hakime aittir. Mahkemece borçlunun yokluğunda istemin sonuç – landırıldığı görülmektedir. Bu durumda, borçluda davaya dahil edilerek varsa noksan harç tamamlattırılmak, tarafların delilleri toplanarak çekişme istihkak davası prosedürüne göre çözümlenmeli ve sonucuna göre karar verilmelidir. Mahkeme kararının bozulması gerekirken onandığı anlaşılmakla alacaklı vekilinin karar düzeltme istemi kabul edilmelidir. (12. HD., 22.01.2008 T., 2007/22953; 892)

Alacaklı tarafından borçlu hakkında yapılan takipler sonucunda borçlu adına kayıtlı olan 25 HC 037 plakalı aracın trafik kaydına haciz konulduğu anlaşılmıştır.
Davacı 3. kişi icra mahkemesine başvurusunda haczedilen aracı Horasan Noterli- ği’nin 2007/853 yevmiye no.lu vc 25.04.2007 tarihli satış sözleşmesi ile satın aldığını, malikin kendisi olduğunu ifade etmiş ve araç üzerindeki haczin kaldırılmasını talep etmiştir. Takipte taraf olmayan 3. kişinin başvurusu açıklanan bu şekli ile istihkak davası niteliğindedir. HUMK’un 76. maddesi gereğince istemin hukuki tavsifi hakime aittir. Bu durumda, Mahkemece noksan harç tamamlattırılmak, karşı tarafın delilleri de toplanarak çekişme istihkak davası prosedürüne göre çözümlenmeli ve sonucuna göre bir karar verilmelidir. O halde, eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsizdir. (12. HD., 20/11/2008 T., 16996/20518)

İcra ve İflas Kanunu’nun 99. maddesine dayalı olarak açılan istihkak davasının davalısı istihkak iddiasında bulunan üçüncü kişidir. Somut olayda, dava konusu 22.03.2006 tarihli haciz sırasında dava dışı A.San. Tic. Ltd. Şti. yetkilisi K. Özkoyuncu istihkak iddiasında bulunmuştur. İstihkak iddia eden üçüncü kişi A. San. Tic. Ltd. Şti. olduğu halde, dava dilekçesinde borçlu şirket ile A. San. ve Tic. Ltd. Şti. davalı olarak gösterilmiştir.
Davacı alacaklı, her iki şirketin unvanlarının benzer olması ve her iki şirketin yetkilisinin aynı kişi olması nedeniyle maddi hata sonucu davalı olarak istihkak iddiasında bulunmayan A. ve Tic. Ltd. Şti.’ne husumet yöneltmiştir.
Maddi hataların her zaman düzeltilmesinin mümkün bulunduğu HUMK’un 80. maddesi gereğidir.
Dairemizin ve Yargıtay’ın yerleşmiş uygulaması da bu yöndedir. Dava dilekçesinde açıkça icra dosyasının numarası ile haciz tarihinin belirtilmesine ve istihkak iddiasının reddi istenilmesine göre, maddi hatanın varlığı kabul edilerek istihkak iddia eden gerçek üçüncü kişi huzuruyla davanın yürütülmesi için adına dava dilekçesi ve davetiye tebliğ olunarak oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmesi bozmayı gerektirir. (21. HD., 13.03.2008 T., 2007/8490; 4117)

İstanbul Ticaret Sicili Memurluğu’nun kayıtlarından, davacı 3. kişi şirketin İstanbul 6. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2003/963 Esas sayılı dosyasından 27.07.2004 günü (istihkak davası açıldıktan sonra) saat: 15.50’den itibaren iflasına karar verildiği anlaşılmaktadır. İİK’nın 191. maddesi gereğince iflasın açılması ile müflisin iflas masasına giren hak ve malları üzerindeki tasarruf yetkisi kısıtlandığından masa ile ilgili davalar hakkındaki dava takip yetkisi artık müflise değil iflas idaresine aittir. Nitekim İİK’nın 194. maddesinde de iflastan önce açılmış olup da devam eden müflisin gerek davacı, gerek davalı olarak taraf bulunduğu hukuk davalarının iflasın açılması ile (acele haller hariç) duracağı hüküm altına alınmıştır. Bu durumda, hakkında iflas karan kesinleşen şirket davada taraf olma ehliyetini yitireceğinden yerine iflas masasının geçmesi gerekir.
Mahkemece, davacı 3. kişi hakkındaki iflas kararının kesinleşip kesinleşmediğinin araştırılması, iflas kararının kesinleşmesi halinde, İİK’nın 226. maddesi uyarınca iflas masasının yasal temsilcisi olan iflas idaresine dava dilekçesi ve davetiye tebliğ olunarak taraf oluşumu sağlandıktan sonra işin esasının incelenmesi gerekirken, kamu düzeni ile ilgili bu hususun gözardı edilerek yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir. (21. HD., 01.02.2007 T., 2006/3941; 1075)

Uyuşmazlık, 3. kişinin İİK’nın 96 ve onu izleyen maddelerine dayalı istihkak davasına ilişkindir. İstanbul Ticaret Sicili Memurluğu’nun kayıtlarından, davacı 3. kişi şirketin İstanbul 6. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2003/963 Esas sayılı dosyasından
27.07.2004 günü (istihkak davası açıldıktan sonra) saat: 15.50’den itibaren iflasına karar verildiği anlaşılmaktadır. İİK’nın 191. maddesi gereğince iflasın açılması ile müflisin iflas masasına giren hak ve malları üzerindeki tasarruf yetkisi kısıtlandığından masa ile ilgili davalar hakkındaki dava takip yetkisi artık müflise değil iflas idaresine aittir. Nitekim İİK’nın 194. maddesinde de iflastan önce açılmış olup da devam eden müflisin gerek davacı, gerek davalı olarak taraf bulunduğu hukuk davalarının iflasın açılması ile (acele haller hariç) duracağı hüküm altına alınmıştır. Bu durumda, hakkında iflas kararı kesinleşen şirket davada taraf olma ehliyetini yitireceğinden yerine iflas masasının geçmesi gerekir.
Mahkemece, davacı 3. kişi hakkındaki iflas kararının kesinleşip kesinleşmediğinin araştırılması, iflas kararının kesinleşmesi halinde, İİK’nın 226. maddesi uyarınca iflas masasının yasal temsilcisi olan iflas idaresine dava dilekçesi ve davetiye tebliğ olunarak taraf oluşumu sağlandıktan sonra işin esasının incelenmesi gerekirken, kamu düzeni ile ilgili bu hususun gözardı edilerek yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir. O halde, davacı 3. kişinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır. (21. HD., 1.2.2007 T., 2006/3941; 1075)

Uyuşmazlık, 3. kişinin İİK’nın 96 ve onu izleyen maddelerine dayalı istihkak davasına ilişkindir. İstanbul Ticaret Sicili Memurluğu’nun kayıtlarından, davacı 3. kişi şirketin İstanbul 6. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2003/963 Esas sayılı dosyasından 27.07.2004 günü (istihkak davası açıldıktan sonra) saat: 15.50’den itibaren iflasına karar verildiği anlaşılmaktadır. İİK’nın 191. maddesi gereğince iflasın açılması ile müflisin iflas masasına giren hak ve malları üzerindeki tasarruf yetkisi kısıtlandığından masa ile ilgili davalar hakkındaki dava takip yetkisi artık müflise değil iflas idaresine aittir. Nitekim İİK’nın 194. maddesinde de iflastan önce açılmış olup da devam eden müflisin gerek davacı, gerek davalı olarak taraf bulunduğu hukuk davalarının iflasın açılması ile (acele haller hariç) duracağı hüküm altına alınmıştır. Bu durumda, hakkında iflas kararı kesinleşen şirket davada taraf olma ehliyetini yitireceğinden yerine iflas masasının geçmesi gerekir.
Mahkemece, davacı 3. kişi hakkındaki iflas kararının kesinleşip kesinleşmediğinin araştırılması, iflas kararının kesinleşmesi halinde, İİK’nın 226. maddesi uyarınca iflas masasının yasal temsilcisi olan iflas idaresine dava dilekçesi ve davetiye tebliğ olunarak taraf oluşumu sağlandıktan sonra işin esasının incelenmesi gerekirken, kamu düzeni ile ilgili bu hususun gözardı edilerek yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir. (21. HD., 01.02.2007 T., 2006/3941; 1075)

İstihkak davasının açılabilmesi için davacının taraf sıfatını taşıması gerekir. Davacı bu malları kızına bağışladığına göre dava açma sıfatı yoktur. Dava açma sıfatı davacının kızı dava dışı Aylin ‘e aittir. Bu durumda davacı yanca faturada yer alan eşyalar yönünden açılan davanın sıfat yokluğu (aktif husumet) nedeniyle reddi gerektiğinden göz ardı edilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir… (21. HD., 19.4.2004 T., 2953/3855)

Davacılar, ayrı ayrı evlerde yapılan hacizler nedeniyle istihkak talebinde bulunmuşlardır. Birden fazla kişinin aynı dava dilekçesi ile dava açabilmesi için aralarında zorunlu veya ihtiyari dava arkadaşlığı bulunmalıdır. Somut olayda davacılar arasında dava arkadaşlığı bulunmadığından davaların ayrılmasına karar verilmesi gerekirken birlikte görülerek yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır… (21. HD., 26.09.2005 T., 9785 /8284).

Uyuşmazlık, İİK’nın 96. ve onu izleyen maddelerine dayalı 3. kişinin istihkak davasına ilişkindir. Mal, hak veya alacağın borçlu elinde haczedilmesi durumunda Üçüncü kişi tarafından açılacak istihkak davasında davalı kural olarak takip alacaklısıdır.
Bu nedenle istihkak davası açılırken dava dilekçesinde takip alacaklısının davalı gösterilmesi gerekir.
Dava dilekçesinde, maddi hata sonucu takip alacaklısı yerine başka bir kişinin davalı gösterilmesi, davanın gerçek takip alacaklısı huzurunda görülmesine engel değildir, çünkü, davacının amacı, dava konusu mala haciz koyduran alacaklıyı dava etmektir. Maddi hataya dayalı yanlışlıkların HUMK 80. maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkündür.
Bu nedenle, dava dilekçesinde, gerçek takip alacaklısı yerine, maddi hata sonucu başka bir kişinin davalı gösterilmesi durumunda üçüncü kişiye gerçek takip alacaklısının davaya katılmasını sağlamak üzere uygun bir süre verilmesi ve taraf teşkili sağlandıktan sonra yargılamanın sürdürülmesi gerekir.
Somut olayda takip alacaklısı M. olduğu halde, davacı üçüncü kişi tarafından alacaklı vekili Avukat Ö.S.’nin davalı alacaklı gösterilmek suretiyle dava açıldığı, incelenen takip dosyası ile dava dilekçesinden anlaşılmaktadır.
Hal böyle olunca, dava dilekçesinde açıkça İcra dosyasının numarasının belirtilmesine ve istihkak davasının kabulünün istenilmesine göre, alacaklı vekilinin davalı olarak gösterilmesinin maddi hatadan kaynaklandığı kabul edilerek, HUMK 80. maddesi uyarınca maddi hatanın düzeltilmesi her zaman mümkün bulunduğundan, gerçek takip alacaklısı M. huzuruyla davanın yürütülmesi için adına dava dilekçesi ve davetiye tebliğ olunarak, sonucuna göre karar verilmek gerekirken, davada pasif husumet ehliyeti bulunmayan davalının huzurunda yargılamanın sürdürülerek davanın esası hakkında yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir… (21. HD.,13.06.2006 T., 4593/6416)

Uyuşmazlık 3. kişinin İİK’nın 96 ve 97. maddelerine dayalı olarak açtığı istihkak davasına ilişkindir. İstihkak davasında takip alacaklısı zorunlu olarak davalıdır.
Davacı 3. kişi her ne kadar sadece takip borçlusu H T., San. ve Tic. Ltd. Şti’ni davalı göstererek dava açmışsa da, mahkemece yapılması gereken; zorunlu dava arkadaşı olan takip alacaklısı T., ’nin davaya katılmasının sağlanması bu amaçla takip alacaklısına dava dilekçesi ve davetiye tebliğ olunması ve taraf oluşumu tamamlandıktan sonra yargılamaya devam etmekten ibarettir.
Hal böyle olunca bu usuli zorunluluk göz ardı edilerek mecburi dava arkadaşı olan takip alacaklısına dava yöneltilmeden giderek taraf oluşumu sağlanmadan alacaklının yokluğunda yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir… (21. IID., 14.9.2004 T., 6135/6976)

Dava, üçüncü kişinin İİK’nın 96. maddesine dayalı olarak açtığı istihkak davasına ilişkindir. Bu nevi davalarda, takip alacaklısı zorunlu olarak davalıdır. Davacı, davasını sadece takip borçlusuna yöneltmiştir. Bu durumda mahkemece zorunlu dava arkadaşı olan takip alacaklısının da davaya katılmasının sağlanması gereklidir. Taraf teşkili sağlanmadan alacaklının yokluğunda karar verilmesi hatalıdır… (21. HD., 14.9.2004 T., 6135/6976)

İstihkak davaları ise İİK’nın 97/11. maddesi uyarınca genel hükümler dâhilinde basit yargılama usulüne tabidir ve buna uygun olarak tarafların uyarılı davetiye ile duruşma gününden haberdar edilerek öncelikle taraf teşkilinin sağlanıp, kendilerine davayı takip etme ve delillerini sunma imkânının verilmesinden sonra 6100 sayılı HMK’nın 321. maddesine de uygun biçimde davaya ilişkin son diyeceklerini bildirme olanağının da tanınması gerekir. Bununla birlikte tabi olduğu yargılama usulü nedeni ile bu tür davalar, dava değeri üzerinden (başlangıçta %’ü peşin alınmak üzere) Harçlar Kanunu’na göre hesaplanacak nispi karar ve ilam harcı ile karar tarihi itibarı ile yürürlükte bulunan AAÜT tarifesi uyarınca hesaplanacak nispi vekâlet ücretine tabidir.
Dava değeri de hacizli malın değeri ile alacak miktarından hangisi az ise ona göre belirlenir.
Somut olayda davalı borçlunun istihkak iddiasına karşı tutumu belirsiz olduğundan davaya dâhil edilmesi, taraf teşkilinden sonra toplanacak tüm delillere göre bir karar verilmesi, bu arada dava konusu elektrik kabloları ile ilgili açılmış bir başka istihkak davası olduğundan bu dosyanın akıbetinin araştırılarak gerektiğinde sonucunun beklenmesi gerekir. Öte yandan yargılama sonucunda istihkak iddiası yerinde görülürse (davacı taraf harçtan muaf ise de) nispi karar ve ilam harcı davanın açılmasına neden olan alacaklı tarafa yükletilmelidir. (17. HD., 6.2.2012. T., 2011/8242; 1111)

Dava konusu haciz davalı borçlunun tebligat adresinde yapıldığından İİK 97/a maddesindeki mülkiyet karinesi borçlu dolayısıyla alacaklı yararına olup karine aksinin davacı 3. kişi tarafından kesin ve güçlü delillerle ispatlanması gereklidir. Davacı 3. kişi vekili dava konusu Makine ile ilgili Ö. Tic.A.Ş. tarafından düzenlenmiş 2.10.2007 ve 4.10.20007 tarihli fatura ile ticari defterlerini delil olarak bildirmiştir.
Davalı borçlu hemekadar davacı şirketin ortağı ise de vergi kaydından borçlunun
22.5.2003 tarinden beri çay bahçesi işleticisi olduğu ve bu faaliyetine devam ettiği, takip konusu senetlerden borcun şahsi borcu olduğu, davacı şirketin borçtan önce kurulduğu, faturalarında borçtan önce düzenlendiği gözönüne alınarak andan faturaların dip koçanlarının düzenleyen satıcı şirketten istenmesi, faturayı düzenleyen şirket yetkilisinin tanık olarak dinlenmesi, davacı ve faturayı düzenleyen şirketlerin ticari defteri üzerinde mali bilirkişiden alınacak rapora göre faturanın gerçek olduğunun tesbiti halinde faturadaki makine ile dava konusu makinanın aynı makine olup olmadığı yönünden mahallinde makine mühendisi bilirkişi ile keşif yapılarak düzenlenecek rapor ve diğer tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken eksik incelemeye dayalı hüküm tesisi isabetli görülmemiştir. (17. HD., 17.1.2012 I’., 2011/9841; 81)

Uyuşmazlık İİK 96 ve devamı maddeleri gereğince açılmış 3. kişinin istihkak davası ile alacaklı vekili tarafından İİK 16. madde gereğince açılmış memur işlemini şikayete ilişkindir.
İstihkak ve şikayet davaları süre, harç, yargılama prosedürü ve temyiz inceleme yeri yönünden farklı usule tabi olduğundan mahkemece davacı 3. kişi tarafından açılan istihkak davası ile alacaklı tarafından açılan şikayet davasına ayrı ayrı bakılması gerekirken davaların birleştirilmesi doğru görülmemiştir. Mahkemece davalar tefrik edilerek yargılamaya istihkak ve memur muamalesini şikayet olarak ayrı ayrı bakılmalı ve sonucuna göre ayrı ayrı karar verilmelidir. (17. HI)., 14.6.2011. T., 1161/6184)

İstihkak davalarına İİK 97/11. madde hükmünce genel hükümler dairesinde ve basit yargılama usülüne göre bakılır. Mahkeme, yasada belirtilen durumlar ayrık olmak üzere tarafları çağırıp dinlemeden hükmünü veremez (HUMK. Md.73, 97/11, 507-511). Bu nedenle başvurma harcı ve takip konusu alacak ile mahcuz malın değerinden hangisi az ise o değer üzerinden 1/4 oranında peşin nispi harç alınarak duruşma açılması, taraflara duruşma gün ve saatini bildirir davetiye tebliğ olunarak gösterecekleri delillerin toplanması ve oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, dosya üzerinde inceleme sonucu karar verilmesi doğru görülmemiştir. (17. H D., 31.5.2011. T., 1871/5554)

Dava, üçüncü kişinin İİK’nın 96. vd. maddeleri uyarınca açtığı “istihkak” davası niteliğindedir. Davacı vekili duruşma saatinden önce dosyaya girdiği anlaşılan cevap bonolu telgraf ile 10.06.2010 günlü oturuma mesleki mazereti nedeni ile katılamayacağını bildirmiştir. Mahkemece somut bir nedene dayanmadığı gerekçesi ile mazeret talebinin reddine, davalı vekilinin davayı takip etmeyeceklerini bildirilmesi üzerine de Uç aylık yasal süresi içinde yenileninceye kadar dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verilmiştir.
Ne var ki mazeretin reddi ile ilgili ara karar davacı vekiline bildirilmemiştir. Bu durum (18.05.1954 tarihinde ana metnini imzalayıp, 25.09.1989 tarih, 89/14563 sayılı kararnameyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin bağlayıcı yetkisini tanıyan Ülkemizde de geçerlilik kazanmış bulunan AİHS’nin 6. maddesinde de düzenlenen) adil yargılanma hakkına aykırılık teşkil etmektedir ve bozma nedenidir. Kabule göre dc; önceki oturumların tamamına katılan ve mazeret bildirmeyi alışkanlık haline getirmediği anlaşılan davacı vekilinin talebinin mazeretini belgeleme olanağı tanınmadan reddedilmesi doğru görülmemiştir.. (17. HD., 20.5.2011. T., 2010/12855; 5050)

Dava, alacaklının İİK’nın 99. maddesine dayalı olarak açtığı 3. kişinin istihkak iddiasının reddine ilişkindir. İstihkak davalarının görülebilmesi için genel dava koşullarının varlığı dışında, özel bir dava koşulu olarak geçerli bir haczin varlığı gerekmektedir. Davanın konusu takibin dayanağını, alacaklının kira borcuna karşılık yasadan kaynaklanan hapis hakkını kullanılması oluşturmaktadır. (BK’nun 267. vc 281. maddesi) Bu na göre icra memurunca borçluya ait mallar tesbit edilmiş ve hapis hakkı taşınır rehni sayıldığından (İİK’nın 23) kiralayan kendisine verilen yasal süresi içerisinde taşınır rehninin paraya çevrilmesi yolu ile takip başlatmıştır. (İİK’nın 145) İİK’nın 45. maddesinde belirtilen alacağı rehinle temin edilmiş olan alacaklının alacağını cebri icra yolu ile almak istemesi halinde ilk önce rehnin paraya çevrilmesi yolu ile takip yapmak zorunda olmasının istisnalarından biridc kiralayanın hapis hakkına rağmen dilerse borçlusu kiracı hakkında haciz veya genel iflas yolu ile takip yapabilmesidir. (İİK’nın 23) Somut olayda kiralayan davacı alacaklı taşınır rehninin paraya çevrilmesi yolu ile takibi seçmiştir. Bundan sonra yapılması gereken anılan takip yolu ile ilgili usulün uygulanmasıdır. Bu takip yolunda haciz ancak İİK’nın 150/f maddesi göre geçici rehin açığı belgesinin verilmesi halinde yapılabilir. Yani rehnin paraya çevrilmesi yolu ile takip devam etmekte iken, rehnin satışı sonucu elde edilecek paranın rehin alacaklısının alacağına yetmeyeceği anlaşılırsa, alacaklı isterse icra dairesi kendisine geçici rehin açığı belgesi verilmesini isteyebilir ve bu belgeye dayanarak aynı takip dosyasından yeni bir haciz yolu ile takip yapmadan, alacağının rehinle karşılanmayacağı tahmin edilen kesimi için icra dairesinden borçlunun diğer mallarının haczini isteyebilir.
Dava konusu 02.05.2008 tarihli haciz, rehin açığı belgesi alınmadan kısaca yukarıda belirtilen prosedür uygulanmadan yapıldığından geçerli değildir. Bu durumda dava ön koşulu olan geçerli bir haczin varlığından söz edilemeyeceğinden davanın koşulları oluşmadığından reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçelerle davanın kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. (17.HD., 18.01.2011. T., 2010/11792; 138)

Dava, 3. kişinin İİK 96 ve devamı maddelerine dayalı açtığı istihkak davasına ilişkindir. İstihkak davalarına İİK 97/11. madde hükmünce genel hükümler dairesinde ve basit yargılama usulüne göre bakılır. Mahkeme, yasada belirtilen durumlar ayrık olmak üzere tarafları çağırıp dinlemeden hükmünü veremez. (HUMK md. 73, 97/11, 507- 511) Bu nedenle duruşma açılması, taraflara duruşma gün ve saatini bildirir davetiye tebliğ olunarak gösterecekleri delillerin toplanması ve oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken mahkemece yukarıda açıklanan yasal gerekliliğe uyulmadan hüküm tesisi isabetli görülmemiştir. (17. HD., 18.01.2011. T., 2010/7958; 73)

Dava, davacı 3. kişi tarafından İİK 96 ve devamı maddeleri gereğince açılmış istihkak davasına ilişkindir. Yetki itirazı ilk itirazlardan olup hadise prosedürü içinde incelenir. Buna göre, yetki itirazı mahkemeye gelmeden yazılı olarak ileri sürülebileceğinden, davalının yetki itirazının incelendiği oturumda bulunmak zorunluluğu yoktur. (HUMK Md.224/11) Mahkeme, davalı gelmese dahi yetki itirazını öncelikle ve esasa girişilmeden önce inceleyip sonuçlandırır. (HUMK.md.190-196)
Yetki itirazının reddine karar verilmiş ise, bu kararın oturumda bulunmayan davalıya tebliği gerekir. (HUMK.md.225) Bu suretle mahkeme, hem yetki itirazına ilişkin kararını davalıya bildirmiş, hem de esasa ilişkin yargılamanın yapılacağı oturuma davalıyı davet etmiş olur. (HGK.30.04.1997, 2/990-362) Somut olayda, yetki itirazının reddine ilişkin karar, duruşmada bulunmayan davalı vekiline tebliğ edilmeden mahkemece yargılamaya devam edilerek davanın esası hakkında karar verilmesi savunma hakkını kısıtlayıcı ve hükmün sonucuna etkili olabilecek nitelikte bir usul hatası olduğundan hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir. (17. HD., 18.1.2011. T., 2010/12458; 79)

Davacılar, aynı dava dilekçesi ile hem usulsüz icra emri tebliğine ilişkin memur muamelesinin şikayet yoluyla iptalini, hem de bu takip nedeniyle 18.11.2009 tarihinde haczedilen menkullerin kendilerine ait olduğunu belirterek istihkak iddiasında bulunmuştur.
Mahkemece davacıların istihkak iddiasına ilişkin talepleriyle ilgili dava tefrik edilerek mahcuzların değeri üzerinden dava harcı tamamlatılıp yargılamaya devam edilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçesiyle hüküm tesisi isabetli görülmemiştir. Kabule göre de; İstihkak davalarına İİK 97/11. madde hükmünce genel hükümler dairesinde ve basit yargılama usulüne göre bakılır. Mahkeme, yasada belirtilen durumlar ayrık olmak üzere tarafları çağırıp dinlemeden hükmünü veremez. (6. HD., 18.1.2011. T., 2010/7957; 72)

İİK’nın 97/11. maddesi uyarınca istihkak davaları, genel hükümler dahilinde basit yargılama usulüne tabidir. Bu usulde HUMK’un 509, 510. maddeleri gereğince uyarılı çağrı kağıdı ile duruşmaya davet edilen taraflara ilk oturumda, yazılı olarak bildirmemişlerse delillerinin nelerden ibaret olduğunun, varsa tanıklarının kimlik ve adreslerinin sorulması, gerekli görülen delillerin toplanmasından sonra, davayı takip eden taraflara Anayasa’nın, 36. maddesinde teminat altına alman ve 18.05.1954 tarihinde ana metnini imzalayıp, 25.09.1989 tarih, 89/14563 sayılı kararnameyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin bağlayıcı yetkisini tanıyan Ülkemizde de geçerlilik kazanmış bulunan AİHS’nin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkı kapsamında, HUMK’un 377, 376. maddelerine de uygun biçimde işin esası hakkında son diyeceklerini bildirme olanağı da tanınarak bir karar verilmesi gerekir.
Somut olayda ilk oturumda hazır bulunan taraf vekillerine delillerinin nelerden ibaret olduğu sorulmadan ve dava ile ilgili son diyecekleri de belirlenmeden yazılı biçimde karar verilmesi usule aykırı olup bozmayı gerektirir. (17. HD., 02/07/2009 T., 1564/3904)

Dava, 3. kişinin İİK’nın 96 ve devamı maddelerine dayalı olarak açtığı istihkak davasına ilişkindir. Dava konusu araç, 25.04.2007 tarihinde davacı tarafından borçludan noter sözleşmesi ile satın alınmış, Sivas 1. İcra Müdürlüğünün 2005/5276 esas sayılı dosyasından 04.05.2007 tarihinde, Sivas 2. icra Müdürlüğünün 2007/2219 sayılı dosyasından ise 24.05.2007 tarihinde aracın Trafik kaydı üzerine haciz konulmuştur. Davacı aracı satın alırken trafikte bu davanın dayanağı takipler nedeniyle konulmuş haciz (veya tedbir) kaydı bulunmadığından, 2918 sayılı Trafik yasasının 20/d maddesine uygun olarak yapılan satış ile davacı, aracın mülkiyetini kazanmıştır.
Dava konusu araç üzerinde başka bir takip nedeniyle konulmuş haciz, davacının kötü niyetini ispata yeterli olmadığı gibi her davanın kendi koşullarına göre değerlendirilmesi gerektiği ilkesi gereğince de bu davayı etkilemeyeceği açıktır. Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın, davalı alacaklı tarafından kötü niyeti kanıtlanmayan 3. kişinin davasının kabulü gerekirken dosyadaki bilgi ve belgelere uygun düşmeyen danışıklılık gerekçesiyle reddi, usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir… (17. HD., 17.9.2009 T., 4175/5549)

Uyuşmazlık takip hukukuna dayalı 3. kişinin istihkak davasına ilişkindir. Takip adresi haciz adresi değildir. Ödeme emri borçluya haciz adresinde tebliğ edilmemiştir. Davacı 3. kişi borçlunun kardeşi olup haciz adresine ilişkin 04.11.1998 tarihli adi nitelikteki kira sözleşmesi ve elektrik faturaları sunmuştur. Dosyadaki bilgi ve belgelerden haczin davacı 3. kişiye ait depo adresinde gerçekleştirildiği anlaşılmaktadır. Ancak 14.05.2005 tarihli muhafaza tutanağında ifadesine başvurulan kiralayan eşi H. Genç bu yerin kiralayan tarafından borçluya kiraya verildiğini açıklamıştır.
Bu durumda kiralayanın tanık sıfatıyla dinlenerek haciz uygulanan deponun kime hangi tarihte kiraya verildiğinin sorulması daha önce tanık olarak dinlenen eşinin anlatımı arasında çelişki olursa bu çelişkinin giderilmesi, tüm deliller birlikte değerlendirilerek iş yerinin borçluya mı yoksa davacıya mı ait olduğunun kesin olarak saptanması, oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir… (21. HD.,15.01.2008 T., 2007/1213; 287)

Uyuşmazlık; 3. kişinin İİK’nın 96. ve devamı maddelerine dayalı olarak açtığı istihkak davasına ilişkindir.
Dava konusu; hacizli mallar 14.01.2005 tarihinde, Çatalca İnceğiz köyü mevkii olarak belirtilen mahalde Vehbi Türk huzurunda haczedilmiştir.
Dosya içerisindeki bilgi ve belgelerden; haciz uygulanan yerin; davalı alacaklı tarafından hangi sebeplerle borçlunun adresi olarak gösterildiği; bu adresin borçlu ile ilgisi bulunup bulunmadığı; hazır bulunan Vehbi Türk isimli şahsın borçlu şirketle ilgisinin ne olduğu anlaşılamamaktadır.
Oysa; hacizli malların, borçlu veya davacı 3. kişi şirketin elinde bulunmasına göre, davadaki ispat külfetinin taraflardan hangisine ait olacağı giderek İİK’nm 97/a maddesinde öngörülen mülkiyet karinesinin, kimin lehine yorumlanacağı, hususları değerlendirilecektir. Haciz mahallinin davacı 3. kişi şirket veya borçlulardan hangisine ait olduğu; net olarak ortaya konmadan uyuşmazlığın çözümlenmesi olanaklı değildir.
Yapılacak iş; 14.01.2005 tarihli haczin gerçekleştiği adresin, borçlulara ait olup olmadığı, Vehbi Türk’ün borçlu çalışanı olup olmadığı ve alacaklı tarafından hangi sebeplerle; borçluların adresi olarak gösterildiği, zabıta araştırılması yapılarak gerekirse haciz tutanağını düzenleyen icra müdürünün de ifadesi alınarak alacaklının bu konudaki açıklaması ve tarafların tüm delilleri birlikte değerlendirilerek varılacak sonuca göre karar vermekten ibarettir.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular dikkate alınmadan; eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve karar bozulmalıdır… (21. HD., 23.01.2007 T., 3927/403)

Uyuşmazlık, 3. kişinin İİK’nın 96 ve onu izleyen maddelerine dayalı olarak taşınır mal hakkında açtığı istihkak davasına ilişkindir.
Davalı 3. kişi ile borçlu anne -oğul olup dava konusu eşyalar takip dayanağı bonoda yazılı bulunan ve ödeme emri tebliğ olunun konutta borçlunun yokluğunda haczedilmiştir. Bu durumda İİK’nın 97/a maddesinde öngörülen mülkiyet karinesi borçlu dolayısıyla alacaklı yararınadır. Ancak bu yasal karinenin aksinin kesin ve güçlü delillerle kanıtlanması her zaman olanaklıdır. Davalı 3. kişi haciz uygulanan konutun kendisine ait olduğunu, oğlu olan borçlunun konutta oturmadığını ve eşyaların kendisine ait olduğunu iddia edip, hacizli mallara ilişkin olarak çeşitli tarihli faturalar sunmuştur.
Bu nedenlerle borcun doğum tarihi de dikkate alınarak davalı 3. kişinin hacizli menkulleri satın alabilecek gelir ve kazanca sahip olup olmadığı yöntemine uygun şekilde araştırılmalı davalı yanca sunulan faturaların hacizli mallara uygunluğu saptanmalı faturaların hacizli malları uygunluğunun tespiti halinde ise faturaları düzenleyen şirket yetkililerinin tanık sıfatıyla dinlenerek faturaların şirketin ticari defterlerinde kayıtlı olup olmadığı bilirkişi aracılığıyla saptanmalı ve oluşacak sonuca göre karar verilmelidir.
Bu hususların araştırılmadan eksik inceleme ile varılan sonuç usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir. O halde, davacı 3. kişinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır. (21. HD., 23.06.2008 T., 2007/17635; 9667)

Uyuşmazlık, İİK’nın 99 maddesine dayalı olarak açılan 3. kişinin istihkak iddiasının kaldırılması davası ile bu dava ile birleştirilen borçlu şirket tarafından açılan takibin iptali, davalı 3. kişi tarafından açılan takibin iptali ve yine davalı 3. kişi tarafından açılan memur muamelesinin şikayetine ilişkindir.
Zorunlu dava arkadaşlığı maddi hukukun (MK., BK„ TTK.) bir hakkın birden fazla kişi tarafından dava edilmesini veya birden fazla kişiye karşı dava açılmasının öngördüğü durumdur. Somut olayda maddi yönden zorunlu dava arkadaşlığı (örneğin MK’nın md.701 elbirliği mülkiyeti, BK. 520 adi ortaklık) bulunmadığı gibi şekli yönden dava arkadaşlığıda söz konusu değildir. Zorunlu dava arkadaşlığı dışında kalan ihtiyari (isteğe bağlı) dava arkadaşlığının mümkün olduğu haller HUMK’un 43. maddesinde;
a) Dava konusu hak veya borcun ortak olması,
b) Borçluların ortak bir işlem ile birden çok kişi yararına borç yüklenilmiş olması,
c) Davanın ayni nedenden doğması şartlarının gerçekleşmesi gerekir.
Somut olayda alacaklının açtığı istihkak davası ile birleştirilen davaların davacıları takip borçlusu ile davalı 3. kişi olup dava konusu ise takibin iptali ve memur muamelesini şikayete ilişkindir. Bu durumda HUMK’un 43. ve 45. maddeleri anlamında davalar arasında bağlantı bulunmadığından ayrı ayrı açılan dört davanın birleştirilmesi doğru görülmemiştir. Ancak takibin iptaline ilişkin borçlu Ltd. Şti. tarafından açılan Uşak İcra mahkemesinin 2007/27 ve Davalı 3. kişi tarafından açılan Uşak İcra mahkemesinin 2007/28 sayılı dosyalarının sonucu istihkak davasının sonucunu doğrudan etkileyeceğinden bu davaların sonucunun beklenmesi gerektiği tartışmasızdır. Bu durumda taraflar arasında zorunlu veya ihtiyari dava arkadaşlığı bulunmadığından HUMK’un 46. maddesi uyarınca davaların ayrılmasına karar verilmesi gerekirken birlikte görülerek yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.
O halde davacı alacaklının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve karar bozulmalıdır. (21. HD., 01.07.2008 T., 2007/16705; 10140)

Uyuşmazlık 3. kişinin İİK’nın 96 ve devamı maddelerine dayalı olarak açtığı istihkak davasına ilişkindir.
Dava konusu akaryakıt pompaları 13.03.2006 tarihinde borçlulara ait akaryakıt istasyonundaki adreste haczedilmiştir. İİK’mn 97/a maddesinde öngörülen mülkiyet karinesi borçlu dolayısı ile davalı alacaklı yararınadır. Bu yasal karine aksinin davacı 3. kişi tarafından kesin ve güçlü delillerle kanıtlanması gerekmektedir.
Davacı 3. kişi, dava konusu malların kendilerine ait olduğunu ve borçlulara kiraya verildiğini belirterek 08.03.2006 tarihli noter onaylı kira sözleşmesini sunmuşlardır. Sunulan kira sözleşmesinin tarihi borç kaynağı olan çek tarihi ile aynı olup, herhangi bir mülkiyet belgesi de sunulmamıştır.
Öte yandan davalı alacaklı tarafından borçlulara yemin teklif edilmiş ve borçlular- ca dava konusu taşınır malların davacıya ait olduğu konusunda yemin etmişler ise de, bu yemin HUMK 334 ve 346 maddesine uygun bir yemin değildir. HUMK 344. maddesi uyarınca taraf yemini başka bir ifade ile ‘’Kesin yemin1’ ispat yükü kendisine düşen tarafın diğer tarafa teklif ettiği yemindir.
Somut olayımızda İİK’nın 97/a maddesi uyarınca ispat yükü davacıda olup davacı 3. kişi davalı alacaklıya yemin teklif etmemiştir. Kaldı ki yemin teklif edilen ve yemin eden borçluların, malların 3 kişiye ait olduğu yolundaki kabulleri tarafları bağlayıcı olmadığı gibi bu yönde yaptıkları yeminin de tarafları bağlayıcı bir niteliği bulunmamaktadır.
Tüm bu maddi ve hukuki olgular birlikte değerlendirildiğinde, davacı 3. kişinin sunduğu belgelerin karine aksini ispata yeterli olmadığı, davalı borçluların ettikleri yemin de, usul hukukuna uygun olmadığı ve bu hali ile delil niteliği taşımadığından, davanın reddi gerekirken yazılı şekilde kabulüne karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. O halde davalı alacaklının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve karar bozulmalıdır. (21. HD., 10.6.2008 T., 2007/15083; 8880)

Davacı 3. kişi mahcuz menkullerin kendisine ait olduğunu ileri sürerek konulan haczin kaldırılmasını istemiştir. Bu yönüyle uyuşmazlık İİK’nın 96 ve onu izleyen maddelerine dayanan istihkak davasına ilişkindir. İstihkak davalarına İİK’nın 97/11 maddesi hükmünce genel hükümler dairesinde ve basit yargılama usulüne göre bakılır. Bu nedenle harç alınması duruşma açılması taraflara duruşma gün ve saatini bildirir davetiye tebliğ edilerek gösterecekleri delillerin toplanması ve oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerektiği ortadadır.
Somut olayda, taraflara dava dilekçesi ve davetiye tebliğ edilmediği gibi dava da duruşma açılmaksızın dosya üzerinde yapılan inceleme ile sonuçlandırılmıştır.
HUMK’un 73. maddesinin açık hükmüne göre mahkeme Yasada gösterilen belirli durumlar ayrık olmak üzere, tarafları dinlemeden, iddia ve savunmalarını bildirmeleri için yasaya uygun şekilde davet etmeden hükmünü veremez.
Bu nedenle taraflara iddialarını bildirmeleri ve Anayasanın (36) maddesinde de açıklanan savunma hakkını kullanabilmeleri için dava dilekçesinin ve duruşma gününün Tebligat Yasası ve ilgili Tüzük hükümlerine uygun şekilde tebliğ edilmesi zorunludur. Kamu düzenine ilişkin bu yönün göz ardı edilerek tarafların yokluğunda yazılı şekilde duruşma açılmaksızın dosya üzerinden hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir. O halde, davacı 3. kişinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır… (21. HD., 12.02.2008 T., 2084/1867)

Uyuşmazlık davacı üçüncü kişilerin İİK’nm 96 ve devamı maddelerine dayalı olarak açtıkları istihkak davasına ilişkindir.
Mahkemece, bu dava ile Sandıklı İcra Mahkemesinin 2005/38 Esas sayılı dosyasında görülen dava arasında bağlantı bulunduğu gerekçesiyle birleştirme kararı verilmiştir.
İstihkak davaları İİK’nın 97/11 maddesi uyarınca genel hükümler çerçevesinde ve basit yargılama usulüne göre bakılacağından HUMK’daki davaların birleştirilmesi ile ilgili hükümlerin bu davalarda da uygulanması zorunludur.
HUMK’un 45/2 maddesine göre ayrı mahkemelerde açılan davaların birleştirilebilmesi için birleştirme isteminin ilk itiraz şeklinde ikinci davanın açıldığı mahkemede ileri sürülmesi gerekir. Davacılar görülmekte olan bu davayı 10.05.2005 tarihinde açmış, Sandıklı İcra Mahkemesinde görülmekte olan dava ise 17.05.2005 tarihinde açılmıştır. İkinci dava Sandıklı İcra Mahkemesi’nin 2005/38 Esas no.lu dosyasında görülen dava olduğundan birleştirme isteminin bu mahkemede ilk itiraz olarak ileri sürülmesi ve birleştirme kararının bu mahkemece verilmesi gerekmektedir. Aksaray İcra Mahkemesinin ilk açılan dava mahkemesi olarak birleştirme kararı vermesi mümkün değildir. Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular dikkate alınmadan usule aykırı olarak birleştirme kararı verilmesi usul ve yasaya aykırıdır… (21. HD., 26.2.2008 T., 2007/5796; 3065)

Uyuşmazlık 3. kişinin İİK’nın 96 ve devamı maddelerine dayalı istihkak davasına ilişkindir. Davacı 5 ayrı takip dosyası ile yine 5 ayrı alacaklı tarafından haczedilen mallar nedeniyle istihkak davası açmış ve aynı dava dilekçesiyle alacaklıları davalı olarak göstermiştir. Davalı alacaklılar arasında HUMK’un 43. ve 45. maddeleri anlamında zorunlu ve ihtiyari dava arkadaşlığı bulunmadığından davaların ayrılmasına ve ayrı ayrı yürütülmesine karar verilmesi gerekirken birlikte görülerek sonuçlandırılması doğru değildir.
İstihkak davalarına İİK’nın 97/11. maddesi hükmünce genel hükümler dairesinde ve basit yargılama usulüne göre bakılır. Bu nedenle başvurma harcı vc takip konusu alacak ile mahcuz malın değerinden hangisi az ise o değer üzerinden 1/4 oranında peşin nispî ilam harcı alınarak duruşma açılması her bir takip dosyası yönünden ayrı nispi harç alınarak davanın sonuçlandırılması gerekirken tek bir peşin ve ilam harcı alınarak eksik harca hükmedilmesi de usul ve yasaya aykırıdır.
Kabule göre de istihkak davaları karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT’nin 11. maddesinin 4. fıkrası son cümlesi gereği nispî avukatlık ücretine tabi olup alacak miktarı ile haczedilen malların değerinden hangisi az ise onun üzerinden nispî avukatlık ücretine her bir takip dosyası ve davalı alacaklı yönünden hükmedilmesi gerekirken tek bir maktu vekalet ücretine hükmedilmesi de doğru olmayıp bozmayı gerektirir… (21. HD.,7.2.2008 T., 2007/3804; 1157)

Uyuşmazlık 3. kişinin İİK’nın 96 ve onu izleyen maddelerine dayalı istihkak davasına ilişkindir. Borçlu davacının 10.10.2001 tarihinde boşandığı eski eşi olup, haciz ödeme emrinin borçluya tebliğ edildiği evde uygulanmıştır. Bu durumda İİK’nın 97/a maddesinde öngörülen mülkiyet karinesi borçlu dolayısıyla alacaklı yararınadır. Ancak bu yasal karinenin aksinin güçlü delillerle kanıtlanması mümkündür.
Davacı 22.06.2006 tarihinde haczedilen mahcuzlardan 72 Ekran televizyon yönünden 14.6.2006 tarihli, oturma odası takımı yönünden 17.6.2000 tarihli, Arçelik marka 3340 çamaşır makinesi yönünden 31.12.1998 tarihli ve yemek odası takımı yönünden 16.6.2000 tarihli fatura sunarak istihkak iddiasında bulunmuştur. Davacının emekli öğretmen olduğu ve gelir sahibi bulunduğu tanık anlatımlarından anlaşılmaktadır. Bu durumda davacı tarafça sunulan faturaların gerçek olduğu ispatlandığı takdirde bu mallar İİK’nın 97/a maddesindeki karinenin aksinin kanıtlandığının kabulü gerekir.
Bu nedenle fatura dip koçanlarının faturayı düzenleyen şirketlerden getirtilerek şirket yetkililerinin dinlenmesi, bu şirketlerin ticari defterlerinde faturaların ve envanterinde hacizli malların kayıtlı olup olmadığının bilirkişi aracılığıyla saptanması ve oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. O halde, davacı 3. kişinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır… (21. HD., 24.01.2008 T., 2007/ 2771; 908)

Uyuşmazlık 3. kişinin İİK’nın 96 ve devam maddelerine dayalı istihkak davasına ilişkindir. Takip konusu alacak işçilik alacağından kaynaklanmaktadır. İşçilik alacağına ilişkin dava davalı alacaklı tarafından 02.04.2001 tarihinde açıldığından borcun bu tarihte doğduğunun kabulü gerekir. Davacı 3. kişi durumundaki M.Tekstil San. Tic. Lti. borcun doğumundan çok önce 05.10.1999 tarihinde ticaret sicil gazetesinde yayınlanan ilanla M.O. N. K. ve borçlulardan S. O. tarafından kurulmuştur. Borçlu S. O. öncesinde davacı 3. kişi Lti. ortağı iken 19.09.2002 tarihinde hissesini davacı 3. kişi temsilcisi ve ortağı olan N. Kılıç’a devrederek bu ortaklıktan ayrılmıştır. Takip tarihinde adı geçen borçlunun davacı 3. kişide ortaklığı yoktur
Hal böyle olunca davacı şirket temsilcisi ve ortağı olan N. Kılıç’ın borçlu şirket ortakları M. ve S. Okyay’dan hisselerini devralarak davacı Şirketi kurdukları yolundaki gerekçede isabet yoktur. Zira davacı Şirketi 05.10.1999 tarihinde her üç ortağında yaklaşık eşit hisselerle ortaklığı ile kurulmuştur. Öte yandan haciz adresi takip ya da ödeme emri tebliğ adresi değildir. Aksine bu yer 06.02.2001 tarihli noter onaylı kira sözleşmesi ile davacı 3. kişi tarafından kiralanmış ve Aksa Oyak AŞ. tarafından 01.03.2001 tarihinde borcun doğumundan önce sigortalanmıştır. Bu halde İK. 97/a maddesinde ön görülen mülkiyet karinesi davacı 3. kişi lehinedir. Bu karinenin aksi diğer söyleyişle hacizli malların borçluya ait olduğu yolundaki ispat yükü alacaklıya ait olup bu yönde kanıt ortaya konulmamıştır.
Bu durumda davanın kabulü gerekirken isnat yükü ve kanıtlar yanlış değerlendirilerek davanın reddi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir. O halde davacı 3. kişinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır… (21. HD., 22.01.2008 T., 2007/1736; 798)

Davaya konu ev eşyaları, borçluya ödeme emri tebliğ olunan adreste 20.07.2006 tarihinde haciz edilmiş, İcra ve İflas Kanunu’nun 8. maddesi uyarınca aksi sabit oluncaya kadar geçerli haciz tutanağı içeriğine göre de, apartman yöneticisi ve apartman görevlisi borçlunun haciz adresinde oturduğunu beyan etmişlerdir. Bu durumda, dava konusu eşyalar anne-kız olan davacı üçüncü kişi ile borçlunun birlikte oturdukları evde haczedildiğinden, İcra ve İflas Kanunu’nun 97/a maddesi hükmünde öngörülen mülkiyet karinesi borçlu, dolayısıyla davalı alacaklı yararınadır. Bu yasal karinenin aksi davacı üçüncü kişi tarafından kesin ve inandırıcı delillerle kanıtlanamadığından haczedilen eşyalar borçlunun sayılır. Dinlenen davacı tanıklarının anlatımları yeterli ve hükme dayanak yapılacak nitelikte olmadığı gibi, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 299. maddesi uyarınca alacaklının haklarını etkilemeyen adi nitelikteki kira sözleşmesinin de mülkiyeti ispata yeterli belgelerden olmadığı açıktır.
Ayrıca, davacı üçüncü kişi, haczedilen eşyalar için mülkiyet belgesi de ibraz etmemiştir. Hal böyle olunca davanın reddi gerekirken, yanlış değerlendirme sonucu kabule karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. (21. HD.,20.03.2008 T., 2007/9151; 4460)

Uyuşmazlık alacaklının İİK. 99. maddesine dayalı olarak açtığı 3. kişinin istihkak iddiasının reddi istemine ilişkindir. Mahkemece dava dilekçesi ve davetiye tebliğ edilmesine rağmen davalı 3. kişinin mazeretsiz olarak katılmadığı 12.10.2006 tarihli celsede sonraki duruşma tarihi 18.01.2007 olarak belirlenmiştir. Ancak davacı alacaklı vekilinin tek taraflı olarak 16.01.2006 tarihli başvurusu üzerine duruşma açarak davanın kabulüne karar verilmiştir.
HUMK’un 73. maddesinin açık hükmüne göre mahkeme Yasada gösterilen belirli durumlar ayrık olmak üzere, tarafları dinlemeden veya iddia ve savunmalarını bildirmeleri için yasaya uygun şekilde davet etmeden hükmünü veremez ve belirlediği ve taraflara bildirmiş olduğu duruşma gününden önce duruşma yapamaz. Ancak iki tarafın anlaşarak belirlenmiş ve kendilerine bildirilmiş olan duruşma gününden önce duruşma yapılmasını yazılı olarak istemeleri ve hakiminde zamanın elverişli olması halinde daha öncede duruşma yapılabilir. Somut olayda bu yönde bir anlaşma olmayıp davacı alacaklının tek taraflı başvurusu ile duruşma günü öne alınmıştır.
Anayasanın 36 maddesinde de açıklanan savunma hakkının kısıtlar nitelikte adil yargılanma ve hukuki bilgilendirilme hakkına aykırı olarak adı geçen davalı 3. kişinin haberdar olmadığı günde duruşma açılarak davanın yokluğunda sonuçlandırılması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir… (21. HD., 29.01.2008 T., 2007/3796; 1151)

Uyuşmazlık 3. kişinin İcra İflas Kanunun 96. ve devamı maddelerine dayalı olarak açtığı istihkak davasına ilişkindir. Dava konusu ev eşyaları 6.11.2006 tarihinde: boşanmaya rağmen borçlunun, davacı 3. kişi ile birlikte bulunduğu evde haczedilmiştir. İcra İflas Kanunun 97/a. maddesinde öngörülen mülkiyet karinesi borçlu dolayısıyla davalı alacaklı yararınadır. Ancak; bu yasal karine aksinin davacı tarafından kesin ve güçlü deliller ispatlanması gerekmektedir.
Davacı 3. kişi; dava konusu Bose Marka müzik seti ile ilgili olarak 9.2.1998 tarihli fatura ibraz etmiştir. Eski tarihli bu fatura içeriği ile dava konusu müzik setine uyumlu bulunduğundan bu hacizli mal ile ilgili olarak davanın kabulü gerekmektedir.6.1.2006 tarihli haciz tutanağının 10. sırasında yazılı büyük oval ahşap masa ve 6 Adet Sandalye ile 11. sırasındaki siyah renkli üçlü koltuk’la ilgili olarak da; 1995 tarihli Dergi Kupürü ve fotoğraflar sunulmuştur. Borçlu ile evlilik öncesine ilişkin bu belgeler dikkate alınarak; mahallinde uzman bilirkişi aracılığı ile yerinde keşif yapılarak; anılan eşyaların sunulan fotoğraf ve dergilerdeki eşyalara ilişkin olup olmadığı araştırılarak; aynı eşyalar olduğunu saptanması halinde, bu eşyalar yönünden de davacının isteminin kabulü gerekmektedir.
Mahkemece; bu maddi ve hukuki olgular dikkate alınmadan eksik inceleme ve araştırma sonucu yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. (21. HD.,04.12.2007 T., 2006/21639; 21771)

Davacı 3 kişi dava konusu mallar üzerine konulan haczin kaldırılmasını istemiştir. Mahkemece istem şikayet olarak nitelendirilerek şikayetin reddine karar verilmiştir. Her ne kadar dava dilekçesinde icra memuru işleminin de iptali, istenmişse de dilekçedeki açıklamalar karşısında talebin istihkak iddiası olduğunun netleşmesi dikkate alındığında uyuşmazlığın istihkak davasına ilişkin olduğu açıktır.
Olayların hukuksal açıdan değerlendirilmesi ve nitelendirilmesi hakime aittir. Bir uyuşmazlıkta maddi olayın taraflarca yanlış nitelendirilmesi kendilerini ve hakimi bağlamaz. Hakim tarafların ileri sürdükleri maddi olay ve ncticei talepleri ile bağlı olup onların hukuki nitelendirmesi ile bağlı değildir.
HUMK’un 76. maddesinin kapsadığı bu ilke ışığında uyuşmazlığın 3. kişinin istihkak davasına ilişkin olduğunun kabulü ile İİK’nın 97/11. maddesi hükmünce genel hükümler ve basit yargılama usulü uygulanarak başvurma harcı ve takip konusu alacak ile mahcuz malın değerinden hangisi az ise o değer üzerinden 1/4 oranında peşin nispi ilam harcı alınarak duruşma açılması tarafların delilleri toplanarak oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken davanın şikayet olarak nitelendirilmesi suretiyle yanılgıya düşülerek yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir. O halde, davacı 3. kişinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve karar bozulmalıdır. (21. HD., 27.2.2007 T., 2006/6231; 2837)

Davacı haczedilen ev eşyaları yönünden fatura sunmuştur. Ne var ki mahkeme faturaların hacizli mallara uygunluğu saptanmadığı gibi faturaların gerçekliği de araştırılmamıştır. Öncelikle davacı eşin gelir ve kazanç sahibi olup olmadığı tesbit edilmeli davacının gelir sahibi olduğunun tespiti halinde ise sunulan faturaların hacizli malları kapsayıp kapsamadığı saptanmalı, fatura dip koçanlarının faturayı düzenleyen şirketten getirtilerek incelenmesi, faturayı düzenleyen şirket yetkilisinin dinlenmesi giderek faturanın şirketin ticari defterlerinde hacizli malında şirket envanterlerinde kayıtlı olup olmadığı bilirkişi aracılığıyla saptanmalıdır. (21. HD., 14.3.2005 T., 721/2403).

Borçlunun, haczedilen malın üçüncü kişiye ait olduğunu söylemesi, üçüncü kişi adına yapılmış bir istihkak iddiası niteliğindedir. Üçüncü kişi, borçlu tarafından lehine yapılmış olan istihkak iddiasına itiraz etmedikçe, borçlunun yaptığı istihkak iddiası geçerlidir. Yasal süresi içinde yapılan bu istihkak iddiası ile dava açma süresi kesilmiştir. Bu durumda, İcra Müdürlüğünce İİK’nın 96/1-2. maddelerindeki istihkak prosedürü yürütülerek, alacaklının süresinde itirazı halinde ise İİK’nın 97. maddesi uyarınca dosyanın, takibin devamı veya durdurulması hakkında bir karar vermek üzere merci hakimliğine tevdi edilmesi gerekir. Üçüncü kişi, bu kararın tebliğinden itibaren en geç yedi gün içinde dava açabilir.
Ancak, bu işlemlerin yerine getirilmesi, dava açılabilmesi için bir ön koşul değildir. Öncesinde de üçüncü kişinin istihkak davası açmasında yasal bir engel bulunmamaktadır. Yasal süresi içinde yapılan istihkak iddiası ile dava açma süresi kesilmiştir.
O halde, istihkak iddiasının süresinde olduğu kabul edilerek davanın esası incelenmek ve sonucuna göre karar verilmek gerekirken, “davacının süresinde istihkak iddiasında bulunmadığından” söz edilerek “davanın reddine” karar verilmiş olması usul ve kanuna aykırıdır… (HGK. 15.12.2004 T., 21-710/727)

Basit yargılama usulüne göre yürütülen istihkak davalarında yasaca kesin yetki kuralı öngörülmediğinden, yetki itirazı ancak «ilk itiraz» olarak da en geç ilk oturumda davanın esasına girilinceye kadar ileri sürülebilir (HUMK. md. 187/2.) Kesin yetki kuralı bulunmadığı durumlarda, hakim doğrudan yetkisizlik kararı veremez.

Davacı 3. kişi borçlunun boşandığı eşi olup, dava konusu eşyalar müşterek kullandıkları evde haczedildiğinden, İİK’nın 97/a maddesinde öngörülen mülkiyet karinesi borçlu, dolayısıyla alacaklı yararınadır. Bu yasal karinenin aksinin inandırıcı güç ve nitelikte bulunan her türlü delille ispat edilmesi olanaklıdır. Davacı 3. kişi kadın tercüman olup, geliri olduğu tartışmasızdır.
Dava konusu haczedilen eşyalardan bilgisayar için düzenlenen fatura ibraz etmiş, ayrıca firma yetkilisi olan davacı tanığı iddiayı destekler nitelikte açıklamada bulunmuştur. Bu durumda, adı geçen dava konusu bilgisayarın borç doğumundan önceki tarihi içeren fatura ve samimi tanık anlatımları ile gelir sahibi olan davacı 3. kişiye ait olduğu ispatlandığından, bu eşya yönünden davanın kabulü gerekirken, yanlış değerlendirme sonucu davanın tümden reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır… (21. HD.,12.9.2005 T., 8093/7623)

Uyuşmazlık, 3. kişilerin İİK’nın 96 ve onu izleyen maddelerine dayalı istihkak davasından doğmuştur. Haciz, dava dışı Orhan Çakıtlı isimli şahsın maliki olduğu tarlada ve bu şahsın huzuru ile gerçekleştirilmiştir. Davacı 3. kişiler haciz yapılan tarlayı mal sahibinden kiraladıklarını, haczedilen karpuz mahsulünü de kendilerinin yetiştirdiğini ileri sürmüşlerdir. Dosyaya sunulan kira sözleşmesi, sözleşmeyi doğrulayan ve tamamlayan tanık anlatımları ile mahsulün davacılara ait olduğu anlaşıldığından davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken reddi usul ve yasaya aykırıdır.
Ancak, icra dosyasına göre mahsul satılarak paraya çevrilmiş, satış bedeli de alacaklıya ödenmiştir. Bu durumda davanın konusu satış bedeline dönüşmüştür. Öyleyse davanın satış bedeli üzerinden kabulü ile bu bedelin alacaklıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmesi gerekirken yanılgı ile yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır… (HGK. 9.2.2005 T., 21-4/50).

İİK’nın 96. maddesinde, «haczedilen şey üzerinde mülkiyet veya rehin hakkı iddia eden kişilerin istihkak davası açabileceği» belirtilmiş ise de; dava açma hakkının sadece mülkiyet ve rehin hakkı sahiplerine tanınması kanunun özüne uygun bulunmamaktadır.
Bu nedenle doktrin ve uygulamada intifa hakkı gibi sınırlı ayni haklar kuvvetlendirilmiş kişisel hakların da bu davanın konusu olabileceği kabul edilmektedir.
Nc var ki, somut olayımızda; davacı ile dava dışı Oltan Gıda Ltd. Şirketi arasında düzenlenen sözleşmeden (kira hakkı) doğan hak, ancak sözleşenler arasında ileri sürülebilecek kişisel bir haktır. Davacının haciz alacaklısının hakkına göre daha üstün bir hakkının olduğunu söylemek mümkün değildir. Bu nedenlerle davacının; böyle bir hakka dayanarak dava açma sıfatı bulunmamaktadır… (21. HD., 21.2.2004 T., 679/1466)

Dava, haczin, İİK’nin 97. maddesi uyarınca yapılmasına yönelik İcra Müdürlüğü kararının kaldırılması isteğine ilişkindir. İstihkak davası devam ederken Bursa 1. İcra Hukuk Mahkemesi’nin 03.05.2012 gün, 114-196 sayılı kararı ile İİK’nin 33/a maddesi gereğince icranın geri bırakılması kararı verilmiştir. İİK’nin 7l/son maddesinde: “Borçlu, takibin kesinleşmesinden sonraki devrede borcun zamanaşımına uğradığını ileri sürecek olursa, 33/a maddesi hükmü kıyasen uygulanır” düzenlemesi; aynı Kanun’un 33/a maddesinin 1. ve 2. fıkralarında ise “İlamın zamanaşımına uğradığı veya zamanaşımının kesildiği veya tatile uğradığı iddiaları icra mahkemesi tarafından resmi vesikalara müsteniden incelenerek icranın geri bırakılmasına veya devamına karar verilir.
Alacaklı, icranın geri bırakılması kararının kesinleştiğinin kendisine tebliğinden sonra, zamanaşımının vaki olmadığını ispat sadedinde ve 7 gün içinde umumi mahkemelerde dava açabilir. Aksi takdirde icrası istenen ilamın zamanaşımına uğradığı hususu kesin hüküm teşkil eder.” düzenlemesi yer almaktadır. Buna göre Mahkemece, anılan kararın sonucunun bekletici mesele yapılarak kesinleşip kesinleşmediğinin, sonucuna göre de; davalı alacaklı tarafın, bahsi geçen kararın kesinleşmesinden itibaren 7 gün içinde alacak davası açıp açmadığının, icra takibine konu borcun ortadan kalkıp kalkmadığının ve davanın konusuz kalıp kalmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir. Belirtilen hususlar dikkate alınmadan işin esasına yönelik karar verilmesi hatalı olmuştur. (17. HD., 25.02.2013. T., 349/2259)

Dava İİK 96 ve devamı maddeleri gereğince 3. kişi ve borçlu tarafından açılmış istihkak istemine ilişkindir. Erzurum l.İcra Hukuk Mahkemesinin 27.4.2011 tarih 2011/160-323) E-K ilamı ile borçlu hakkındaki takibin iptaline karar verildiği anlaşıldığından anılan dosyanın kesinleşmesi beklenerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken eksik incelemeye dayalı hüküm tesisi isabetli görülmemiştir. (17. HD.,17.1.2012. T., 2011/9642; 72)

Dava konusu haciz 11.07.2011 tarihinde İİK’nın 99. maddesine göre yapılmış ve haciz sırasında alacaklı vekiline dava açmak iizere süre verilmiştir. Alacaklı vekili verilen yasal süre içerisinde bu davayı açmış, öte yandan aynı mahkemenin 2011/388 Esas sayılı dosyasından, haczin İİK’nın 99. maddesine göre yapılma işleminin şikayet yolu ile iptalini istemiştir. Mahkeme 28.09.2011 tarihinde şikayeti kabul etmiş ve haczin İİK’nın 97. maddesine göre yapılmasına karar vermiştir. Anılan karar henüz kesinleşmemiştir. Kararın bu şekilde kesinleşmesi ve 3. kişiye dava açmak üzere süre verilmesi ve 3. kişinin yasal süre içerisinde dava açması halinde, alacaklının bu davayı takip edip etmeyeceği sorularak takip etmesi halinde her iki davanın birleştirilerek yürütülmesine, takip edilmemesi halinde alacaklının açtığı davanın açılmamış sayılmasına karar verilmelidir. 3. kişi kendisine dava açmak üzere süre verilmesine rağ-men, yasal süresi içerisinde dava açmaz ise istihkak iddiasından vazgeçmiş sayılacağından, bu halde İncelenmekte olan davanın konusu kalmadığından karar verilmesine yer olmadığına karar verilmelidir.
Kararın dava açma yükümlülüğünü alacaklıya ait olacağı şekilde bozulması ve bu haliyle kesinleşmesi halinde yargılamaya devam olunmalıdır. Bu nedenlerle, mahkemenin 2011/388 Esas sayılı dosyası bekletici mesele yapılarak, kesinleşen sonuca ve belirtilen durumlara göre karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. (17. HD., 24.1.2012. T., 2011/11856; 485)

Dava, 3. kişinin İİK’nın 96 ve devamı maddelerine dayalı olarak açtığı istihkak davasına ilişkindir. Dosyadaki bilgi ve belgelere göre dava konusu mahcuz (tarım kesiminde kullanılan pancar sökme makinesi) 2918 Sayılı Karayolları Trafik Kanununun 22/c maddesi ile Karayolları Trafik Yönetmeliğinin 29. maddesi uyarınca, ilgili Ziraat Odasında tescile tabi araçlardan olup, 2918 Sayılı Karayolları Trafik Kanununun 20/d maddesinde “Tescil edilmiş araçların her çeşit satış ve devirleri… noterler tarafından yapılır… Noterlerce yapılmayan her çeşit satış ve devirler geçersizdir.” hükmüne yer verilmiştir. Buna göre, uyuşmazlık dava konusu mahcuzun borcun doğum tarihi ile takip ve haciz tarihlerinde kime ait olduğu, kimin mülkiyetinde bulunduğu noktasında toplanmaktadır.
Mahkemece davacı 3. kişi ile borçlu arasındaki satış işleminin alacaklıdan mal kaçırmaya yönelik muvazaalı bir satış olduğu, dava konusu mahcuzun dava sırasında ziraat odasınca davalı alacaklı adına tescil edilmesine karşın mahcuzun borçluya ait bulunduğu gerekçesiyle yazılı şekilde davanın reddine karar verilmiş ise de dosya içindeki 08.10.2009 tarihli sözleşmenin sahteliği yönünden Konya C.Başsavcılığınca yürütülen 2010/42015 sayılı hazırlık soruşturması sonunda, davacı 3. kişi M. Çapan ve borçlu H. Özer hakkında Konya Asliye Ceza Mahkemesinde Özel Belgede Sahtecilik ve İftira suçlan nedeniyle dava açıldığı, ayrıca; davacı 3. kişi tarafından dava konusu mahcuz hakkında Konya 3.Asliye Hukuk Mahkemesinin 2010/584 Esas sayılı dosyasından davalı alacaklı ve borçlu aleyhine mülkiyetin tespiti davası açıldığı, davaların derdest bulunduğu görülmektedir. Söz konusu ceza ve hukuk davalarının yargılamaları sonunda verilecek hükümlerin eldeki davanın esasını etkileyeceği açıktır. O halde, mahkemece anılan ceza ve hukuk davalarının neticelerinin beklenmesi, ondan sonra yukarıda açıklanan ilkeler ve yasal düzenlemeler ışığında dosyadaki tüm deliller birlikte değerlendirilerek varılacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir. (17. HD.,2.4.2012. T., 2417/3881)

Yapılacak iş, davanın esasına girilerek taraf delilleri toplanıp, dava dayanağı takibin Antalya 2.İcra Mahkemesinin 2010/1132 Esas 2010/1114 karar sayılı ilamı ile iptaline karar verildiği ve kararın temyiz edildiği anlaşıldığından, bu davanın sonucunun bekletici mesele yapılarak, takibin geçerli sayılması durumunda oluşacak sonuca göre karar verilmesi, takibin iptali halinde ise konusu kalmayan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi ve yargılama giderinin dava açılmasına sebep olan tarafa yükletilmesi gerekmektedir. Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular dikkate alınmadan yazılı şekilde karar verilmesi isabetli görülmemiştir. (17. HD., 30.5.2011. T., 611/5448)

Dava dayanağı takip dosyası ile ilgili olarak borçlu V. Sürer tarafından Küçükçekmece 2.İcra Mahkemesinin 2009/837 Esas sayılı dosyası ile takibin zamanaşımına uğradığı iddiası dava açılmıştır. Anılan dava sonucunda davanın kabulüne ve icranın geri bırakılmasına karar verilmiş ve kesinleşmiştir. Davacı alacaklı bu kez İİK’nın 33 a. maddesinin 2.fıkrası gereğince Küçükçekmece 1.Asliye Hukuk Mahkemesinin 2011-63 Esas sayılı dosyasından borçlu aleyhine dava açtığı anlaşılmıştır. Bu davanın sonucunun, görülmekte olan istihkak davasının sonucunu etkileyeceği açıktır. Bu nedenlerle, Küçükçekmece 1.Asliye Hukuk Mahkemesinin 2011-63 Esas sayılı dosyasının bekletici mesele yapılarak kesinleşen sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi usul vc yasaya aykırıdır. (17. HD., 24.5.2011. T., 3984/5166)

Dava, üçüncü kişinin İİK’nın 96. vd. maddeleri uyarınca açtığı “istihkak” davası niteliğindedir. Dosya içindeki bilgi ve belgelerden İzmir 5. Asliye Ticaret Mahkemesi’nde 2009/48 Esas sayı ile menfi tespit ve İzmir 4. İcra Hukuk Mahkemesi’nde 232 Esas sayı ile borca itiraz davasının açıldığı, halen derdest olduğu anlaşılmaktadır. Bu dava dosyalarının getirtilip incelenmesi, dava konusu takip dosyası ile ilgili ise her ikisinde verilecek karar, görülmekte olan istihkak davasını doğrudan etkileyeceği için de sonucunun beklenmesi gerekirken eksik incelemeye dayalı olarak yazılı biçimde karar verilmesi doğru görülmemiştir. (17. HD., 12.5.2011. T., 4184/4707)

Dosya içerisindeki bilgi ve belgelerden, dava konusu takibin dayanağı borçla ilgili olarak, borçlu tarafından alacaklı aleyhine Antalya 3.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2010/14 Esas sayılı dosyası ile menfi tesbit davası açıldığı anlaşılmaktadır. Bu davanın sonucunun, görülmekte olan istihkak davasının sonucunu etkileyeceği açıktır. Bu nedenlerle Antalya 3.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2010/14, Esas sayılı dosyasının bekletici mesele yapılarak, kesinleşen sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. (17. HD., 12.4.2011. T., 2906/3371)

Takip borçlusu tarafından alacaklı aleyhine İstanbul 5. İcra Hukuk Mahkemesi’nin 2006/293 Esas sayılı dosyasında imzaya itiraz davası açıldığı, davanın kabulüne karar verildiği, ancak kesinleşmediği dosya içerisindeki bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır. Şüphesiz, bu davanın sonucu, görülmekte olan istihkak davasının sonucunu etkileyecektir.
Bu durumda, anılan davanın bekletici mesele yapılarak, davanın kesinleşmesinden sonra oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, aksi düşüncelerle yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir. (21. HD.,27.11.2008 T., 6542/18411)

Uyuşmazlık 3. kişinin hacizden kaynaklanan istihkak davasına ilişkindir. İcra Mahkemesince; haczin uygulandığı 21.06.2004 tarihinden itibaren bir yıl içinde alacaklı yanca satış isteminde bulunulmadığı ve dolayısıyla haczin kalkmış olduğu yönündeki hatalı İcra Müdürlüğü yazısı esas alınarak; konusu kalmayan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına hükmedilmiştir.
İstihkak davası hacizden 6 gün sonra 28.06.2004 tarihinde açılmıştır. İcra İflas Kanun’nun 97/8. maddesi hükmüne göre “clava esnasında İcra İflas Kanun’nun 106. maddesindeki müddetler cereyan etmez. ” Bu durumda, süresinde açılan istihkak davası ile birlikte İcra İtlas Kanun’nun 106. maddesinde haczedilen taşınır malların bir yıl içinde satışının istenilmemcsi halinde aynı Vasa’nın 110. maddesine göre haczin kalkacağına ilişkin kuralın uygulanması mümkün değildir. İcra hakimi; icra müdürünün yasaya açıkça aykırı olduğu belli olan 17.03.2006 tarihli cevabı ile bağlı değildir. Mahkeme yasaları doğru uygulamakla görevlidir.
Mahkemece; işin esasına girilerek; taraf kanıtlarının toplanması, İzmir 5. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2004/442 Esas sayılı dosyasının; takip dayanağı senetlerin iptaline ilişkin olması nedeniyle; bu davanın sonucunu etkileyeceği dikkate alınarak; sonucunun beklenmesinden sonra oluşacak duruma göre karar verilmesi gerekirken; yazılı şekilde sonuca gidilmesi usul ve yasaya aykırıdır. O halde davalı alacaklının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli, davacı 3. kişinin temyiz istemine bozma nedenine göre red edilerek karar bozulmalıdır. (21. HD., 27.02.2007 T., 2006/5869; 2819)

Dava, üçüncü kişinin istihkak talebine ilişkindir. Dava konusu eşyalar, borçluya ödeme emri, 103 davet kağıdı ve satış ilanının tebliğ edildiği adreste haczedilmiştir. Haciz yapılan işyerindeki masanın çekmecesinden borçluya ait basılı kartvizitler ve hesap defteri çıkmıştır.
Bu durumda mülkiyet karinesi borçlu yararınadır. Dosyaya ibraz edilen sevk irsaliyesi ve fatura mülkiyet karinesinin aksini ispata yeterli değildir. Bu durumda haczedilen mallar borçlunun sayılacağından davanın reddi gerekir… (21. HD., 08.12.2005 T., 12710/12740).

Uyuşmazlık 3. kişinin İİK’nın 96 ve onu izleyen maddelerine dayalı istihkak davasına ilişkindir. Mülkiyet karinesi borçlu, dolayısı ile davalı alacaklı yararınadır. Bu yasal karinenin aksinin davacı tarafından güçlü ve kesin delillerle ispatlanması gerekir. Davacı kadının gelir ve kazancı olduğu kanıtlanmamıştır. Bu sebeple davaya konu ve faturaları ibraz edilen hacizli malları satın aldığı yolundaki iddia inandırıcı değildir. Her zaman istenilen kişi adına düzenlenmesi olanaklı bulunan faturalara bu nedenle değer verilmez. Bundan başka adi nitelikteki taksim sözleşmesi de alacaklının haklarını etkilemez… (21. HD., 27.10.2004 T., 6828/7627)

Dava konusu mallar 25.7.2002 tarihinde takip ve borçluya ödeme emrinin bizzat tebliğ edildiği adreste davalı 3. kişi huzurunda haczedilmiştir. Borçlu ile üçüncü kişi haczedilen malları birlikte ellerinde bulundurduklarından İİK’nın 97/a-1 maddesinde öngörülen mülkiyet karinesi borçlu dolayısıyla alacaklı yararınadır.
Bu yasal karinenin aksinin davalı 3. kişi tarafından kesin ve inandırıcı delillerle ispat edilmesi gerekir. İcra memurunun İİK’nın 97. maddesine göre işlem yapması gerekirken hatalı olarak İİK’nın 99. maddesine göre işlem yaparak alacaklının dava açmak zorunda bırakılması ispat yükünün yer değiştirmesine neden olmaz. Yasaları doğru uygulamakla görevli mercii hakimi icra memurunun hatalı işlemi ile bağlı değildir.
Davalı 3. kişi yasal karinenin aksini ispatlar belge sunmadığı gibi soyut nitelikte kalan tanık anlatımları da yeterli ve hükme dayanak yapacak nitelikte olmadığından alacaklının davasının kabulü gerekirken reddi usul ve yasaya aykırıdır… (21. HD., 20.1.2004 T., 2003/9569; 287)

Dava, üçüncü kişinin İÎK’nın 96. vd. maddeleri uyarınca açtığı “istihkak” davası niteliğindedir. Dava konusu haciz borçlunun eski faaliyet adresinde yapılmıştır. Davacı üçüncü kişi haciz sırasında iş yerini borçludan 29.03.2012’dc borcun doğum tarihinden önce devraldığı yönünde beyanda bulunmuştur.
İİK’nın 8/son maddesi uyarınca haciz tutanakları aksi sabit oluncaya kadar geçerli belgelerdendir. Üçüncü kişi haciz tutanağının aksini kanıtlayamamıştır. Yargıtay’ın ve Dairemizin istikrar kazanan uygulamasına göre borcun doğum tarihinden sonra yapılan iş yeri devrinin alacaklıdan mal kaçırmaya yönelik danışıklı işlem niteliğinde bulunduğunun kabulü gerekir. Diğer yandan devir gerçek kabul edilse bile İİK’mn 44. ve TBK’nun 202. maddesindeki gereklerin yerine getirildiği iddia ve ispat edilemediğine göre iş yeri devrinin alacaklıya karşı ileri sürülmesi mümkün olamayacak, iş yerini devralan üçüncü kişi 6098 sayılı TBK’nun 202. (BK’nun 179.) maddesi uyarınca borçlu ile birlikte işletmenin borçlarından zincirleme olarak sorumlu olacaktır. Davanın reddi yerine oluşa ve dosya içeriğine uygun düşmeyen gerekçe ile yazılı biçimde karar verilmesi hatalı olmuştur. (8.HD., 10.06.2013. T., 5235/8749)

Dava, üçüncü kişinin İİK’mn 96. vd. maddeleri uyarınca açtığı “istihkak” davası niteliğindedir. Davalı alacaklının açtığı istihkak iddiasının reddi davası sırasında sunulan 26.10.2011-28.11.2001 arasında düzenlenmiş faturalara göre, borçlu şirket icra takibine konu borcun dayanağı olan 15.12.2000 tarihli iş kazasından sonra ticari emtiasının büyük bir bölümünü üçüncü kişiye devretmiştir. Öte yandan üçüncü kişi şirket, borcun kaynağı olan iş kazasından sonra kurulmuş, 2002 yılından itibaren de borçlu şirketin eski adresinde aynı alanda faaliyete başlamış, hacizde hazır bulunan davacı şirket ortağı da 2000 yılında haciz adresinde borçlu şirket bünyesinde çalıştığım kabul ve beyan etmiştir. Haciz tutanakları İİK’mn 8/’son maddesi uyarınca aksi sabit oluncaya kadar geçerli belgelerdendir.
Davacı şirket borçlunun içinde bulunduğu mali durumu bilebilecek durumdadır. Diğer yandan İİK’mn 280/son maddesine istinaden, somut olayda davacının, ticari emtiasının önemli bir bölümünü devralması nedeni ile de borçlu şirketin içinde bulunduğu mali durumu bildiği, yasal karinenin aksinin iddia ve ispat edilememesi karşısında da alacaklıdan mal kaçırmak için danışıklı işlemler yaptıklarının kabulü gerekir. Davanın reddi yerine oluşa ve dosya içeriğine uygun düşmeyen gerekçe ile kabulüne yönelik yazılı biçimde hüküm kurulması isabetli olmamıştır. (17. HD.,21.01.2012. T., 2011/7592; 338)

Dava, alacaklının İİK’nın 99. maddesine dayalı olarak açtığı 3. kişinin istihkak iddiasının reddi davasına ilişkindir. Dava konusu taşınır mallar 07.09.2007 tarihinde, davacı 3. kişi şirketin temsilcisi huzurunda haczedilmiştir. Bu durumda mülkiyet karinesi davacı 3. kişi şirket yararınadır. Davalı alacaklının, mülkiyet karinesinin aksini her türlü delille ispatlaması olanaklıdır.
Takip dayanağı borç alacaklının borçlu şirkete sattığı büro mobilyalarının satış bedelinin ödenmemesinden kaynaklanmaktadır. Satışa konu eşyalara ilişkin sevk irsaliyesindeki adres haciz adresi olup bu adreste C. Akbay tarafından 06.04.2007 tarihinde teslim alınmıştır. Alacaklı tarafından borçlu şirkete gönderilen noter ihtarı da yine aynı haciz adresinde 08.06.2007 E. Akbay isimli şahsa tebliğ edilmiştir. Haciz sırasında ise borçlu şirket adına çek fotokopileri, fatura faksı ve telefon arızasına ilişkin belge bulunmuştur. Haciz tutanakları İİK’nın 8. maddesine göre aksi sabit oluncaya kadar geçerli belge niteliğindedir. Davalı 3. kişi şirket borcun doğumundan sonra 23.05.2007 tarihinde haciz adresinde faaliyette bulunduğuna ilişkin vergi kaydı ibraz etmiştir. Borçlu ve 3. kişi şirketlerin Ticaret sicildeki adresleri haciz adresi görülmemekte ise de 3. kişi tarafından 23.05.2007 tarihinden önce borçlu şirketin adresinin burası olduğu haciz sırasında da açıkça beyan edilmiştir. 3. kişi şirketin haciz adresinde faaliyete başlamasından sonra borçluya yapılan noter ihtarı aynı adreste borçlu şirket temsilcisi K. L. Akbay’ın akrabası E. Akbay tarafından tebliğ alınmıştır.
Tüm bu olgular, davalı borçlu ve 3. kişi şirket arasında alacaklılardan mal kaçırma amacına dönük örtülü işyeri devri niteliğinde olduğundan, devir alacaklının haklarını etkilemeyeceği açıktır. Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular karşısında, davacı alacaklının davasının kabulüne karar vermesi gerekirken, yazılı şekilde reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. (17. HD., 18.01.2011. T., 2010/11508; 136)

Davacı 3. kişi şirket dava konusu 34 GRN 69 plaka sayılı aracı borçlu şirketten 16.11.2007 tarihinde düzenlenen noter sözleşmesi ile satın almıştır. Bakırköy 4. İcra Müdürlüğünün 2007/9153 sayılı takip dosyasından ise haciz, aracın trafik kaydına satıştan sonra 19.1 1.2007 tarihinde işlenmiştir. Davacı şirket aracı satın alırken trafik kaydında bu takip dosyasından dolayı haciz bulunmadığından iyi niyetli olup noter sözleşmesinin düzenlendiği tarihle 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunun 20/d maddesi uyarınca araç mülkiyetini kazanmıştır.
Davalı alacaklı satışın danışıklı olduğunu ileri sürmesine karşın danışık olgusunun kanıtlanması yönünden herhangi bir delil ileri sürmemiştir. Aracın satın alındığı tarihte başka takip dosyalarından konulan hacizlerin varlığının danışıklı işlem olarak değerlendirilmesine ilişkin bilirkişi raporu “her dava kendi koşulları içerisinde değerlendirilir “ilkesine aykırı olup hükme esas alınacak nitelikte değildir. Kötü niyeti kanıtlanmayan davacı 3. kişi araç mülkiyetini hacizden önce kazandığından davanın kabulu yerine reddi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir. (21. HD., 1.4.2010 T., 1962/3560)

Borçlar Kanunu’nun 522. ve 523. maddeleri gereğince adi ortaklıkta her ortak şirkette iştirak hakkına sahip olduğundan ortağın kişisel alacaklıları borçlu ortağın şirketteki kar payını İİK’mn 89. maddesine göre haczettirebilirler. Ayrıca adi ortaklığın tasfiye edilmesi halinde borçluya isabet edecek tasfiye payının da haczi mümkün bulunmaktadır. Somut olayda adi ortaklığın hakedişten alacağı miktar üzerine haciz konulduğundan davacı 3. kişinin ortaklık alacağına konulan haczin kaldırılması isteği haklı bulunmasına karşın mahkemece davanın kabulü yerine, reddine karar verilmesi usul vc yasaya aykırı olup bozma nedenidir. (6. HD., 02.03.2010 T., 2009/1145; 2253)

Uyuşmazlık üçüncü kişilerin İcra ve İflas Kanunu’nun 96 ve onu izleyen maddelerine dayalı istihkak davasına ilişkindir.
Mahkemece, takibe konu borcun ödenmesi nedeniyle dava konusu hacizli taşınır mallar üzerindeki haczin kaldırıldığı gerekçesiyle “konusu kalmayan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına” karar verilmiştir. Bu durumda, davanın açılmasına sebebiyet veren tarafa yargılama giderlerinin, bu arada avukatlık ücretinin alacak miktarı ile haczedilen taşınır malların değerinden hangisi az ise onun üzerinden nispi olarak yükletilmesi gerekir.
Hal böyle olunca, davalı alacaklı yararına hacizli malların değerinden daha az olan alacağın değeri üzerinden avukatlık ücreti takdiri yerine, davacı üçüncü kişilerin dava dilekçelerinde gösterdiği değer üzerinden avukatlık ücretine hükmolunması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. (21. HD., 08.05.2008 T., 2007/13509; 7427)

8.04.2005 tarihli duruşmada, vekaletnamesinde davayı kabul yetkisi bulunan alacaklı vekili, davayı kabul ettiğini, haczedilen malların davacı üçüncü kişiye ait olduğunu beyan edip, beyanını duruşma tutanağına geçirterek, imzalamıştır.
Davalı alacaklı vekilinin HUMK’un 151/son maddesi uyarınca duruşma tutanağına geçen ve okunarak imzaladığı kabul beyanı, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 92 ve maddeleri uyarınca geçerlidir. Bu durumda, kabul beyanı davaya son veren işlemlerden sayılır ve kesin bir hükmün hukuki sonuçlarını doğurur. Bu nedenle davalı alacaklının kabulü nedeniyle istihkak davasının kabulüne ve haczin kaldırılmasına karar verilmesi gerekirken, bu yönün gözardı edilerek ve aksine düşüncelerle davanın reddine karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir… (21. HD.,28.02.2008 T., 2007/6401; 3112)

Tasarrufun iptali davasına yönelik temyiz itirazlarına gelince; Davalı alacaklı, daha önce dava konusu aracı davacı 3. kişiye satan dava dışı Hüseyin Erk ile borçluya husumet yönelterek bir önceki tasarrufun iptali için karşılık dava açmış ve Simav İcra Mahkemesinin 22.09.2003 gün ve 2003/76 E.-106 K. sayılı kararı ile tasarrufun iptali davası reddedilmiş ve temyiz edilmeden kesinleşmiştir.
İstihkak davasına karşı davalı alacaklı tarafından karşılık dava olarak açılan tasarrufun iptali davası (İİK. 97/4, 277 vd.) istihkak davasından bağımsız bir dava olduğundan istihkak davalarının kabul edilmesi sonuca etkili değildir.
Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, önceki red kararının eldeki dava yönünden kesin delil niteliğinde olduğu göz önünde tutularak tasarrufun iptali davasının reddine karar vermek gerekirken yazılı şekilde kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. O halde, davacı 3. kişinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır. (21. HD., 27.11.2006 T., 17186/13232)

İstihkak davalarında alacak tutarı ile haczedilen malların değerinden hangisi az ise, o değer üzerinden hüküm tarihinde yürürlükte olan avukatlık asgari ücret tarifesine göre nispi vekalet ücretine hükmedilmesi gerekir… (21. HD., 20.4.2004 T., 2579/4000)

Alacaklının, ihale konusu menkulleri alacağa mahsuben aldığını, ihale kesinleştiğinden menkullerin teslimini talep ettiği, ancak, icra müdürlüğünce, ihale konusu menkuller hakkında açılan istihkak davasının kabul edilerek hacizlerin kaldırılması nedeniyle teslim talebinin reddedildiğini belirterek işlemin iptali istemi ile icra mahkemesine başvurduğu, mahkemece, istihkak davası sonunda icra mahkemesince haciz kaldırıldığı gerekçesi ile şikayetin reddine karar verildiği anlaşılmaktadır. BK’nın 231. maddesi hükmü gereğince, menkul bir malı ihalede satın alan kişi mülkiyeti ihale anında kazanır. İhalenin kesinleşmesinden sonra İİK’mn 118. maddesinin birinci fıkrasının üçüncü cümlesi gereğince menkuller ihale alıcısına teslim edilir.
Somut olayda, 21/04/2010 tarihinde yapılan ihalede alacaklının, şikayete konu menkulleri alacağa mahsuben aldığı ve yapılan araştırmada ihalenin feshine yönelik dava açılmadığı, diğer bir ifade ile ihalenin kesinleştiği görülmektedir. Bu durumda, ihale kesinleştiğine göre, ihale anında mülkiyeti kazanan alacaklıya yukarıda açıklanan madde gereğince menkullerin teslimi gerekir.
Diğer yandan, Malatya 2.İcra Mahkemesinin 28/04/2010 tarih ve 2010/95 E.-252 K. sayılı istihkak talebinin kabulüne ilişkin karar mülkiyetin tespiti ile ilgili olduğundan 12/11/1979 tarih ve 1/3 sayılı İBK. uyarınca kesinleşmeden infazı mümkün değildir. Şikayete konu işlem tarihi olan 30/04/2010 tarihinde iş bu kararın kesinleşmediği de anlaşılmaktadır. O halde, mahkemece, açıklanan nedenlerle şikayetin kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile reddi isabetsizdir. (12. HD., 05/04/2012. T., 2011/25565; 11157)

Davalı alacaklı tarafından borçlu aleyhine 16.9.2009 tarihinde icra takibi başlatılmış ise de dava konusu 34 DB 7279 plakalı araç haciz tarihinden önce 04.1.2010 tarihinde noter satış sözleşmesi ile borçlu tarafından davacı 3. kişiye satılmış, haciz şerhi ise satıştan sonra 06.1.2010 tarihinde araç kaydına işlenmiştir. Davacı 3. kişi 2918 Sayılı Yasanın değişik 20/d maddesine uygun şekilde düzenlenen satış sözleşmesi ile haciz tarihinden önce aracı borçludan satın almış olup, satış tarihinde araç mülkiyetini kazanmıştır. Noter satışından sonra aracın davacı adına trafikte tescil edilmemiş olması satışı geçersiz kılmadığı gibi, satışın trafik siciline işlenmesi idari bir işlemdir.
Öte yandan, dosya içerisindeki bilgi ve belgelere göre, aracın kasko değeri üzerinden satışının yapıldığı ve borçlu ile 3. kişi arasında akrabalık, organik bağ vs. türden bir ilişki bulunmadığı anlaşıldığı gibi, davalı alacaklı tarafından 3. kişinin kötüniyetli olduğunun ve borçlu ile 3. kişi arasında alacaklıdan mal kaçırma amacına yönelik muvazaalı işlemler yapıldığının ispatı yönünden dosyaya herhangi bir delil sunulamadığı da görülmektedir. O halde, bu maddi ve hukuki olgular karşısında, mahkemece araç maliki bulunan davacının açtığı davanın kabulü ile haczin kaldırılmasına karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir. (17. HD., 20.6.2011. T., 3806/6386)

Uyuşmazlık, 3. kişinin İİK’nın 96 vd maddelerine dayalı istihkak davasına ilişkindir. Mahkemece, yazılan gerekçelerle davanın kabulüne karar verilmiş ise de varılan sonuç dosya içeriğine uygun düşmemektedir. Mahcuz aracın satış tarihinde davacı 3. kişi şirketin ortağı ve yetkilisi olan N. Doğan’ın aynı zamanda borçlu şirketin de ortağı olduğu, borçlu D. Turizm Ltd. Şti’nin ortağı ve yetkilisi olan diğer takip borçlusu A. Doğan’ın da kardeşinin karısı yani yengesi olduğu dosya arasındaki bilgi belgelerden anlaşılmaktadır. Davalı alacaklı 24.5.2006 tarihli kredi sözleşmesine dayanmaktadır. İcra takibi üzerine borçlu şirket, 8.1.2009 tarihinde noter satış sözleşmesi ile dava konusu aracı davacı 3. kişi şirkete düşük bir bedel karşılığı satıp devretmiştir.
İİK’nın 86/son maddesinde, iyinivet kaidelerine aykırı olarak mahcuz menkul mal üzerinde üçüncü şahısların iktisap ettiği hakların alacaklının hacizle o mala taalluk eden haklarını ihlal ettiği ölçüde batıl olacağı hükme bağlanmış olup Dairemizde daha önce incelemesi yapılan, mahkemenin 2009/312-551 ve 2009/313-552 sayılı dosyasında da borçlunun başka bir aracını da aynı şirkete sattığı anlaşılmaktadır. Bu durumda, İİK’nm 86/son maddesi uyarınca davacı 3. kişi korunacak iyi niyetinden söz edilemez. Satışın alacaklıdan mal kaçırma amacına yönelik ve geçersiz bir satış olduğu gözetilmeden davanın reddi yerine yazılı gerekçelerle kabulüne karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir. (17. HD., 28.4.2011. T., 1866/4001)

Uyuşmazlık, İİK’nın 96. vd. maddelerine dayanan istihkak davasına ilişkindir. Dava konusu aracın trafik kaydı üzerine 15.1.2010 tarihinde haciz şerhi konulmuş olup araç 18.3.2008 tarihli noterde düzenlenen mülkiyeti muhafaza kaydı ile satış sözleşmeyle davacı 3. kişi ve davalı borçlu adi ortaklığına satılmıştır. Dosyada istihkak davasını açan 3. kişi ortaklardan S. Tetik olup, takip borçlusu ise diğer ortak S. Sözer’dir. 18.3.2008 tarihli satış sözleşmesinde ortakların payına ilişkin bir hüküm yer almamakla birlikte BK’nın 523. maddesi uyarınca ortakların ortaklıktaki paylarının 1/2 oranında olduğunun kabulü gerekir.
Borçlar Kanunu’nun 534. maddesinde bir ortağın alacaklıları haklarını ancak o ortağın tasfiyedeki hissesi üzerinde kullanabilecekleri yazılı ise de, bu hüküm ortaklığa ait mal üzerinde haciz konulmasına engel değildir. Çünkü o malın içinde borçlu ortağın da hissesi vardır. Öte yandan İİK’nın 94. maddesinde ortağın hissesine haciz konulabileceği öngörülmüştür. Bu durumda olayda adi ortaklığın varlığı kabul edildiği takdirde borçlu ortağın payına ait haczin devamına, başka bir deyişle davanın davacı J. kişi ortağın ortaklıktaki 1/2 payı oranında kabulü gerekir… (17. H D., 7.4.2011. T., 2499/3135)

Dava, alacaklının İİK’nın 99. maddesine dayalı olarak açtığı 3. kişinin istihkak iddiasının reddi davasına ilişkindir. Dava konusu taşınır mallar 07.09.2007 tarihinde, davacı 3. kişi şirketin temsilcisi huzurunda haczedilmiştir. Bu durumda mülkiyet karinesi davacı 3. kişi şirket yararınadır. Davalı alacaklının, mülkiyet karinesinin aksini her türlü delille ispatlaması olanaklıdır.
Takip dayanağı borç alacaklının borçlu şirkete sattığı büro mobilyalarının satış bedelinin ödenmemesinden kaynaklanmaktadır. Satışa konu eşyalara ilişkin sevk irsaliyesindeki adres haciz adresi olup bu adreste C.Akbay tarafından 06.04.2007 tarihinde teslim alınmıştır. Alacaklı tarafından borçlu şirkete gönderilen noter ihtarı da yine aynı haciz adresinde 08.06.2007 E. Akbay isimli şahsa tebliğ edilmiştir. Haciz sırasında ise borçlu şirket adına çek fotokopileri, fatura faksı ve telefon arızasına ilişkin belge bulunmuştur. Haciz tutanakları İİK’nın 8. maddesine göre aksi sabit oluncaya kadar geçerli belge niteliğindedir. Davalı 3. kişi şirket borcun doğumundan sonra 23.05.2007 tarihinde haciz adresinde faaliyette bulunduğuna ilişkin vergi kaydı ibraz etmiştir. Borçlu ve 3. kişi şirketlerin Ticaret sicildeki adresleri haciz adresi görülmemekte ise de 3. kişi tarafından 23.05.2007 tarihinden önce borçlu şirketin adresinin burası olduğu haciz sırasında da açıkça beyan edilmiştir. 3. kişi şirketin haciz adresinde faaliyete başlamasından sonra borçluya yapılan noter ihtarı aynı adreste borçlu şirket temsilcisi K. L. Akbay’ın akrabası E. Akbay tarafından tebliğ alınmıştır.
Tüm bu olgular, davalı borçlu ve 3. kişi şirket arasında alacaklılardan mal kaçırma amacına dönük örtülü işyeri devri niteliğinde olduğundan, devir alacaklının haklarını etkilemeyeceği açıktır. Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular karşısında, davacı alacaklının davasının kabulüne karar vermesi gerekirken, yazılı şekilde reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. (17. Hl)., 18.01.2011. T., 2010/11508; 136)

Dava, üçüncü kişinin İİK’nın 96. vd. maddeleri uyarınca açtığı “istihkak” davası niteliğindedir. Dava konusu haciz borçluya ödeme emrinin de tebliğ edildiği takip adresinde yapılmıştır. Mülkiyet karinesi borçlu dolayısıyla alacaklı yararına olup, ispat yükü altında olan üçüncü kişi, karinenin aksini her türlü delille kanıtlama olanağına sahiptir. Davacı taraf vergi levhası, kira sözleşmesi ve faturalara dayanmaktadır. Faturaların gerçekliği ve mahcuzlara uygunluğu yönünde alıcı ve satıcı firmaların ticari kayıtları üzerinde keşif ve bilirkişi incelemesi yapılmadan davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Diğer yandan dava konusu haciz adresinde yapılan 16.12.2008 ve 18.02.2009 günlü hacizler sırasında borçlu Y.Uzun’un hazır bulunduğu ve Ariston marka beyaz eşyalar sattığı anlaşılmaktadır. Üçüncü kişi de aynı alanda, aynı marka ve türde eşyalar satmaktadır ve faaliyetine de 01.06.2009’dan itibaren başlamıştır.
Ne var ki borçlunun haciz adresindeki faaliyetine ne zaman son verdiği Vergi Dairesi’nden sorularak belirlenmemiştir. Dolayısıyla üçüncü kişi ile aynı yerde ve aynı dönemde faaliyet gösterip göstermedikleri duraksamaya yer vermeyecek şekilde saptanmamıştır. Diğer yandan borçlu ile üçüncü kişi arasında ticari emtia ya da iş yeri devri yapılıp yapılmadığı da vergi sicil dosyaları ve ticari kayıtları üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılmadığından anlaşılamamaktadır. Belirtilen hususlar araştırılmadan alacaklıdan mal kaçırmak için danışıklı hareket edilip edilmediği ve örtülü iş yeri devri yapılıp yapılmadığı değerlendirilemeyecektir. Eksik inceleme ve yanılgıya dayalı olarak yazılı biçimde karar verilmesi hatalı olmuştur. (17. HD., 09.6.2011. T., 5675/6016)

Cevapla

Email adresiniz paylasilmaz.. Zorunlu alanlari doldurunuz. *

*