İstihkak davası ile ilgili Yargıtay kararları

2918 Sayılı KTK’nun 22/c-2 ve aynı yönetmeliğin 29/A-d-2. maddeleri uyarınca tarım makinaları özel ve tüzel kişinin bulunduğu yer Ziraat Odasına tescili zorunlu araçlardandır. Bu nedenle tarım makinalarının her türlü satış ve devirlerinin geçerli olabilmesi için noterlerce resmi şekilde yapılması gerekir. Trafik Yasa ve Yönetmeliğinde Medeni Kanunda yazılı şekilde sicile itimat şeklinde bir madde yer almamıştır. Buna göre, trafik kaydında yolsuz bir tescile dayanarak hareket eden iyiniyetli kişinin hak iktisap etmesi hususunda bir düzenleme getirilmemiştir. Bu nedenle trafik sicilindeki kayıtlara güvenerek iyiniyetle hareket eden kişinin bu güveninin korunacağını, mevcut yasal düzenleme karşısında söyleme olanağı bulunmamaktadır.
Somut olayda dava konusu biçerdöverin satışına ilişkin davalı borçlu ile dava dışı Ç. K. arasında yapılan 2.6.2000 tarihli satış vaadi sözleşmesi yukarıda açıklanan yasal şekil şartlarına uygun olarak yapılmadığından geçerli olmadığı, davacı ile dava dışı H. Z. arasında Havsa Noterliğince 12.7.2000 tarihinde yapılan satış sözleşmesininde yolsuz tescile dayalı olup Yargıtay bozma ilamında açıklandığı gibi dava konusu biçerdöverin davacı 3. kişiye yapılan satışına dayanak teşkil eden ve tescil belgesi düzenlenmesine esas alınan sahiplik belgesinin Edirne 2.Asliye Ceza Mahkemesinin 20.9.2007 tarih 2002/230 E – 2007/403 K sayılı ilamıyla sahte olduğunun anlaşıldığı ve düzenleyenlerin sahiplik belgesinde sahtecilik suçundan dolayı mahkum oldukları, bu durumda mahkeme kararıyla sahte olduğu anlaşılan sahiplik belgesinden önceki tescil belgesine göre dava konusu biçerdöverin borçlu G. K. adına tescilli olduğu belirlendiğinden davanın reddine karar verilmesi gerekirken dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve yasal düzenlemelere uygun olmayan gerekçeyle davanın kabulü isabetli görülmemiştir. (17. HD., 31.1.2012. T., 2011/10559, 812)

Dava konusu haciz 20.10.2009 tarihinde borçlu adresinde ve huzurunda yapılmıştır. İİK’nın 97/a maddesi gereğince mülkiyet karinesi borçlu dolayısı ile davalı alacaklı yararınadır. Davacı 3. kişinin bu yasal karinenin aksini kesin ve güçlü delillerle kanıtlaması gerekmektedir. Davacı 3. kişi şirket, dava konusu kumaş baskı makinesinin kendileri tarafından ithal edilerek borçluya kiraladığını ve kiralama ilişkisin defter kayıtlarında yer aldığını ileri sürmektedir.
Yapılacak iş, davacı 3. kişi tacir olup ticari defter tutmakla zorunlu olduğu dikkate alınarak, borçlunun kira ödemelerine ilişkin kayıtların ve hacizli malın ticari defterlerinde kaydının bulunup bulunmadığı konusunda uzman bilirkişi aracılığı ile araştırılarak oluşacak sonuca göre karar vermekten ibarettir. Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular dikkate alınmadan, eksik araştırma ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. (17. HD., 10.5.2011. T., 4243/4527)

Dava konusu mahcuzun 11.08.2004 tarihinde alacağa mahsuben davalı alacaklıya 23.100,00TL bedelle satıldığı anlaşıldığından ihalenin kesinleşip kesinleşmediği araştırılarak, kesinleşmiş ise dava konusu nakış makinasının davacıya iadesine; kesinleşmemiş ise şimdiki gibi davanın kabülü ile haczin kaldırılmasına karar verilmesi gerekirken eksik incelemeye dayalı hüküm tesisi isabetli görülmemiştir. (17. HD., 18.01.2011. T., 2010/7712; 66)

Dava, alacaklının İİK’nın 99. maddesi ve devamı maddelerine dayalı açtığı istihkak iddiasının reddi istemine ilişkindir. 556 Sayılı Markaların Korunması Hakkındaki Kanun Hükmünde Kararnamenin 6. maddesine göre marka hakkı tescil yolu ile elde edilir. 9/son ve 16/son maddelerinde ise marka siciline tescil ve ilan edilmeyen markalardan doğan hakların iyiniyetli üçüncü kişilere ileri sürülemeyeceği hüküm altına alınmıştır.
Somut olayda davalı 3. kişi dava konusu beş adet markayı 24.03 ve 30.03.2009 tarihli hacizlerden önce 23.02.2009 tarihli marka devir sözleşmesi ile davalı borçludan satın almış ise de Türk Patent Enstütüsü Markalar Daire Başkanlığının 16.11.2009 tarihli yazısı ve ekindeki belgelerden 122171-122172-122173 sayılı markaların davacı 3. kişi adına marka siciline tescil ve ilan edilmediği; halen borçlu adına hüküm ifade ettiği, 122174 ve 80440 sayılı markaların ise haciz tarihinden sonra ve üzerindeki hacizlerle birlikte 09.06.2009 tarininde tescil ve ilan edildiği anlaşıldığından yukarıdaki yasal düzenlemeler gereğince davanın kabülü ile davacı üçüncü kişinin dava konusu markalar üzerindeki istihkak iddiasının reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle hüküm tesisi isabetli görülmemiştir. (17. HD., 18.1.2011. T., 2010/3094; 63)

Davacı dava dilekçesi ile, İstanbul 10. İcra Müdürlüğünün 2007/8825 Esas sayılı takip dosyasından haczedilen 35 UH 301 plakalı aracı 26.06.2007 tarihinde noterde düzenlenen satış sözleşmesi ile satın aldığını belirterek İİK’nın 96 ve devamı maddelerine dayalı olarak istihkak davasının kabulü ile haczin kaldırılmasını istemiştir.
Dava, 3 kişinin İİK’nın 96. ve devamı maddelerine dayalı olarak açtığı istihkak davasına ilişkindir. Olayların hukuksal açıdan değerlendirilmesi ve nitelendirilmesi hakime aittir. Bir uyuşmazlıkta maddi olayın taraflarca yanlış nitelendirilmesi kendilerini ve hakimi bağlamaz hakim tarafların ileri sürdükleri maddi olay ve netice talepleri ile bağlı olup onların hukuki nitelendirmesi ile bağlı değildir.
HUMK’un 76. maddesinin kapsadığı bu ilke ışığında uyuşmazlığın 3. kişinin istihkak davasına ilişkin olduğunun kabulü ile İİK’nın 97/11. maddesi hükmünce genel hükümler ve basit yargılama usulü uygulanarak başvurma harcı ve takip konusu olacak ile mahcuz malın değerinden hangisi az ise o değer üzerinden 1/4 oranında peşin nisbi ilam harcı alınarak duruşma açılması tarafların delilleri toplanarak oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken davanın şikayet olarak nitelendirilmesi suretiyle yanılgıya düşülerek dosya üzerinden yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. (17. HD., 02.07.2009 T., 2403/4894)

Uyuşmazlık, İcra ve İflas Kanunu’nun 96. ve onu izleyen maddelerine dayalı üçüncü kişinin istihkak davasına ilişkindir.
Davaya konu eşyalar, borç dayanağı belgede yazılı ve borçluya ödeme emri tebliğ edildiği adreste, borçlu şirketin yetkilisi huzurunda haczedilmiş olduğundan, İcra ve İflas Kanunu’nun 97/a maddesi hükmünde öngörülen mülkiyet karinesi borçlu, dolayısıyla davalı alacaklı yararınadır. Bu yasal karinenin aksi, davacı üçüncü kişi tarafından kesin ve inandırıcı delillerle kanıtlanamadığından haczedilen eşyalar borçlunun sayılır.
Davacı üçüncü kişi, haczedilen makineyi borçludan satın aldığını ve şubesine yakın olduğu ve kendisine iş yaptığı için borçluya kiraya verdiğini iddia etmiş, delil olarak adi yazılı kira sözleşmesi ve fatura ibraz etmiştir.
Mali müşavir bilirkişi tarafından düzenlene 04.09.2006 tarihli raporda, bu faturanın ve kira bedellerinin kapanış tasdiki olmayan davacı üçüncü kişinin ve davalı borçlunun defterlerinde kayıtlı olduğu belirtilmiştir. Türk Ticaret Kanunu’nun 69. maddesinde, tacirlerin yasaya uygun tutulmayan defterlerinin lehlerine delil olamayacağı hükme bağlanmıştır. Anılan yasa maddesi gereğince, davacı üçüncü kişinin ve davalı borçlunun ibraz ettiği kapanış tasdiki olmayan kısaca usulüne uygun tutulmamış ticari defterlerinin lehlerine delil olarak kullanılmasına imkan bulunmamaktadır.
Öte yandan, borç doğumundan sonra dava konusu makinenin borçludan satın alınıp, aynı gün tekrar borçluya kiraya verilmesi, alacaklıdan mal kaçırma amacına yönelik danışıklı işlem niteliğindedir ve alacaklının haklarını etkilemez. Mahkemece, tüm bu maddi ve hukuki olgular karşısında, davacı üçüncü kişinin davasının reddi gerekirken, delil niteliği bulunmayan ticari defter kayıtlarına itibar edilerek ve danışıklı işlem oluşu dikkate alınmadan, yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir… (21. HD., 13.03.2008 T., 2007/8992; 41114)

İİK’nın 96 ve bunu izleyen maddelerinde düzenlenen istihkak iddiasına ilişkin koşullar menkul mallar için uygulanmaktadır.
Taşınmaz üzerine konulan haczin kaldırılması istemi icra memurunun işlemine yönelik şikayet mahiyetinde olduğundan şikayet koşullan doğrultusunda çözümlenmesi gerekir. Bu nedenle haciz tarihinde şikayetçi adına tapuda kayıtlı taşınmaz için mülkiyet iddiasında hulunan adı geçenin icra mahkemesinde istihkak davası açması mümkün olmayıp, MK. hükümlerine göre yasal yollara başvurması gerekir (HGK’nın 24.09.1997 tarih ve 1997/15-461 E, 1997/729 K; HGK’nın 13.06.2001 tarih ve 2001/12-461 E, 2001/516 K; HGK’nın 31.03.2004 tarih ve 2004/12-198 E, 2004/193 K.)
Bu durumda, mahkemece başvurunun şikayet olarak değerlendirilmesi yasaya uygundur.
İİK’nın 79. maddesi gereğince haczolunacak malların başka bir yerde bulunması halinde icra dairesi, malların bulunduğu yerin icra dairesine talimat yazarak hacizin yapılmasını ister. Bu halde, hacizle ilgili şikayetler kendisine talimat yazılan icra dairesinin bağlı bulunduğu icra mahkemesince çözümlenir. Anılan husus, kesin yetki kuralı olup, mahkemece re’sen uygulanmalıdır.
Ancak, talimat yazısı (borçluya ait menkul ve gayrimenkul mallan ile 3. kişilerdeki hak ve alacaklarının) haczi yönünde ve (genel nitelikli) olmayıp da belli bir malın haczini isteyen (nokta haczi) biçiminde yazılmış ise, bu halde anılan hacizle ilgili şikayet talimatı yazan icra dairesinin bağlı olduğu icra mahkemesinde incelenir. Bir başka değişle böyle hallerde İİK’nm 79. maddesi uygulanmaz.
Somut olayda, Malatya İcra Dairesi tarafından Bakırköy İcra Dairesine talimatla yazılan haciz yazılarında taşınmazın pafta, ada ve parsel numaraları açıkça belirtilerek haczedilmesi istendiğinden, şikayeti inceleme yetkisi yanlış olduğu ileri sürülen işlemi yapan, bir başka anlatımla talimatı yazan icra dairesinin bağlı olduğu Malatya İcra Mahkemesi’ne aittir. O halde, işin esası incelenerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, olayda uygulanma olanağı bulunmayan İİK’nm 79/2. maddesinden sözedilip yetkisizlik kararı verilmesi isabetsizdir. (12. HD., 19.04.2007 T., 5346/7786)

İİK’nın 96 ve bunu izleyen maddelerinde düzenlenen istihkak iddiasına ilişkin koşullar menkul mallar için uygulanmaktadır. Taşınmaz üzerine konulan haczin kaldırılması istemi icra memurunun işlemine yönelik şikayet mahiyetinde olduğundan, şikayet koşullan doğrultusunda çözümlenmesi gerekir (HGK’nın 13.06.2001 tarih ve 2001/12-461 E – 516 K.). Bu nedenle, icra mahkemesince Harçlar Kanunu’nun (1) sayılı tarifesinin 2/A maddesi gereğince maktu harç alınması ve Avukatlık Asgari ücret tarifesinin (2). Kısım (2). Bölüm (2). Maddesi gereğince avukatlık ücretinin de maktu olarak tayin edilmesi gerekirken anılan kalemlerin nispi olarak hesaplanması yasaya aykırıdır. Ayrıca somut olayda uygulanması gereken, İİK’nın 16 ve müteakip maddelerinde taraflar aleyhine icra inkar tazminatına hükmedileceği konusunda bir düzenleme bulunmamaktadır. Mahkemece, şikayeti reddedilen müşteki aleyhine tazminata hükmedilmesi isabetsizdir… (12. HD., 7.3.2006 T., 1372/4443)

Dava, üçüncü kişinin istihkak talebine ilişkindir, ihtilaf konusu plakasız araçlar borçluya ait galeride haczedilmiştir. Bu durumda mülkiyet karinesi borçlu yararınadır. Bu karinenin aksi her türlü delille ispatlanabilir. Tescilsiz araçlarda araç sahibi, adına sahiplik belgesi düzenlenen kişidir. Tescil belgesi olmayan araçların satışlarının sahiplik belgesi esas alınarak noterlikçe yapılması gerekir. Eldeki davada davacı üçüncü kişi, üretici yabancı firmadan araçları fatura ile satın aldığından bu satış geçerlidir. Borçluya ise noterlikçe satış yapılmamıştır. Bu durumda borçlu araç mülkiyetlerini iktisap edememiştir. Mahkemece açıklanan hususlar nazara alınmadan davanın reddine karar verilmesi hatalıdır… (21. HD., 28.6.2005 T., 5067/6846)

İş makineleri, 6085 sayılı Yasanın 22/C-2 ve Karayolları Trafik Yönctmeliği’nin 29/a-4-2. maddesi uyarınca, özel veya tüzel kişinin üyesi bulunduğu Ticaret, Sanayi veya Ticaret ve Sanayi Odasına tescili zorunlu araçlardandır. Aynı yönetmeliğin 36. maddesi b bendinde tescilli, c bendinde tescili silinmiş veya hiç tescili yapılmamış araçların satış ve devirlerinin geçerli olabilmesi için ise sahiplik belgesi esas alınarak noterlerce yapılacağı öngörülmüştür.
Somut olayda aracın tescili olduğu iddia ve ispat edilmemiştir. Tescilli olmayan araçların satış ve devirlerinin sahiplik belgesi esas alınarak noterde yapılacağı açıktır. Dava harici satışa dayanmaktadır. Karayolları Trafik Yönetmeliğinin c bendindeki tescilsiz araçlar için öngörülen sahiplik belgesi ve 6085 sayılı Yasanın 9. maddesinde tescilli araçlarda araç sahibini “adına sahiplik belgesi düzenlenmiş kişi” tarafından yetkili satıcı tarafından alıcı adına düzenlenmiş ilk fatura kastedilmektedir.
Davacı 3. kişinin dayanağı fatura ise bu nitelikte olmayıp davacı şirketin hissedarı olan K. Madencilik AŞ. tarafından düzenlenmiş bir faturadır. Bu nedenle sahiplik belgesi niteliğinde bulunmamaktadır. Tüm bu nedenlerle davanın reddi gerekirken kabulü usul ve yasaya aykırıdır. (21. HD., 31.05.2005 T., 3827/5588)

İİK’nın 96 ve devam eden maddelerine göre 3. kişinin hacizli malın mülkiyetinin kendisine ait olduğundan bahisle istihkak davası açması mümkündür. Hukuki nitelendirme Hakime ait olup adı geçen vekilinin dilekçesinde belirtilen “mülkiyeti müvekkilimize ait olan mallar üzerindeki istihkakımızın kabulüyle hacizlerin kaldırılması şeklindeki talebi mercice istihkak davası olarak kabul edilmelidir.
Bu durumda Mercice yapılacak iş varsa noksan harcın tamamlatılması, tarafların delilleri toplanarak bu prosedür doğrultusunda sonuca gidilmesinden ibarettir. Bu nedenle başvurunun şikayet olarak değerlendirilip yetkisizlik kararı verilmesi isabetsizdir… (12. HD., 23.09.2003 T., 14252/18291)

4721 sayılı TMK’nın 705/1. maddesi (eski 633 m.) “Taşınmaz Mülkiyetinin kazanılması tescille olur. Miras, mahkeme kararı, cebri icra işgal, kamulaştırma halleri ile kanunda öngörülen diğer hallerde mülkiyet tescilden önce kazanılır. Ancak, bu hallerde malikin tasarruf işlemleri yapılabilmesi, mülkiyetin tapu kütüğüne tescil edilmiş olmasına bağlıdır” hükmünü içermektedir. Anılan hükme göre şikayetçilerin, tapuya tescil işlemi gerekleşmediği halde mülkiyet hakkını kazandıkları kuşkusuzdur.
Ne var ki, taşınmaz haczin yapıldığı 13.09.1999 günü borçlular adlarına kayıtlı olduğundan icra memurunun haciz işleminde usulsüzlük bulunmamaktadır. Şikayetçilerin dayanak yaptıkları tescil ilamları tapuya kaydedilmediğinden, haciz işlemi yerinde olup, Mercii Hakiminin haczin kaldırılması sonucu doğacak şekilde karar vermesi doğru değildir. Açıklanan bu olgular karşısında usul ve yasaya uygun bulunmayan direnme kararı bozulmalıdır. (HGK. 7.4.2004 T., 12-210/208)

Bakırköy 6. İcra Müdürlüğü’nün 26.04.2011 günlü müzekkeresinde borçluya ait vadeli vadesiz mevduat üzerine takibe konu borç tutarı kadar haciz konulduğu bildirilerek ödemenin icra dosyasına yapılması istenmiştir. Davalı üçüncü kişi banka, 13.05.2011 günlü yazı cevabında 6298687 numaralı hesapta 4.603,67.-TL bakiye paranın bulunduğunu, ancak üzerinde bankanın rehin ve hapis haklarının olduğunu, bunlardan sonra gelmek üzere haciz şerhinin işlendiğini bildirmiştir.
Somut olayda icra dairesi tarafından haciz kararının verilmesi ile haciz işlemi tamamlanmış olacağından bankanın haciz yazısına karşı rehin ve hapis haklarının bulunduğunu ileri sürmesi istihkak iddiası olarak kabul edilmelidir. Dairemizin 2009 yılından beri istikrar kazanan uygulaması da bu yöndedir. Bu durumda alacaklının istihkak iddiasının reddi istemi ile açtığı davanın esasına girilerek, tarafların toplanacak tüm delillerine göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı biçimde hüküm kurulması isabetli değildir. (17. HD., 2.4.2012. T., 974/3914)

Bankanın ödeme külfeti, yasa gereğince bankalara yükletilmiş olduğundan bankaca müşterisine verilen her çek yaprağı için borçlunun bankadaki mevduatının her bir çek için yasal sorumluluk miktarı ile sınırlı olarak banka lehine rehinli olduğunun kabulü zorunludur. Esasen, rehin hakkı, banka ile müşterisi arasında imzalanan çerçeve sözleşmede de yer aldığından bankanın borçlusuna karşı ileri sürebileceği rehin hakkını borçlunun alacaklısına karşı da istihkak iddiası olarak ileri sürebileceğinin kabulü gerekir. Hukuk Genel Kurulu’nun 21.9.2011 gün ve 2011/17-513-549 sayılı kararıyla da benimsenen bu ilke ışığında, haciz tarihi itibariyle davacı bankanın takip borçlusuna verdiği ibraz edilen ancak karşılıksız çıkan çekler nedeniyle bankanın yasal sorumluluk miktarı kadar riski bulunduğundan, ibraz edilmeyen çeklerden kaynaklanan tüm riskinin banka kayıtları üzerinde uzman bilirkişi aracılığıyla inceleme yaptırılmak suretiyle tespiti ile oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçelerle davanın reddine karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir. (17. HD., 26.1.2012. T., 2011/5827; 609)

“Gemi alacaklısı” hakkını veren alacakların düzenlendiği Türk Ticaret Kanununun 1235/4 madde gereğince kılavuz ücretleri, kurtarma, yardım, fidye ve itiraz ücretleri ve masrafları gemi alacaklısı hakkı veren alacaklardandır. Gemi alacaklısı hakkı, alacaklının, alacağım deniz servetinden öncelikle almasını sağlayan bir tür kanuni rehin hakkıdır. Bu hak kanundan doğmakta ve tescilsiz kazanılmakta olup rehin veya ipotekle temin edilmiş veya edilmemiş bulunan diğer bütün alacaklardan önce gelmektedir. 1236/2 madde gereğince de rehin hakkı, gemiye zilyed olan her üçüncü şahsa karşı ileri sürülebilen bir haktır.
Somut olayda, takip alacaklısı davalının alacağı ilama dayalı liman hizmetleri alacağından kaynaklanan (pilotaj, römorkaj, barınma, atık su tahliyesi…) yargılama giderlerine ilişkindir. İlama bağlı bu alacak TTK’nın 1235/2 maddesi gereğince gemi alacağı hakkı veren bir alacak olup gemiyi takip ettiğinden, bu hakkın TTK 1236/2 madde gereğince geminin sonraki maliklerine karşıda ileri sürülebileceğinden, sonraki malikin gemiyi iyiniyetle iktisabının bu hakkın ileri sürülmesine engel oluşturmayacağı, takip dayanağı ilamda gemi alacağı kapsamındaki bir hakkın hüküm altına alınmasının yeterli olduğu, bu hakkın bir tür kanuni rehin hakkı olduğu ve kanundan doğduğu, tescilinin gerekmediği, 28.08.2007 tarihli gemi satışının, 12.01.2007 tarihinde doğan alacağından sonra yapıldığı anlaşılmakla davacı 3. kişinin istihkak iddiasının yukarıdaki gerekçelerle reddine karar verilmesi gerekirken kabülü isabetli görülmemiştir. (17. HD., 1.2.2011. T., 2010/3790; 609)

Kural olarak, eklenti asıl şeyden ayrı olarak haczedilebilir. Asıl mal taşınmaz ise eklentinin bulunduğu taşınmazı haczetmeden, eklentinin haczini sağlayabilir. Ancak, eklenti taşınmazın ipotek akit tablosu kapsamında ise taşınmazdan ayrı olarak haczedilemez. (İİK’nin 83/c) Bu halde de, malın hem ipotek akit tablosunda yazılı olması ve hem de MK’nun 862. maddesinde tarif edilen şekilde eklenti niteliğini taşıması zorunludur.
Somut olayda, dava konusu mallar üzerindeki istihkak iddiası rehin hakkına değil mülkiyet hakkına dayanmaktadır. Davalı 3. kişi hacizli malların bulunduğu fabrikaları borçludan satın aldığım, hacizli mallarında eklenti olarak tapuya tescilli olduğundan mülkiyetinin bunları da kapsadığını ileri sürmüştür. Bu durumda, İİK’rnn 83/c maddesinin uygulanma olanağı bulunmamaktadır. Kaldı ki bu halde de hacizli malların hem ipotek akit tablosunda yer alıp almadığı, hem de MK’nun 862. maddesinde tarif edilen eklenti niteliği taşıyıp taşımadığının araştırılması gerekir. Öte yandan, İİK’nın 99. maddesine dayalı olarak alacaklının açtığı istihkak davalarında da borçlu ve davalı 3. kişi arasındaki işlemlerin danışıklı olduğu ve bu nedenle geçersiz olduğunu ileri sürebilir ve her türlü delille kanıtlayabilir. Bu iddianın incelenmesi için, alacaklı İİK’nın 277 ve onu izleyen maddeleri uyarınca bağımsız olarak dava açmak zorunda değildir. Mahkemece, tüm bu maddi ve hukuki olgular dikkate alınmadan davanın esasına girilerek taraf delilleri toplandıktan sonra oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçelerle davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. (6. HD., (11.02.2011. T., 2010/5669; 652)

Tapu Kanunu’nun 26. maddesi ve TMK’nun 1009. maddesi uyarınca kişisel hak mahiyetinde olan satış vaadi sözleşmesine dayalı hak, tapu kaydına işlenmekle ayni etkinlik ve aleniyet kazanır. Tapu Kanunu’nun 26. maddesine göre bu hak 5 yıl süreyle 3. kişilere karşı ileri sürülebilir. Somut olayda; borçlu S. Öztabak’ın noterlikçe yapılan satış vaadi sözleşmesi ile M. G. Cengiz’e, şikayet konusu taşınmaz hisselerinin satışını vadettiği ve bu satış vaadi sözleşmesinin tapu kaydına 25.12.2007 tarihinde şerh verildiği, şikayetçi tarafından 25.11.2009 tarihinde ve 5 yıllık süre içerisinde tapu maliki aleyhine tapu iptali ve tescil davası açıldığı, ilgili mahkemece 27.12.2010 tarihinde davanın kabulüne karar verildiği, 03.02.2011 tarihinde haciz konulduğu ve ilamın 02.03.2011 tarihinde kesinleştiği görülmüştür.
Bu durumda, satış vaadi şerhinden sonra konulan haciz sonuç doğurmayacağından ve 5 yıllık süre içerisinde tescil davası açıldığından, mahkemece şikayetin kabulü ile icra müdürlüğünce tapu kaydına konulan haciz şerhinin kaldırılmasına karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile şikayetin reddine karar verilmesi isabetsizdir. (12. Hl)., 07/03/2012. T., 2011/22525; 6735)

Alacaklısı farklı, ancak, aynı davacı 3. kişi ile aynı davalı borçlu arasındaki benzer nitelikli istihkak davasına ilişkin olarak Dairenin 18.10.2011 gün 2011/8659-9428 sayılı ilamında da açıklandığı üzere, ülkemizde ev eşyalarının tapuya demirbaş/teferruat olarak kaydedilmesi şeklinde bir uygulama olmadığı gibi, borçlu ile 3. kişi arasında yapılan bu işlemlerin, borçluya ait menkullerin haczini engellemeye ve alacaklıdan mal kaçırmaya yönelik danışıklı işler niteliğinde olduğu ve bu nedenle, alacaklının haklarını etkilemeyeceği açıktır. Açıklanan bu hukuki ve maddi olgulara göre, mahkemece, davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir. (17. HD., 30.1.2012. T., 2011/10705; 718)

Takipte taraf olmayan 3. kişi, satış vaadi sözleşmesiyle satın aldığı gayrimenkulun tapu kaydı üzerine konulan haczin kaldırılmasını talep ettiği, mahkemece istemin İİK’nm 96/3. maddesine göre haczin öğrenildiği tarihten itibaren yedi gün içinde ileri sürülmediğinden bahisle reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.
İİK’nm 96 ve bunu izleyen maddelerinde düzenlenen istihkak iddiasına ilişkin koşullar menkul mallar için uygulanmaktadır. Taşınmaz üzerine konulan haczin kaldırılması istemi icra memurunun işlemine yönelik şikayet mahiyetinde olduğundan şikayet koşulları doğrultusunda çözümlenmesi gerekir
Somut olayda, gayrimenkul tapu kaydında haciz tarihinde, takipte taraf olmayan şikayetçi 3. kişi R. Yılmaz lehine satış vaadi şerhi bulunduğu, bu kişinin taşınmaz üzerine konan haczin kaldırılmasını talep ettiği görülmektedir. Mahkemece istem şikayet olarak kabul edilmeli ve işin niteliği gözetilerek süreye tabi olmadığı da nazara alınarak, işin esası incelenip neticelendirilmelidir. Eksik inceleme ve hatalı değerlendirmeyle yazılı şekilde hüküm tesis edilmesi isabetsizdir. (12. HD., 20.06.2011. T., 2010/31912; 12459)

Takipte taraf olmayan 3. kişi, satış vaadi sözleşmesiyle satın aldığı gayrimenkulün tapu kaydı üzerine konulan haczin kaldırılmasını talep ettiği, mahkemece istemin İİK’nın 96/3. maddesine göre haczin öğrenildiği tarihten itibaren yedi gün içinde ileri sürülmediğinden bahisle reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.
İİK’nın 96 ve bunu izleyen maddelerinde düzenlenen istihkak iddiasına ilişkin koşullar menkul mallar için uygulanmaktadır. Taşınmaz üzerine konulan haczin kaldırılması istemi icra memurunun işlemine yönelik şikayet mahiyetinde olduğundan şikayet koşulları doğrultusunda çözümlenmesi gerekir.
Somut olayda, gayrimenkul tapu kaydında haciz tarihinde, takipte taraf olmayan şikayetçi 3. kişi Ramazan Yılmaz lehine satış vaadi şerhi bulunduğu, bu kişinin taşınmaz üzerine konan haczin kaldırılmasını talep ettiği görülmektedir. Mahkemece istem şikayet olarak kabul edilmeli ve işin niteliği gözetilerek süreye tabi olmadığı da nazara alınarak, işin esası incelenip neticelendirilmelidir. Eksik inceleme ve hatalı değerlendirmeyle yazılı şekilde hüküm tesis edilmesi isabetsizdir. (12. HD.,20.06.2011. T., 2010/31912; 12459)

Takipte taraf olmayan 3. kişi, satış vaadi sözleşmesiyle satın aldığı gayrimenkulün tapu kaydı üzerine konulan haczin kaldırılmasını talep ettiği, mahkemece istemin İİK’mn 96/3. maddesine göre haczin öğrenildiği tarihten itibaren yedi gün içinde ileri sürülmediğinden bahisle reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.
İİK’nın 96 ve bunu izleyen maddelerinde düzenlenen istihkak iddiasına ilişkin koşullar menkul mallar için uygulanmaktadır. Taşınmaz üzerine konulan haczin kaldırılması istemi icra memurunun işlemine yönelik şikayet mahiyetinde olduğundan şikayet koşulları doğrultusunda çözümlenmesi gerekir
Somut olayda, gayrimenkul tapu kaydında haciz tarihinde, takipte taraf olmayan şikayetçi 3. kişi R. Yılmaz lehine satış vaadi şerhi bulunduğu, bu kişinin taşınmaz üzerine konan haczin kaldırılmasını talep ettiği görülmektedir. Mahkemece istem şikayet olarak kabul edilmeli ve işin niteliği gözetilerek süreye tabi olmadığı da nazara alınarak, işin esası incelenip neticelendirilmelidir. Eksik inceleme ve hatalı değerlendirmeyle yazılı şekilde hüküm tesis edilmesi isabetsizdir. (12. HD.,20.06.2011. T., 2010/31912; 12459)

Davacı 3. kişi, dava konusu araçları borçluya 06.03.2002 tarihinde mülkiyeti saklı tutma kaydıyla sattığını; henüz mülkiyet borçluya geçmediği halde davalı alacaklı tarafından haczedildiğini belirterek haczin kaldırılmasını talep etmiştir. Davacının dayandığı 06.03.2002 tarihli 2 ayrı mülkiyeti saklı tutma sözleşmesi TMK’nın 764. maddesine uygun şekilde noterde düzenlenme şeklinde yapılarak devralanın yerleşim yeri noterliğindeki özel sicile tescil edilerek yapıldığı anlaşılmıştır. Yasanın aradığı koşulları taşıyan geçerli bu sözleşme ile mülkiyet satıcı üzerinde kalır, alıcıya geçmez. Alıcı ancak satış bedelinin tamamını ödedikten sonra malın sahibi olur.
Somut olayda; mülkiyetin saklı tutulması kaydıyla düzenlenen senette yazılı bakiye satış bedelinin ödendiği ve senet alıcısının bu suretle mülkiyeti iktisap ettiği iddia ve ispat edilememiştir. Öte yandan, anılan bu sözleşme ile yapılan satışta satıcının mal üzerindeki hakkı şahsi değil ayni hak niteliğinde bulunduğundan satıcının istihkak davası açma hakkı vardır. Bu durumda; davalı-alacaklı (alıcı borçlunun alacaklısı) böyle bir malın ancak kalan taksitlerini ödemek suretiyle mülkiyet alıcı borçlu üzerine geçtikten sonra bu araçları haczettirmek ve satışını istemek hakkını elde eder.
Mülkiyeti saklı tutma sözleşmesi alacaklısı davacı 3. kişinin; davalı alacaklıya göre daha üstün bir hakka sahip olduğu; mahkeme kabulünün aksine bu sözleşmeden vazgeçmesinin söz konusu olmadığı ve bu nedenle davalı alacaklının ancak borçlunun kalan borçlarını ödeyerek önce mülkiyetin borçluya geçmesini sağladıktan sonra bu araçları haczettirebileceği dikkate alınarak davacının davasının kabulü gerekirken aksi düşüncelerle reddine karar verilmesi; usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir… (21. HD., 15.11.2005 T., 11333/11602).

Alacaklımn yaptığı icra kovuşturması sırasında 27.4.1974 günü, davacıların mülkiyeti muhafaza kaydıyla borçluya sattıkları vasıta üzerine haciz konulmuştur. Davacılar 28.5.1974 gününde açılan bu davadan önce, satış bedelinin tamamen ödenmediğini, mülkiyetin borçluya geçmediğini ileri sürerek istihkak iddiasıyla birlikte, mevcut alacakları için Aydın İcra Memurluğunca 1974/3293 sayılı dosyası ile 16.5.1974 gününde vasıtaya haciz koydurmuşlardır. Satıcıların, mülkiyeti muhafaza kaydıyla devrettikleri malı, istihkak davasından önce haczettirmeleri, isteklerinin satış parasına dönüştüğünü belirtmesi yönünden mülkiyeti muhafazadan feragat etmiş sayılmalarını gerektirir ve artık mülkiyete dayanan istihkak davası açamazlar. Mercice bu yön gözetilmeden davanın kabulüne karar verilmesi bozmayı gerektirir… (13. HD., 7.11.1974 T., 4794 / 2820)

Somut olayda davacı 3. kişi vekili dava konusu akaryakıt pompasının 13.6.2007 tarihli finansal kiralama sözleşmesi gereği A. Finansal Kiralama A.Ş’den kiralandığını ve 16.4.2007 tarihli bayilik sözleşmesi gereği 26.6.2007 tarihinde de borçluya teslim edildiğini belirterek istihkak davası açmıştır. Davacının dayandığı Beşiktaş 16 Noterliğince yapılan 13.6.2007 tarihli Finansal Kiralama sözleşmesinin iviniyetli 3. kişilere karşı ileri sürülebilmesi için kiracı davacının ikametgahının bulunduğu noterlikteki özel sicile tescili gerekir. (3226 Sayılı Finansal Kiralama Sözleşmesi 8. madde) Aksi halde kiralama 3. kişilerin haklarını etkilemez.
Öncelikle mahkemece davacı tarafından ibraz edilen finansal kiralama sözleşmesinin davacı kiracının ikametgahının bulunduğu yerdeki noterlikteki özel sicile tescilinin yapılıp yapılmadığının tesbiti, tescilinin yapılmış olması halinde kira bedelinin tamamının davacı 3. kişi tarafından ödenip ödenmediğinin belirlenmesi, bedelin tamamının davacı kiracı tarafından ödenmiş olması halinde yani mülkiyetin davacıya geçtiğinin kabulü halinde finansal kiralama sözleşmesine konu menkul ile dava konusu mahcuzun aynı olup olmadığının belirlenmesi için mahallinde makine mühendisi bilirkişi aracalığıyla keşif yapılması ayrıca davacı 3. kişi ile borçlu arasındaki ticari ilişki ve ariyet sözleşmesinin varlığının tesbiti bakımından tarafların ticari defterleri üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılması, finansal kiralama bedelinin tamamı ödenmemişse davacı 3. kişi (Kiracı) mülkiyet hakkına dayanamıyacağından dava ehliyeti yokluğu nedeniyle davanın reddine karar verilmesi gerekirken eksik incelemeye dayalı hüküm tesisi isabetli görülmemiştir. (17. HD., 17.1.2012. T., 2011/9823; 80)

Davacı 3. kişi şirket, hacizli örgü makinesini borcun doğumundan önce 06.01.2003 tarihinde Finansal Kiralama sözleşmesi ile kiraladığını ve 08.09.2006 tarihinde mülkiyetini kazandığını sunduğu sözleşme ve fatura ile ispatlamıştır. Dava konusu makinenin mülkiyeti, 08.09.2006 tarihli fatura ile davacı 3. kişi şirkete devredildiğinden, artık finansal kiralama sözleşmesinin gceçersizliğinden söz edilmesinin sonuca etkisi bulunmamaktadır. Davacı haciz tarihinde kiracı değil malik sıfatı ile zilyet bulunmaktadır. Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular dikkate alınmadan, davacı 3. kişinin dava konusu örgü makinesinin mülkiyetini kazandığı göz ardı edilerek, hatalı değerlendirme ile davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. (17. HD., 31.1.2012. T., 2011/11169; 837)

3226 Sayılı Finansal Kiralama Kanunu’nun 19. maddesinde; kiracı aleyhine icra takibi yapılması halinde, finansal kiralama konusu malların takibin dışında tutulması öngörülmüştür. Aynı yasanın 24. maddesinde ise; sözleşme sona erdiğinde, kiracının (inansal kiralamaya konu malı alma hakkının olduğu belirtilmiştir. Şikayete konu işlem opsiyon hakkının haczine yönelik olup, bu hak haciz tarihinde henüz doğmamıştır. Yani borçlunun bu hakkı kullanıp kullanmayacağı belli değildir. Dolayısı ile bu hakkın haczedilmesi veya bu konuda şerh verilmesi alacaklıya bir hak sağlamayacaktır. Doktrinde ve yargıtay kararlarında henüz doğmamış bir hakkın veya alacağın haczedilemeyeceği yönünde görüş birliği mevcuttur. Üstelik sözleşme süresince malların, şikayetçi finansal kiralama şirketine ait olduğu da yasanın açık hükmü gereğidir. O halde mahkemece şikayetin kabulü gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir. (12. HD., 26/04/2012. T., 2011/29753; 14138)

3226 Sayılı Kanunun 19. maddesinde; kiracının iflası veya icra takibine uğraması halinde finansal kiralama konusu malların takibin dışında tutulmasına veya iflasta tefrikine ilgili memurca karar verileceği, bu karara karşı yedi gün içinde icra mahkemesi nezdinde şikayette bulunulabileceği öngörülmüştür. Yasada öngörülen bu düzenleme ile haczedilmezlik ve istihkak prosedüründen ayrı finansal kiralama konusu malların, haciz veya iflas dışında (takip dışında) bırakılacağı kuralı getirilmiştir. Borçlu kiracı ve finansal kiralama yapan kiralayan yasanın bu hükmünden yararlanarak icra ve iflas müdürüne başvurabilirler. Sözü edilen hükümler kiralayanın doğrudan istihkak davası uçmasına engel değildir. Ayrıca, ilgili memurun 3226 Sayılı Yasanın 19. maddesi uyarınca vereceği karara karşı da, hukuki yararı bulunan alacaklının, borçlunun ve finansal malları kiralayanın, memur işleminin yanlışlığını ileri sürerek 7 gün içerisinde icra mahkemesine şikayette bulunma hakları olduğu, sözü edilen madde gereğidir. Bu durumda finansal malları kiralayan 3.şahsın haczedilen mallarla ilgili iddiaları, 3226 Sayılı Finansal Kiralama Kanunu çerçevesinde yöntemince incelenerek haczedilen malların Finansal Kiralama Sözleşmesi kapsamında kalıp kalmadığının ve anılan kanunun 8. maddesi gereğince sözleşmenin tescilinin gerçekleştirilip gerçekleştirilmediğinin araştırılarak sonuca gidilmesi gerekir.
Finansal kiralama sözleşmelerinin düzenlendiği tarihte, kiracı (borçlu) şirketlerin merkezlerinin bulunduğu Çorlu Noterliğindeki özel sicile tescil işlemleri yapıldığından 3226 Sayılı Kanunun 8. maddesi koşullarında yapılmış finansal kiralama sözleşmesi mevcut olup, mahkemece bu kurallar ışığında başvurunun değerlendirilerek oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle istemin reddi isabetsizdir. (12. HD., 20/09/2011. T., 820/16072)

Uyuşmazlık 3. kişinin İİK’nın 96 ve onu izleyen maddelerine dayalı istihkak davasına ilişkindir. Davacı 3. kişi 04.10.2005 tarihinde haczedilen Beton Santral ve ekipmanlarının 13.05.2004 tarihli Finansal Kiralama Sözleşmesi ile borçlu firmaya kiraladığını ve mülkiyetin kendisine ait olduğundan bahisle üzerine konulan haczin kaldırılmasını talep etmiştir.
Mahkemece davanın reddine karar verilmiştir. Yargılama sırasında yapılan keşif ve sonrasında alınan bilirkişi raporu davalı alacaklı tarafından delil olarak sunulan, İstanbul Asliye 6. Ticaret Mahkemesinin 2001/1721 Esas 2002/869 Karar sayılı dosyası birlikte değerlendirildiğinde, dava konusu beton santralinin öncesinde B. Finansal Kiralama Şirketine ait iken 20.07.1999 tarihli Finansal Kiralama Sözleşmesi ile A. İnşaat Aş’ne kiralandığı, daha sonra kiracının edimlerini yerine getirmediğinden sözleşmenin feshi ile malın iadesini yukarıda belirtilen dava dosyası ile talep edildiği ve yargılama sonunda beton santralin davacı B. Finansal şirketine iadesine karar verildiği, hiçbir zaman borçlu şirketin mülkiyetine geçmediği anlaşılmaktadır
3326 Sayılı Finansal Kiralama Kanunun 9 maddesine göre finansal kiralama sözleşmesinin konusu malm mülkiyetinin kiralayan şirkete ait olması gerekir. Emredici nitelikteki bu hüküm aynı zamanda finansal kiralama sözleşmesinin geçerlilik koşuludur. Somut olayda uyuşmazlık, davacının kiraladığı beton santralinin maliki olup olmadığı ve bu bağlamda dava dayanağı finansal kiralama sözleşmesinin geçerli veya geçersiz olduğunun belirlenmesi oluşturmaktadır.
Davacı 3. kişi dava konusu beton santralini 17.05.2004 tarihli fatura ile A. İnşaat Aş ‘den satın aldığını belirmiş ve buna ilişkin faturasını sunmuş ise de bu tarihte anılan firma malik olmadığı için davacıya yapılan satışta geçersizdir. Ne var ki daha sonra sunulan 21.052004 tarihli fatura ile beton santralinin mülkiyeti asıl maliki B. Finansal Kiralama Şirketince A. firmasına devredilmiş ve bu tarihte anılan firma malik olmuştur. Bu durumda başlangıçta satıcının malik olmaması nedeniyle geçersiz olan 17.05.2004 tarihli satış sözleşmesi, satıcının daha sonra mülkiyeti kazanması ile geçerli hale gelmiştir. Buna bağlı olarak davacı firma 13.05.2004 tarihli Finansal kiralama Sözleşmesi sırasında her ne kadar malik değilse de bundan 4 gün sonra 17.05.2004 tarihinde mülkiyet hakkını kazanmış olduğundan bu sözleşmede geçerli hale gelmiş 04. 10.2005 tarihli haciz ve davanın açıldığı 28.11.2005 tarihinde davacı 3. kişi mülkiyet hakkına sahiptir. Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular dikkate alınmadan hatalı tesbit ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır… (21. HD., 12.2.2008 T., 2007/25805; 2057)

Uyuşmazlık memur işlemini şikayet ve takip hukukuna dayalı istihkak davasına ilişkindir. Borçlu G. Tekstil San. ve Dış Tic. Ltd. şirketinin borcu nedeniyle 25.10.2004 tarihinde işyerinde yapılan haciz sırasında haczedilen 25 adet makinenin şikayetçi ve davacı 3. kişi G.Finansal Kiralama AŞ. tarafından dava dışı E. Tekstil Aksesuar San. ve Dış Tic. Ltd. Şti’ne, 8.10.2001 tarihinde Beşiktaş 1. noterliğin- ce düzenlenme şeklinde yapılan finansal kira sözleşmesiyle kiralandığı, sözleşme, bilirkişi incelemesi ve diğer delillerden anlaşılmaktadır.
Ancak 3226 sayılı Finansal Kiralama Kanunu’nun 8. maddesi hükmüne göre, kira sözleşmesinin geçerli olabilmesi için noterlikçe düzenlenme şeklinde yapılan sözleşmenin kiracının yerleşim yerindeki noter özel siciline tescili zorunludur.
Kira sözleşmesinin Bakırköy 26. Noterliğinin özel siciline 15.10.2003 tarihinde tescil edildiği adı geçen noterliğin 15.10.2003 tarihli yazısı belirgindir. Ne varki bu noterliğin kiracı E. Tekstil Aksesuar San. Dış Tic. Ltd. şirketinin yerleşim yeri noterliği olduğu saptanmamış, bu yönde araştırmada yapılmamıştır.
Türk Ticaret Kanunu’nun 506 sayılı maddesinde limited şirketin kuruluş belgelerinde diğer bir deyişle ana sözleşmesinde şirketin unvanıyla merkezinin bulunduğu yerin gösterilmesi zorunludur. Şu halde limited şirketin yerleşim yeri, ana sözleşmesinde merkez olarak gösterilen ve ticaret sicilinde tescil ile gösterilen merkez adresleri yasal yerleşim yeridir.
Kiracı şirketin merkez adresi sözleşmede (…………. Güneşli) olarak gösterilmiş ise de bu adresin sözleşme tarihinde gerçekten şirket merkezi olup olmadığı konusunda sözleşme müstenidatı görülmediği gibi İstanbul Ticaret Sicil Mumurluğundan da sorulmadan eksik inceleme ile sonuca gidilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
Mahkemece yapılacak iş; finansal kiralama sözleşmesi tarihinde kiracı limited şirketin yasal merkez adresini Ticaret Sicili Memurluğundan sormak, gelecek cevapta bildirilecek adrese göre, sözleşmeyi özel siciline tescil eden noterliğin merkez adresin bulunduğu ilçe sınırları içinde olup olmadığını ilgili ilçe Kaymakamlığından araştırmak, daha sonra tescili yapan noter kiracının “yerleşim yeri noter” olup olmadığını değerlendirmek ve oluşacak sonuca göre karar vermektir.
O halde, alacaklının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır… (21. HD., 30.1.2007 T., 3965/935),

Haczedilen dava konusu bobin sarma makinesinin davacı 3. kişi H. AŞ. tarafından da-valılardan borçlu H. Ltd. Şti.’ne 3226 sayılı Finansal Kiralama Kanunu uyarınca kiralandığı iddia edilmiştir. Mahkemece, finansal kiralama sözleşmesinin kiracının kanuni ikametgahının bulunduğu Küçükçckmccc Noterliği’ndekj özel sicile tescil edilmemiş olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de, bu sonuç usul ve yasaya uygun değildir. Gerçekten, 3226 sayılı yasanın 8. maddesi gereği kira sözleşmesinin geçerli olabilmesi için düzenlenme şeklinde noterlikçe yapılması ve kiracının ikametgahındaki noter özel siciline tescil edilmesi zorunludur. Aksi halde kiralama 3. kişilerin haklarını etkilemez. Somut olayda, 16.11.2000 tarihli Finansal Kiralama Sözleşmesi’nin B… 24. Noterliği’nce düzenleme şeklinde yapıldığı ve B… 15. Noterliği’ndeki özel sicile tescil edildiği dosyadaki bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır. Davalı borçlu (kiracı) H. Ltd. Şti.’nin kanuni ikametgahının K.’de bulunduğu uyuşmazlık konusu değildir.
Öte yandan, Türkiye Noterler Birliği, B… 15. Noterliği’nin açık adresinin “C. Mah. A. Cad. No: 1/2 C Blok K: 2 K…/İstanbul” olduğunu bildirmiştir. Bu durumda, finansal kiralama sözleşmesi, kiracının kanuni ikametgahının bulunduğu K…’deki noterde özel sicile tescil edildiğinden geçerlidir. Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın davanın esasının incelenmesi yerine yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. (21. HD., 09.03.2006 T., 90 /2202)

Dava İİK’mn 96 ve devamı maddeleri gereğince adi ortaklığı oluşturan 3. kişi ortak tarafından açılmış istihkak iddiasına ilişkindir. M.K. 702/4. madde gereğince adi ortaklıkta, ortaklardan her biri topluluğa giren hakların korunmasını isteyebilir. Adi ortaklık sözleşmesinde aksine kayıt yoksa, adi ortaklık elbirliği mülkiyeti kuralına bağlıdır. Ortaklar adi ortaklığın amacına ulaşması için ortaklığa özgülenen mallar üzerinde elbirliği mülkiyeti kuralına göre maliktir. Bu mülkiyette ortakların belirlenmiş payları olmayıp her birinin hakkı ortaklığa giren malların tamamına yaygındır. (MK 701/2) Adi ortaklığı oluşturan ortağın, ortakların kişisel alacaklıları ortaklığa ait mal üzerine haciz koyduranıaz. Alacaklılar ortağın kar alacağı, ücret, faiz, avans alacağı ve tasfiye payını haczettirebilir.
Somut olayda, davacı 3. kişi ile dava dışı borçlu arasında 18.5.2007 tarihli sözleşme gereğince, adi ortaklık bulunduğu ve davanın konusunun adi ortaklığa ait araçlar üzerine konulan haciz işlemi olduğu dosyadaki bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır. O halde, açıklanan bu hukuki ve maddi olgular karşısında, mahkemece, ortaklığa ait araçlar üzerine konulan haciz şerhlerinin tamamı yönünden davanın kabulü ile haczin kaldırılmasına karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde davanın kısmen kabulü doğru görülmemiştir. (17. HD., 13.2.2012. T., 2011/11847; 1430)

Dava konusu haciz davacı şirketin ticaret sicil kaydında geçen faaliyet adresinde yapılmıştır. Burada ödeme emri tebliğ edilmemiştir. Borçlunun hacze çağrılmakla geldiği davalı alacaklı tarafça kabul ve beyan edilmektedir. Somut olayda İİK’nın 97/a maddesindeki mülkiyet karinesinin üçüncü kişi yararına olduğunun kabulü gerekir. Buna göre ispat yükü altında olan alacaklı taraf, karinenin aksini her türlü delille kanıtlama olanağına sahiptir. Diğer yandan limited şirketlerde ortağın kişisel alacaklısı, öncelikle ortağın kişisel mallarına, bunlar yoksa veya alacağının tamamını tahsil edememişse ortağın şirketteki kar payına başvurabilir. (TTK’nın 145, 191/1, 522. maddesi) Limited şirketin, ortaklardan ayrı ve bağımsız tüzel kişiliği olduğundan, malları, alacakları, hakları ortaklara değil şirket tüzel kişiliğine aittir. Ortakları dahi şirket mal varlığı üzerinde hak iddia edemeyeceğine göre, alacaklılarının da böyle bir iddia ile işlem yapabilmeleri mümkün değildir.
Tüm bu koşullarda alacaklı tarafın, öncelikle icra takibine konu senedin davacı şirketi borçlandıran bir hukuki ilişkiden kaynaklandığını, başka bir deyişle alacağın borçlunun şahsi borcundan kaynaklanmadığını ya da mahcuzların borçlunun kişisel malları olduğunu kanıtlaması gerekirdi. Öyleyse davanın kabulü ile haczin kaldırılması gerekirken oluşa ve dosya içeriğine uygun düşmeyen gerekçe ile yazılı biçimde reddine karar verilmesi hatalı olmuştur. (17. HD., 6.2.2012. T., 2011/11730; 1116)

Dava, alacaklının İİK’nın 99. maddesi uyarınca açtığı “istihkak iddiasının reddi” davası niteliğindedir. Takibe dayanak borç, davalı Ertan Tüzen’in karıştığı trafik kazasından kaynaklanan tazminat alacağına ilişkin olup, buna ilişkin ilamda üçüncü kişi şirketi bağlayan bir hüküm de yoktur. Öte yandan, TTK’nın 145. maddesi gereğince ticari şirketlerin ortaklarından ayrı ve bağımsız bir tüzel kişiliği olduğundan, malları, alacakları, haklan ortaklar değil şirket tüzel kişiliğine aittir. Bu nedenle takip alacaklısı ortağın kişisel borcundan ötiirü kural olarak şirket mal varlığına gidemeyecektir. Bununla birlikte ortağın kişisel inal varlığı yoksa ya da alacağın tamamı buradan tahsil edilemiyorsa, kanunda sayılan sınırlı hallerde şirket değerlerine başvurulması mümkündür.
Somut olayda kanunda sayılan istisnai hallerden hiçbirisi gerçekleşmemiştir ve şirket ortağının kişisel borcu nedeni ile doğrudan şirket malvarlığına gidilerek haciz uygulanmıştır. Davanın reddi ile istihkak iddiasının kabulü gerekirken oluşa ve dosya içeriğine uygun düşmeyen gerekçe ile yazılı biçimde davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiştir. (17. HD., 5.5.2011. T., 2010/6733; 4324)

Dava 3. kişinin İİK”nun 96 ve devamı maddelerine dayalı olarak açtığı istihkak davasına ilişkindir. Dava konusu haciz 20.09.2007 tarihinde davacı şirketin adresinde ve şirket yetkilisinin huzurunda yapılmıştır. İİK’nın 97/a maddesi gereğince mülkiyet karinesi davacı 3. kişi şirket yararınadır. Davanın 3. kişi tarafından açılması ispat külfetinin yer değiştirmesine neden olmaz, bu yasal karinenin aksini davalı alacaklı tarafından kesin ve güçlü delillerle kanıtlaması gerekmektedir.
Takip konusu borç, davalı alacaklının nafaka alacağına ilişkin olup, borçlu şirket ortağı A. Özyetkin’in kişisel borcudur. Gelen Ticaret sicil kayıtlarından kuruluştan itibarın borçlunun yaklaşık %45 civarında hissesi olduğu ve borçlu ve kardeşi dışında 2 tane daha hissedarı olduğu anlaşılmaktadır. Davacı 3. kişi hacizli mallara ilişkin olarak eski tarihli faturalar sunmuş ve bunların ticari defterlerinde kayıtlı olduğu da tesbit edilmiştir.
Davalı alacaklı ise, hacizli malların borçluya ait olduğuna ilişkin somut bir delil sunamamıştır. Bu durumda, mahkemece alacaklının karine aksini ispatlayamadığı ve ortağın kişisel borcundan dolayı şirket mallarının haczedilemcyeceği ancak tasfiyesi halinde borçluya düşen hissenin haczedilebileceği dikkate alınarak davanın reddine karar verilmesi gerekirken aksi düşüncelerle kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. (17. HD., 10.5.2011. T., 4369/4539)

İİK’nın 96 vd. maddelerinde düzenlenen istihkak iddiasına ilişkin koşullar, menkul mallar için uygulanmaktadır. Taşınmaz üzerine konulan haczin kaldırılması istemi, icra memurunun işlemine yönelik şikayet mahiyetinde olduğundan, şikayet koşulları doğrultusunda çözümlenmesi gerekir. Bu nedenle haciz tarihinde borçlu adına tapuda kayıtlı taşınmaz için mülkiyet iddiasında bulunan şikayetçinin mahkeme nezdin- de “istihkak davası” açması mümkün olmayıp Medeni Kanun hükümlerine göre yasal yollara başvurması gerekir. Kaldı ki, şikayetçi, borçluya karşı Tapu İptali ve Tesçil davası açmış, Görele Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2009/350 E. – 2010/379 K. Sayılı kararı ile taşınmazın davacı üçüncü kişi adına tesçiline de karar verilmiştir.
İcra müdürü haciz işlemini yaparken, bir haşka anlatımla haciz tarihinde, taşınmazın borçlu adına kayıtlı olması zorunlu ve yeterlidir. Böyle olduğu takdirde icra müdürünün haciz işleminde bir usulsüzlük bulunmadığı sonucuna varılmalıdır. (HGK’nın 13.6.2001 tarih, 2001/12-461 E. – 2001/516 K.) Haciz tarihinde borçlu adına kayıtlı taşınmaz için 3. kişinin açmış olduğu tapu iptal ve tescil davasının kabul edilip kesinleşmesi halinde dahi, haciz tarihindeki mülkiyet durumuna etkisi olmaz. Tescil kararı hacizden sonra verildiğinden ve tapudaki hacizlerin kaldırılması yönünde bir hüküm taşımadığından haczin kaldırılması istemi 3. kişinin genel mahkemede açacağı davada tartışılabilir. (12. HD., 22/01/2013. T., 2012/26127; 1435)

Uyuşmazlık, alacaklının İİK’nın 99. maddesine dayalı istihkak iddiasının reddi davasına ilişkindir. Dava konusu menkul mallar 7.4.2010 tarihinde borçluya ödeme emri tebliğ edilen adreste, borçlunun huzurunda haezedilmiştir. İİK’nın 97/a maddesinde öngörülen mülkiyet karinesi borçlu dolayısıyla alacaklı yararınadır. Bu karinenin aksi davalı 3. kişi tarafından ispat edilmelidir. Davanın alacaklı tarafından açılmış olması ispat yükünün yer değiştirmesine neden olmaz. Davalı 3. kişinin dayandığı vergi levhası, istenilen her kişi adına düzenlenmesi mümkün olan fatura mülkiyet karinesinin aksini ispat için yeterli değildir.
Kaldı ki, haciz adresinde daha önceki borçlunun faaliyet gösterirken dava konusu mahcuz makina borçlu tarafından 30.5.2008 tarihinde dava dışı Birsel Kara isimli kişiye satılarak bu kişinin faaliyete başladığı, onun da makinayı 30.7.2009 tarihli satış sözleşmesi ile 3. kişiye sattığı ve 3. kişinin haciz adresinde borcun doğum tarihinden sonra
1.9.2008 tarihinde ticari faliyetine başladığı tüm dosya içeriği ile sabittir. Mahcuza borçludan satın alarak 3. kişiye satan B. Kara isimli kişinin, takibin dayanağı olan Buldan Aile Mahkemesi’nin 2007/196-2008/132 sayılı boşanma ilamında borçlu ile ilişkisi bulunduğu kabul edilen kişi olduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca bu kişinin alım gücünün bulunmadığı, ekonomik durumunun kötü olduğu boşanma davasında kendi beyanları ile de sabittir. Bu durumda davalı 3. kişi ile borçlu hatta dava dışı B. Kara isimli kişi arasındaki işlemlerin alacaklıdan mal kaçırmak amacına yönelik danışıklı işlemler olduğunun kabulü gerekir. Açıklanan bu maddi ve hukuksal olgular karşısında 3. kişinin istihkak iddiasının reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçelerle davanın reddine karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir. (17. HD., 19.1.2012. T., 2011/11119; 263)

Şikayetçi bankaya alacaklı tarafın istemi üzerine icra müdürlüğünce gönderilen haciz yazısına karşılık anılan bankanın icra dosyasına cevaben gönderilen yazıda “… kendi terinde… saydı hesaplan olduğu, borçlu şahısların bankalarının kredi kartı müşterisi olup, bundan dolayı tüm hesap, hak ve alacaklarının bankalarına rehinli olduğu bu nedenle söz konusu kişilerin hesapları üzerine bankalarının rehin, hapis, takas ve mahsup haklarından sonra gelmek kaydıyla ihtiyati hacziniz ve blokenizin tatbik edildiği ve söz konusu borçlunun bankalarının olan asaleten/kefaleten tüm borçlarının ferileri ile birlikte tamamının ödenmesinden sonra hesabında bir bakiye kalması halinde müdürlük emrine amade tutulacağı ve söz konusu borçluların şubeleri nezdinde başkaca bir hesap, hak ve alacağı olmadığı” na dair ilirazen ve cevaben beyanda bulundukları görülmektedir.
Bu beyana rağmen icra müdürlüğünce ilgili hesaplardaki paranın icra dosyasına gönderilmesi için şikayetçi bankaya yeniden yazı yazıldığı, bu yazı üzerine şikayetçinin icra mahkemesine başvurduğu anlaşılmaktadır.
İİK’nm 96/1. maddesinin 1. fıkrası hükmü aynen “borçlu, elinde bulunan bir malı başkasının mülkü veya rehni olarak gösterdiği yahut üçüncü bir şahıs tarafından o mal üzerinde mülkiyet veya rehin hakkı iddia edildiği taktirde, icra dairesi bunu haciz ve icra zabıtlarına geçirir ve keyfiyeti iki tarafa bildirir” hükmünü içermektedir, yukarıda açıklanan yasal bu düzenleme karşısında üçüncü kişinin iddiası istihkak niteliğinde olup, adı geçenin İİK’nın 97. maddesindeki prosedürü uygulamadan doğrudan icra mahkemesine başvurmasında herhangi bir usulsüzlük yoktur.
O halde, mahkemece taraf teşkili sağlanarak ve noksan harç ikmal edildikten sonra ihtilafın istihkak davası prosedüründe çözümlenmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde sonuca gidilmesi isabetsizdir… (12. HD., 11.04.2008 T., 4673/7515)

Talimat yazılan icra dairesinin görevi, sadece haczi uygulayıp buna ilişkin tutanağı asıl takibin yapıldığı icra dairesine göndermekten ibarettir. Haciz sırasında istihkak iddiasında bulunulması halinde İİK’nm 99 veya 96 ve 97. maddelerinde yazılı kurallardan hangisinin uygulanacağı bir başka anlatımla dava açma külfetinin alacaklı ya da istihkak iddia eden üçüncü şahıstan hangisine yükletileceğine asıl icra dairesi karar verecektir. İcra dairesi de bu kurallara göre hareket ettiğine göre şikayetin reddi yerine yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsizdir… (12. HD., 06.07.2007 T., 12097/14083)

Uyuşmazlık 3. kişinin İİK’nm 96 ve onu izleyen maddelerine dayalı istihkak davasına ilişkindir. Mahkemece; haczin borçlunun adresinde; borçlunun oğlu ve evde hizmetçisinin bulunduğu sırada yapıldığından bahisle davanın süre yönünden reddine karar verilmiştir.
16.07.2004 tarihinde yapılan taşınır mal haczi sırasında hazır bulunan ve hacizli malları birlikte elinde bulunduran 17 yaşındaki davacının torunu, Ö. Faruk: “burada dedemle oturuyoruz, bu ev dedeme aittir” demek suretiyle İİK’nın 4949 sayılı yasa ile değişik 85/2 maddesinde öngörüldüğü gibi 3. kişi yararına geçerli şekilde istihkak iddiasında bulunmuştur.
Yasal süresi içinde yapılan bu istihkak iddiası ile dava açma süresi kesilmiştir. Alacaklı istihkak iddiasına karşı çıktığından İcra Müdürlüğünce İİK’nın 97. maddesindeki prosedürün işletilmesi gerekir. Bu prosedür işletilmediği sürece 3. kişi davasını hacizli mal satılarak bedelinin alacaklıya ödenmesine kadar açabilir. Bu durumda; dava süresinde açıldığından; işin esasına girilerek, taraf delilleri toplandıktan sonra oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde davanın süreden reddine kararı verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. (21. HD., 6.2.2007 T., 2006/3973; 1449)

İİK’nın 96/1 maddesinde istihkak davasının konusu mülkiyet ve rehin hakkı olduğu açıklanmışsa da bu sözcüklerin sınırlayıcı bir anlam taşımadığı, sınırlı aynî haklara, tapuya şerh verilerek kuvvetlendirilmiş kişisel haklara, mülkiyeti saklı tutma sözleşmesine, teferruata, hapis hakkı gibi haklara dayanarak da istihkak davası açılabileceği Yargıtay uygulamasında ve öğretide kabul edilmektedir.
Ancak somut olayda, davalı 3. kişi anılan haklara değil, haczedilen malların kiracı sıfatı ile elinde bulundurduğunu bildirerek kiracılık hakkına dayanarak istihkak iddiasmda bulunmuştur. Kural olarak kişisel haklar istihkak iddiasına ve davasına konu olamaz. Kiracılık ilişkisinden doğan kişisel haklar sözleşmenin tarafı olmayan kişilere karşı ileri sürülemeyeceğinden 3. kişinin istihkak iddiası dinlenemez. Bu durumda, kiracı durumunda bulunan davalı 3. kişinin kira sözleşmesinde yazılı mallar yönünden istihkak iddiasının sıfat yokluğu nedeniyle reddi yerine, yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmesi de usul ve yasaya aykırıdır… (21. HD., 16.11.2006 T., 15557/10041)

Davacı mülkiyeti kendisine ait 06 AG 1713 plakalı araç üzerine konulan hacizlerin kaldırılmasını istemiştir. Bu yönüyle uyuşmazlık İİK’nın 96 ve onu izleyen maddelerine dayalı 3. kişinin istihkak davasına ilişkindir.
Davacı yokluğunda haczedilen araç ile ilgili istihkak iddiasını icra müdürlüğüne verdiği 19.07.2005 tarihli dilekçe ile ileri sürmüştür. İcra Müdürlüğünce, İİK’nın 96/2. maddesi uyarınca düzenlenen, 3. kişinin istihkak iddiasına karşı itirazı varsa 3 gün içinde bildirmesi uyarısını içeren örnek 60 no.lu (istihkak iddiasının bildirilmesine dair varaka) davalı alacaklı vekiline dava konusu olan iki ayrı takip için 28.07.2005 ve 09.08.2005 tarihlerinde tebliğ edilmiş olmasına karşın davalı 3 günlük yasa süre içinde itirazda bulunmadığından “istihkak iddiasını kabul etmiş sayılır. (İİK. mad.96/2 ikinci cümle) 3. kişinin istihkak iddiası alacaklı tarafından kabul edilmiş sayıldığından davacının dava açmakta hukuki yararı yoktur.
Hal böyle olunca, davanın hukuki yarar yokluğu nedeniyle reddine, yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.
O halde davalının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve karar bozulmalıdır. (21. HD., 25.09.2006 T., 1856/8848)

Takipte taraf olmayan 3. kişinin başvurusu açıklanan bu şekli ile istihkak davası niteliğindedir. HUMK’un 76. maddesi gereğince istemin hukuki tavsifi hakime aittir. Mahkemece başvurunun şikayet olarak nitelendirilmesi İÎK’nın 96. maddesi hükmüne ve dosyadaki belge ve bilgilere aykırıdır.
Bu durumda Mahkemece, borçlu da davaya dahil edilmeli, varsa eksik harç tamamlattırılmalı ve çekişme istihkak davası prosedürüne göre çözümlenmeli ve sonucuna göre bir karar verilmelidir. Eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz olduğu gibi, ayrıca alacaklının karşı dava olarak açtığı tasarrufun iptali istemi yönünden de olumlu olumsuz bir karar verilmemesi yasaya aykırı bulunmuştur… (12. HD., 07.07.2006 T., 11643/14981)

Taşınır mal haczi sırasında bulunan borçlu ve aynı zamanda davacı şirket ortağı Fethi haczedilen malların %1 hissesinin kendisine %98 hissesinin Mücella, Yol hissesinin de Haşan’a ait olduğunu belirtmiştir. Bu açıklama, malların bu şirkete ait olduğuna ilişkin iddia niteliğindedir, icra müdürünün hatalı işlemi ile şirket isminin sorulmaması ya da zapta yazılmamasının sonucunun davacı 3. kişiye yükletilmesi mümkün değildir.
Borçlu ve davacı şirket ortağının bu beyanın davacı şirket lehine yapılmış istihkak iddiası olarak değerlendirilmesi gerekir. (İÎK. mad. 96/1) Yasal süresi içinde yapılan bu istihkak iddiası ile dava açma süresi kesilmiştir. Alacaklı istihkak iddiasına karşı çıktığından icra Müdürlüğünce İİK’nın 97. maddesindeki prosedürün işletilmesi gerekir. Bu prosedür işletilmediği sürece 3. kişi davasını hacizli mal satılarak bedelinin alacaklıya ödenmesine kadar açabilir. Bu durumda dava süresinde açıldığından işin esasına girilerek taraf kanıtları toplandıktan sonra, oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde süreden red kararı verilmesi isabetsizdir… (21. HD., 31.01.2006 T., 8282/545)

Cevapla

Email adresiniz paylasilmaz.. Zorunlu alanlari doldurunuz. *

*